?>

BEN KENDİM İÇİN NE İSTİYORUM?

Abdurrahman EMRE

2 saat önce

Bir gün biri bana sorsa:

“Nasıl bir dünya istiyorsun?”

Cevap veririm.

“Nasıl bir Türkiye hayal ediyorsun?”

Anlatırım.

“Nasıl bir Gaziantep istiyorsun?”

Onu da söylerim.

Ama biri çıkıp:

“Peki sen kendin için ne istiyorsun?”

diye sorsa…

İşte o zaman susarım.

Çünkü bu sorunun cevabını vermek, diğerlerinden daha zor.

İnsan hiç kendisi için bir şey istemez mi?

İster elbette.

Ben de istedim.

Gençliğimde benim de hayallerim vardı.

Bir ev…

Bir iş…

Bir düzen…

Çocuklarımın geleceği…

Sonra çocuklar büyüdü.

Benim hayallerimin içine onların hayalleri girdi.

Sonra torunlar geldi.

Bu kez onların geleceğini düşünmeye başladım.

Ve galiba insanın yaşı ilerledikçe tuhaf bir şey oluyor:

Kendi geleceğin küçülürken, kendinden sonrakilerin geleceği büyüyor.

Bir gün fark ediyorsun ki artık “Ben ne olacağım?” diye sormuyorsun.

“Onlar nasıl yaşayacak?” diye soruyorsun.

Ben bugün tam olarak oradayım.

NASIL BİR DÜNYA?

Ben kusursuz bir dünya istemiyorum.

Çünkü kusursuz insan yok.

İnsan varsa hata da var, farklılık da var, eksiklik de.

Ben farklılıkların düşmanlığa dönüşmediği bir dünya istiyorum.

Güçlünün değil, hakkın güçlü olduğu…

Çocukların savaşların bedelini ödemediği…

Bir annenin çocuğunun geleceği için korkmadığı…

Bir babanın ailesini geçindirebilmek için onurundan vazgeçmek zorunda kalmadığı…

İnsanların birbirine siyasi kimliğinden, inancından, parasından ya da makamından önce insan olduğu için değer verdiği bir dünya.

Belki büyük bir hayal.

Ama insanlık, gerçekleştirdiği her büyük şeyin önce hayalini kurmadı mı?

NASIL BİR TÜRKİYE?

Vatandaşın devlete karşı kendisini küçük hissetmediği bir Türkiye.

Devletin gücünü vatandaşa göstermek için değil, vatandaşın hakkını korumak için kullandığı bir Türkiye.

Adaletin parası olana başka, garibana başka işlemediği…

Liyakatın torpilin önüne geçtiği…

Bir makama gelmek için “Kimi tanıyorsun?” sorusunun değil, “Ne biliyorsun?” sorusunun sorulduğu…

Siyasetin insanları birbirine düşman etmek için değil, memleketin meselelerini çözmek için yapıldığı bir Türkiye.

Gençlerin geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kalmadığı…

Çiftçinin ürettiğinde kaybetmediği…

İşçinin emeğinin karşılığını aldığı…

Esnafın yarını düşünürken korkmadığı…

Emeklinin ömrünün son yıllarını ay sonunu hesaplayarak geçirmediği…

Ve çocuklarımızın geleceğinin anne babalarının cüzdanına bağlı olmadığı bir Türkiye.

Ben çocuklarımızın yalnızca sınav kazandığı değil, hayatı kazandığı bir eğitim istiyorum.

Düşünen…

Sorgulayan…

Üreten…

Farklı düşündüğünde dışlanmayan…

İtiraz ettiğinde düşman ilan edilmeyen gençler.

Çünkü bir ülkenin gerçek geleceği, bugün diktiği binalardan çok, yarın yetiştirdiği insanlarda saklıdır.

YA GAZİANTEP?

Gaziantep’i anlatmak benim için biraz daha zor.

Çünkü burası sadece bir şehir değil.

Benim hayatımın bir parçası.

Bu şehir çalışmayı bilir.

Üretmeyi bilir.

Yoktan var etmeyi bilir.

Zor zamanda ayağa kalkmayı bilir.

Depremden sonra yeniden doğrulmayı da bilir.

Ama Gaziantep’in başka bir tarafı daha vardır.

Bu şehir insanı acıyarak acıtarak sever.

Ne zaman yaşanılır hale gelir?

Bunun tam tersi olduğu gün.

İnsanını acıtmadan sevdiği gün.

Gaziantep büyüsün.

Sanayisi büyüsün.

İhracatı büyüsün.

Yeni fabrikalar kurulsun.

Yeni yatırımlar gelsin.

Ama artık sadece betonumuz büyümesin.

İnsanın hayatı da büyüsün.

Çocukların oynayacağı parklar…

Gençlerin okuyacağı kütüphaneler…

İnsanların nefes alacağı yeşil alanlar…

Yaşlıların kendisini unutulmuş hissetmeyeceği sokaklar…

Engellilerin önüne engel çıkarmayan kaldırımlar…

Yoksulun utanmadığı, zenginin şehrin geri kalanından kopmadığı bir Gaziantep.

Çünkü şehir dediğimiz şey bina değildir.

Yol değildir.

Fabrika değildir.

Şehir insandır.

İnsanı huzurlu değilse, dünyanın en zengin şehri bile yaşanılır değildir.

PEKİ BEN?

Şimdi baştaki soruya dönelim.

“Sen kendin için ne istiyorsun?”

İşte burada cevabım biraz değişiyor.

Ben çocuklarımın benden daha iyi şartlarda yaşamasını istiyorum.

Torunlarımın çocuklarımdan daha güzel bir Türkiye görmesini istiyorum.

Onların bizden daha özgür, daha adil, daha huzurlu bir ülkede yaşamasını istiyorum.

Ama artık yalnızca kendi çocuklarımı düşünmek de bana yetmiyor.

Çünkü insan belli bir yaştan sonra kendi ailesinin sınırlarını aşmaya başlıyor.

Benim torunum iyi bir eğitim alacaksa, başka bir çocuğun da alabilmesini istiyorum.

Benim torunum temiz hava soluyacaksa, başka bir çocuğun da solumasını istiyorum.

Benim torunum güvenli sokaklarda büyüyecekse, başka bir çocuğun da büyümesini istiyorum.

Çünkü sonunda anlıyorsun:

Mesele benim çocuğum değil.

Mesele bütün çocuklar.

Mesele, bizden sonra gelecek olanlar.

Henüz doğmamış olanlar.

Henüz adını bilmediğimiz çocuklar.

Bizi hiç tanımayacak insanlar.

Ama bizim bugün verdiğimiz kararların sonuçlarını onlar yaşayacak.

BİR GÜN BİZ OLMAYACAĞIZ.

Bunu biliyoruz.

Evler kalacak.

Arabalar kalacak.

İşler kalacak.

Paralar kalacak.

Makamlar kalacak.

Ama biz olmayacağız.

Peki geriye ne kalacak?

Bir insanın hayatına dokunduysak, o kalacak.

Bir çocuğun umudunu artırdıysak, o kalacak.

Bir gencin önünü açtıysak, o kalacak.

Bir haksızlık karşısında susmadıysak, o kalacak.

Bir şehrin daha yaşanılır olması için uğraştıysak, o kalacak.

Çünkü insanın gerçek mirası, kasasında bıraktığı değil;

kendisinden sonra insanların hayatında bıraktığıdır.

Belki de hayatın en büyük yanılgısı şu:

İnsanın kendisi için ne kadar çok biriktirirse o kadar çok kazanacağını sanması.

Oysa bir yerden sonra insan anlıyor:

Biriktirdiklerin değil, bıraktıkların önemli.

Bir ev bırakırsın, içinde başkaları yaşar.

Bir para bırakırsın, harcanır.

Bir makam bırakırsın, başkasına geçer.

Ama güzel bir gelecek bırakabilirsen…

İşte o başka.

Çünkü o, senden sonra da yaşamaya devam eder.

Şimdi bana tekrar sorun:

“Abdurrahman, sen kendin için ne istiyorsun?”Cevabım artık çok net.Ben çocuklarımın benden daha iyi yaşamasını istiyorum.Torunlarımın çocuklarımdan daha iyi yaşamasını istiyorum.Onların çocuklarının da onlardan daha iyi yaşamasını istiyorum.Ve bu zincirin, benim adımı kimse hatırlamasa bile devam etmesini istiyorum.Benim adımı bilmesinler.Olur.Beni hatırlamasınlar.

O da olur.Ama benden sonra gelenler, benden daha güzel bir ülkede yaşasın.Benden daha adil bir toplumda büyüsün.Benden daha özgür olsun.Benden daha umutlu olsun.Benden daha güzel günler görsün.İnsan hayatının sonunda galiba kendisine şu soruyu sormalı:

“Ben ne aldım?”değil…

“Ben ne bıraktım?”Çünkü insanın bu dünyadaki ömrü, yaşadığı yıllardan ibaret değil.Kendisinden sonra bıraktığı iyilik kadar uzuyor.

Bir ağacı dikersin.Belki gölgesinde sen oturamazsın.Ama dikersin.

Çünkü bilirsin:O gölge bir gün bir çocuğun üzerine düşecek.İşte ben bugün hayatı biraz böyle görüyorum.Ben artık kendime bir gelecek kurmaya çalışmıyorum.Kendimden sonrakilere bir gelecek bırakmaya çalışıyorum.Belki benim için bundan daha büyük bir zenginlik yok.Daha büyük bir makam yok.Daha büyük bir başarı yok.Daha büyük bir miras yok.Ve şimdi, bütün bu yazdıklarımın ardından, baştaki soruya verebileceğim tek bir cevabım kaldı:

Ben kendim için ne istiyorum?

Hiçbir çocuğun benim yaşadığım korkuları yaşamamasını…Hiçbir gencin benim gördüğüm umutsuzlukları görmemesini…Hiçbir annenin çocuğunun geleceği için kaygılanmamasını…Hiçbir babanın ailesine mahcup olmamak için ezilmemesini…Ve benden sonra gelenlerin bir gün dönüp bu ülkeye baktıklarında:“Bizden öncekiler bize güzel bir hayat bırakmak için ellerinden geleni yaptılar.”diyebilmesini istiyorum.Başka?Başka bir şey istemiyorum.

Ya da…Belki de istiyorum.Benden sonrası, benden bizden güzel olsun.Çok ümidim yok ta !!!!!

YAZARIN DİĞER YAZILARI