?>

Özel Okullarda Eylül Sendromu!

Fatih Gözüaçık

2 saat önce

          Ağustos sonu Eylül başında özel okul öğretmenlerinin seminer çileleri başlar. Devlet okullarında okuyan öğrenciler tatildedirler ama özel okullarda Ağustos sıcağında öğrenciler okula çağırılır hazırlık kampı adı altında. Bu sadece göz boyamadan ibarettir oysaki. Birçok zincir okulda sabahtan öğlene kadar ders öğleden sonra ise içi bir türlü doldurulamayan, bitmeyen seminerler başlar.  İsmi havalı, içeriği bomboş olan o meşhur Mesleki Gelişim Seminerleri. Kulağa ne kadar modern ve vizyoner geliyor, değil mi? Ama madalyonun arkasını çevirdiğinizde karşılaştığınız şey açıkça öğretmene reva görülen bir angarya ve sistematik bir mobbing sürecidir.

           Bugün özel sektördeki eğitim anlayışı, ne yazık ki sahada hiçbir karşılığı olmayan afili kavramların esiri olmuş durumda. Süslü PowerPoint slaytları, yurt dışından ithal edilmiş havalı eğitim jargonları, yüzyıl becerileri veya harmanlanmış öğretim başlıkları altında saatlerce süren sunumlar. Konuşmacı sahnede anlatır, öğretmenler ise havalandırması yetersiz salonlarda koltuklara gömülüp günün bitmesini bekler. Çünkü salondaki herkes en başta da o eğitimi verenler anlatılanların okul başladığında uygulanamayacağını işe yaramayacağını çok iyi bilir. Bunu yönetenlerde mesleki gelişimin öğretmeni baskılayarak sağlanamayacağını bilirler aslında ama burası bir şov dünyasıdır onlara göre sosyal medyada paylaşım yapmak okulumuzda bunlar yapılıyor demek içindir.  İşin daha vahim tarafı, bu süreçlerin çoğu zaman usulünce ve insan onuruna yakışır şekilde yapılmamasıdır. Eğitimler gerçekten bir ihtiyacı karşılamak için değil, öğretmeni okulda tutmak için planlanır. Ne doğru düzgün bir ihtiyaç analizi yapılır ne de öğretmenlere fikri sorulur. Son dakika iletilen muğlak programlar, sürekli değişen saatler ve ne olduğu belirsiz içeriklerle öğretmenlerin zamanı adeta gasp edilir. Dahası var: Bu seminer dönemi, özel okul yönetimleri için adeta bir psikolojik baskı ve mobbing mekanizmasına dönüşür. Biz kurumsal bir kurumuz imajı çizmek adına öğretmenler sabahın köründen akşama kadar anlamsızca okulda tutulur. Kimi kurumlarda kural dışı mesai saatleri zorunlu kılınır, kimi yerlerde yoklamalarla, imza föyleriyle öğretmen adeta bir suçlu gibi takip edilir. Kamera karşısında, ekran başında ya da salonlarda bir dakika bile dalgınlaşan, yorgunluk emaresi gösteren öğretmenler kurum kültürüne uyumsuz ilan edilmekle, hatta sözleşme yenilememeyle üstü kapalı tehdit edilir. Eğitim adı altında yapılan şey, aslında öğretmenin iradesini kırma ve ona burada patron biziz mesajı verme operasyonundan başka bir şey değildir. Dinlenmeye ve yeni döneme zihnen hazırlanmaya en çok ihtiyaç duyduğu dönemde öğretmen, bu işlevsiz bürokrasi çarkının içinde değirmendeki un gibi bilerek öğütülür.

          Peki, tüm bu seminerlerin sahadaki gerçek sorunların çözümüne katkısı var mı gerçekten? Özel okul öğretmeninin omzunda zaten devasa bir yük var. Bir yanda 40 dakikalık derste müfettiş gibi müfredat yetiştirme telaşı, bir taraftan idarenin istekleri, diğer yanda velilerin bitmek bilmeyen talepleri... Bir yanda sınav odaklı sistemin yarattığı devasa baskı, diğer yanda sürekli asgari ücret sınırına çekilmeye çalışılan maaşlar ve güvencesizlik... Bütün bu gerçekler orta yerde kanayan bir yara gibi dururken, öğretmenlere uzay çağı metodolojileri veya akılcı sınıf yönetimi anlatmak açıkça akılla ve emekle alay etmektir. Oysa bu eğitimlerin veliye sunulan; biz kadromuzu sürekli eğitiyoruz broşürlerinden başka hiçbir yere faydası yoktur. Salonda fotoğraflar çekilir, sosyal medyaya fiyakalı kareler servis edilir, kurumsal imaj tazelenir. Kâğıt üzerinde herkes çok modern, herkes çok vizyonerdir. Ama o sunum bittiğinde ve salondaki ışıklar kapandığında, öğretmen yine kendi dertleriyle baş başa kalır. Gerçek bir mesleki gelişim, öğretmeni pasif bir dinleyici yapıp üzerine teorik veri boca etmekle olmaz. Sahadan ve sınıfın gerçeklerinden kopuk uzmanların yazdığı reçeteleri okumak yerine; öğretmenlerin kendi tecrübelerini paylaştığı, pratik sorunlara insani ve uygulanabilir çözümlerin üretildiği atölyeler yapılmadığı sürece bu organizasyonlar eziyet olmaktan öteye geçmeyecektir.

        Özel okul patronları ve yöneticileri artık şu gerçeği görmek zorundadır: İçi boş sunumlarla, uygulamalarla ve mobbing boyutuna varan zorlamalarla öğretmenin enerjisini çalmak eğitimi geliştirmez, okulunuza bir şey katmaz. Unutmayın, tahtanın başına geçtiğinde öğrencisinin hayatına dokunan şey süslü slaytlar, hayattan kopuk etkinlikler değil; değer gördüğünü hisseden, dinlenmiş, hakkı verilmiş ve huzurlu bir öğretmenin gözlerindeki ışıktır. Anlayana!

YAZARIN DİĞER YAZILARI