?>

​Okul Enflasyonu ve Nitelik Kaybı

Fatih Gözüaçık

3 ay önce

       Son yıllarda mahalle aralarındaki apartmandan eğitim kurumuna çevrilen okullardan dev kampüslere kadar her köşe başında bir özel okul tabelasıyla karşılaşır olduk. Aslında eğitim yatırımlarının artması teoride sevindirici görünse de pratikte durum farklı. Plansız ve denetimsiz büyüme beraberinde niteliği zayıflayan okullar, öğretmeni ucuz iş gücü veliyi ise müşteri odağına hapseden sığ bir yapıya dönüşmüş durumda. Şimdi tabloyu biraz netleştirelim. 2001 yılında Türkiye’deki özel okul sayısı 2100 civarındayken özel okulların oranı sadece %2,1’di. Günümüzde ise özel okul sayısı 14700’e oranı ise %19,8’e yükseldi. Yani özel okulların sayısı son 25 yılda 600 kat arttı. 2001 yılından günümüze tabi ki nüfus arttı okullaşmaya ihtiyaçta arttı ama bu kadar büyük bir artış eğitimde niteliği düşürdü maalesef. 

        Tam da bu noktada akıllara şu soru geliyor: Eczanelerde uygulanan nüfus ve mesafe kotası, neden özel okullar için de uygulanmasın? Eczacılık sektöründe devlet hem mesleğin onurunu korumak hem de hizmetin dengeli dağılımını sağlamak adına belirli bir nüfusa göre kota uyguluyor. Eğitimde ise durum tam tersi. Bir caddede yan yana dizilmiş beş özel okul, sağlıklı bir rekabetten ziyade bir "hayatta kalma savaşı" veriyor. Bu savaşın faturası ise genellikle şu şekilde çıkıyor: 

Eğitimde kalitenin düşmesi: Okul sayısının artması ile öğretmenlerin ucuz iş gücü olarak görülmesi daha düşük profilli öğretmenlerin okullarda çalıştırılmasına neden olmaktadır.

​Fiziki Yetersizlik: Bahçesi çok küçük olan, gün ışığı almayan binalarda kolej adı altında eğitim verilmeye çalışılıyor.

​Veli Mağduriyeti: Plansız açılan ve mali yapısı zayıf olan kurumların aniden kapanması, binlerce öğrenciyi ve veliyi zor durumda bırakıyor.

           Peki çözüm ne? Millî Eğitim Bakanlığı’nın, özel okul ruhsatlandırma sürecinde artık sadece bahçenin metrekaresi, merdivenin uzunluğu, tavanın yüksekliği gibi sadece fiziki şartlar üzerinden değil, bölgesel ihtiyaçlar üzerinden hareket etmesi gerekiyor. İhtiyaç analizi yapılarak eğer bir bölgede mevcut okul kapasitesi ihtiyacı karşılıyorsa, yeni bir kurumun açılmasına izin verilmemeli; yatırımcılar okulun bulunmadığı veya ihtiyacın yüksek olduğu bölgelere yönlendirilmelidir. Her şeyden önce unutulmamalıdır ki eğitim bir ticari girişim alanı olmanın ötesinde, devletin gözetiminde yürütülen kamusal bir hizmettir. Dolayısıyla pazarın görünmez eline bırakılamayacak kadar kritiktir. Eczanelere uygulanan kota sistemi, eczacıların mesleki itibarını ve ekonomik sürdürülebilirliğini korudu. Benzer bir modelin özel öğretim kurumlarına entegre edilmesi, sektördeki okul enflasyonunu durduracak ve tabela okullarının yerini köklü, nitelikli eğitim kurumlarının almasını sağlayacaktır. Eğitimde ne kadar çok, o kadar iyi mantığı çökmüştür. Şimdi ihtiyacımız olan şey; kontrolsüz büyüme değil, nitelikli planlamadır.

         Sonuç olarak, eğitimde kapasite ve kalite arasındaki makas açıldıkça, kaybeden sadece veliler ve öğretmenler değil, biz hepimiz, tüm toplum ülkenin beşerî sermayesi olmaktadır. Eğitim yatırımı, bir market zinciri açmakla eşdeğer görüldüğü sürece, tabela okulları birer ticari enkaz olarak kalmaya mahkûmdur. Her sermaye sahibinin okul açmasının önüne geçen, ihtiyaç analizlerinin iyi yapıldığı bir sürece acilen ihtiyacımız var. Unutmayalım eğitimde boşa geçen bir gün geleceğimizden alınan aylara bedeldir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI