?>

İnsan ve İstihdam

Abdurrahman EMRE

3 ay önce

İnsanoğlu var olduğu günden bugüne, hayatını idame ettirebilmek adına barınmadan ulaşıma, giyimden aklınıza gelebilecek her türlü ihtiyaca kadar sayısız alanda üretmek zorunda kalmıştır. Bu ihtiyaçların karşılanması ise her zaman insan gücüne dayanmıştır. Binlerce yıl içerisinde şekil değiştiren bu emek kavramı, bugün “robot çağı” olarak adlandırdığımız dönemde bile özünü kaybetmemiştir. Zira robotları yapan da, yöneten de, geliştiren de yine insan aklı, insan beyni ve insan emeğidir.

Yaklaşık 45 yıllık çalışma hayatım boyunca; memuriyetten ticarete, işletmecilikten turizme, idarecilikten insan kaynakları uzmanlığına kadar birçok alanda görev yaptım. Çok şükür, altmışlı yaşları geride bırakırken şunu net bir şekilde ifade edebilirim ki bu işin en zor kısmı, insanı istihdam etmek; yani insan çalıştırmaktır.

Hangi sektör olursa olsun, çalışan bir insanın evinden iş yerine ulaşımından iş yerindeki güvenliğine, yemeğinden çayına, maaşından fazla mesaisine, puantajından sigortasına, ikramiyesinden sosyal yardımına kadar her detay başlı başına büyük bir organizasyon gerektirir. Bunun yanında kullanılan makine parkuru, hammaddenin temini, depolanması, sevkiyatı gibi unsurlar da eklendiğinde ortaya devasa bir operasyon çıkar.

Bugün ülkemizde ve özelde Gaziantep’te, organize sanayi bölgeleri ve sanayi siteleriyle birlikte yüz binlerce insanın çalıştığı büyük bir üretim ekosistemi bulunmaktadır. Ancak bu büyük yapının en ciddi sorunlarından biri, hiç şüphesiz kalifiye eleman eksikliğidir. Bu sorun artık istisna değil, her sektörün ortak derdi haline gelmiştir.

Şubat ayından bu yana bir dostumuzun ahşap kapı, mutfak ve butik mobilya üretimi yapan fabrikasında danışmanlık ve yöneticilik yapmaktayım. Amacımız işletmeyi tüm birimleriyle düzene sokmak ve daha verimli, daha rantabl bir yapıya kavuşturmaktır. Bu süreçte personel alımını da bizzat yürütüyorum. Ancak gördüğüm tablo maalesef düşündüğümüzden çok daha vahimdir.

Sektörde ihtiyaç duyulan; ebatlamacıdan presçiye, ustabaşından boyacıya, kalfadan çırak ve meydancıya kadar geniş bir yelpazede personel bulmak neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Üstelik bu iş kollarında maaşlar 30.000 TL ile 80.000 TL arasında değişmekte; buna sigorta, yol ve yemek gibi ek haklar da dahil edilmektedir.

Özellikle 18-30 yaş aralığındaki vasıfsız personel grubunda dikkat çeken bir tablo vardır. İş başvurusuna gelen gençler daha işe başlamadan ücret, çalışma saati, yemek ve servis gibi sorularla süreci başlatmakta; işe başladıktan sonra ise en istikrarlısı dahi 15-30 gün arasında işi bırakmaktadır. Üstelik bu süre zarfında da çoğu zaman verimli bir çalışma performansı sergilenememektedir.

Daha da dikkat çekici olan ise bu kesimde gözlemlenen yüksek özgüven, zaman zaman kibir ve sorgulamadan işi bırakma eğilimidir. “Sistem bana uymadı” diyerek hiçbir gerekçe sunmadan işten ayrılan çok sayıda insanla karşılaşıyoruz. Sorunu çözmeye çalıştığınızda ise çoğu zaman iletişim kurmak dahi mümkün olmuyor.

30-60 yaş aralığındaki çalışanlar nispeten daha istikrarlı görünse de bu grupta da farklı zorluklar söz konusudur. Mesleki tecrübesi yüksek olan çalışanlarda zaman zaman mesleki kibir ve uyum problemleri yaşanmakta, baskı hissettiklerinde işi bırakma eğilimi görülmektedir.

Oysa bu sektör; matematik, fizik, ölçü, analiz, yaratıcılık ve üretkenlik gerektiren, ciddi zeka ve beceri isteyen bir alandır. Ancak ne yazık ki bu niteliklere sahip bireylerde de zaman zaman öfke kontrolü ve disiplin sorunları gözlemlenmektedir. Elbette bu genellemenin dışında kalan, işini hakkıyla yapan, ahlaklı ve disiplinli çalışanları tenzih etmek gerekir.

Buradan özellikle mesleki sivil toplum kuruluşlarına ve Milli Eğitim Bakanlığı’na önemli bir çağrıda bulunmak istiyorum: Marangozluk, ahşap işleme, mobilya üretimi, döşemecilik, boya ve makine operatörlüğü gibi alanlarda meslek liselerinde verilen eğitimin artırılması şarttır. Aksi halde çok uzak olmayan bir gelecekte, bu mesleklerin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması kaçınılmazdır.

Ayrıca gençlere yalnızca teknik bilgi değil; dilekçe yazma, iş başvuru formu doldurma, kendini ifade etme, temel iletişim ve mesleki etik gibi konularda da eğitim verilmelidir. Ahilik kültürü, esnaflık adabı, saygı, sevgi ve mesleki hiyerarşi yeniden hatırlatılmalı ve yaşatılmalıdır.

Unutulmamalıdır ki güçlü bir ekonomi, güçlü bir üretim ve güçlü bir toplum ancak yetişmiş insan gücü ile mümkündür.

Şeyh Edebali ne güzel söylemiş: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”

Biz de diyoruz ki: İnsanı yetiştir ki meslek yaşasın, meslek yaşasın ki millet ayakta kalsın.

Kalın sağlıcakla…

YAZARIN DİĞER YAZILARI