Evet sevgili dostlar…
Köşe yazarlarının da işi gün geçtikçe zorlaşıyor. Sosyal medyadaki stand-upçılar için de durum farklı değil. Yazacak konu bulmak, işleyecek mesele yakalamak her geçen gün daha da çetin bir hâl alıyor. Hatta abartıyorum belki ama neredeyse tek sohbet konusu siyaset, liderleri çekiştirme, yerme…
Eleştiri bile gün gelecek, maalesef Türk Ceza Kanunu bir tarafa bırakılarak, keyfe keder maddeler eklenmişçesine hayali cezalarla karşılık bulacak gibi görünüyor.
Geçtiğimiz günlerde bir dostumuzun taziyesinde, ayaküstü sohbet ederken arkadaşlar takılıyor:“Biraz kalemini sertleştirsen mi? Korkma… Ne olacak? Cezaevine girer çıkarsın, bu vesileyle ünlü de olursun.”
İşin esprisi bir tarafa…
Bizim ünlü olmak gibi bir kaygımız, bir tasamız yok. Ama gelinen noktaya bakar mısınız dostlar? İnsanlar artık bambaşka beklentilerin peşinde.
Dizilerde vurdulu kırdılı sahneler… Mafya hikâyeleri… Trafikte yine aynı kaos… Sanki herkes “Game Over” modunda sürüyor aracını.
Ne oldu bize?
O suhulet iklimi Türk milletine ne oldu?
Gerçekten merak ediyorum… Ama ne yazık ki cevabını bulamıyorum.
Bugünlerde mesleki konulara eğilmek istiyorum. Bununla ilgili birkaç yazı da kaleme aldım. Biliyorsunuz, geçen hafta Gaziantep’in yollarıyla ilgili bir “rüyamı” köşeme taşımıştım. Elbette farklı anlamlar çıkaranlar, farklı yorumlar yükleyenler oldu.
Bu hafta da oldukça yoğun, bir o kadar da stresli geçti. Oturdum düşündüm:
“Allah’ım, ne yazayım?”
Mesleki konular yazıyorsun, millet okumuyor. Sektör paydaşlarına gönderiyorsun, tık yok. Sanki dünya yıkılmış da altında kalmış gibiler…
İşte tam da burada insanın kalemiyle vicdanı arasında bir mücadele başlıyor.
Ben de dedim ki, bugün farklı bir konu işleyeyim.
4 Temmuz 1988’di sanırım… İstanbul Boğazı’na ikinci altın bilezik takılmıştı: Fatih Sultan Mehmet Köprüsü. Yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 900 gün gibi kısa bir sürede tamamlandı. Tamamıyla yerli sermaye ile hayata geçirilen, birinci köprüyle benzerlikler taşıyan, başarılı bir devlet projesiydi.
Gurur duyduk…
Yapanlarla, yaptıranlarla ve emeği geçenlerle.
Orada bir anekdot vardı, hatırlar mısınız bilmem…
Rahmetli Turgut Özal, eşi Semra Özal ile birlikte siyah bir Mercedes ile köprüden geçerken, esprili bir şekilde:“Hadi hanım, şu teybe bir kaset koy da biraz neşemizi bulalım,” demişti.
Bir devlet adamıydı…
Bir vizyondu…
Allah rahmet eylesin.
Sonra bir hayale daldım…
Gaziantep’te deniz yok, boğaz yok; birinci, ikinci köprü yapacak coğrafyamız yok belki…
Ama gözümde şöyle bir sahne canlandırdım:
Sayın Fatma Şahin ve eşi İzzet Bey nostaljik bir arabaya binseler…Fatma Hanım, “İzzet Bey, hadi bir kaset koy da keyfimizi bulalım,” dese…
Ve gece vakti ya da pazar günü, şehrin en sakin anında Gaziantep’in ana ve ara arterlerinde bir tur atsalar…
Acaba ne hissederler?
“Bu nereden çıktı?” dediğinizi duyar gibiyim.
Ama inanın…
Gaziantep’in ana arterleri, ara cadde sokakları, bulvarları… İpekyolu…21. yüzyıl Türkiye’sine yakışmıyor.
Gazi şehre yakışmıyor.
Tarihi İpekyolu’na, doğuyu batıya bağlayan bu kadim şehre yakışmıyor.
Bakıyorsunuz:
“Nisan ayında asfalt çalışmamız başlayacaktır” tabelası…
Altında bir isim.
Haziran ayındayız!
Hangi nisan?
Şahinbey’e gidiyorsunuz, ayrı bir hikâye…Büyükşehirde yollar daraltılıyor, kaldırımlar genişletiliyor.Üç şeritli yol ikiye düşürülüyor.O iki şeridin biri de park eden araçlara gidiyor.
Geriye tek şerit kalıyor.
Ve o tek şeritte…
Bir şehrin sabrı sınanıyor.
İnsanlar trafikte stres yükleniyor.İşine giderken de, evine dönerken de sinir harbi yaşıyor.
Adeta saç baş yolduracak hâle geliyor.
Öte yandan açıklamalar geliyor:
“1.000.000 metrekarelik alana hobi bahçeleri tarzı evler. Gerek varmı ? Kuzey şehir güney şehir körkün ve şehir içinde ciddi manada yapı stoğu mevcut zaten. Bence siz onları kullanalılabilinir yaşanılabilinir hale getirmenin teşvikleriyle uğraşsanız daha efektif bir hizmet sunarsınız değilmi!?!?
“350.000 metrekarelik alana adrenalin parkı…”Şehrin her tarafı adrenalin zaten parka ne gerek var umut Yılmaz …….
İyi…
Güzel…
Ama soruyorum:
Bu işin bir ortası yok mu?
Abartının da bir sınırı olmaz mı?Bu şehrin daha ciddi sorunları yokmu ?
Bir yandan tünel projeleriyle övünülüyor, bir yandan hızlı tren müjdeleri veriliyor…
Allah aşkına Sayın başkan!!
Biz yorulduk…
Ama gerçekten yorulduk.
Yazmaktan yorulduk…Söylemekten yorulduk…Arabalarımızın tamiri için bozuk yollu küsgete tamircilere oto servislerine gitmekten çok ama çok yorulduk!! Dost sohbetlerinde aynı dertleri dile getirmekten yorulduk…
Artık şu şehrin yollarını, kaldırımlarını…
Bu şehre yakışır hâle getirin.
Bu ülkeye yakışır hâle getirin.
Avrupa standartlarına yakışır hâle getirin.
Çünkü biz artık büyük projelerin hayalini değil…
Düzgün bir yolun gerçeğini istiyoruz.
İnanın, başka bir şey istemiyoruz.