?>

SABAH BİR RÜYA GÖRDÜM… GAZİANTEP TRAFİĞİ

Abdurrahman EMRE

3 saat önce

Sabah uyandım, işe gitmek üzere evden çıktım.Evimin bulunduğu caddedeki kavşakta sağdan gelen otomobil bana yol verdi. Soldaki araç ise durdu, yayaya öncelik tanıdı.

Işıklara geldiğimde önümdeki araç sağa sinyal verdi, diğer şeritteki araç sola…Yanımda duran sürücü tebessüm ederek selam verdi.

Empati Okulu’nun önünde trafik, yayalara öncelik vererek akıyor; kimse kimsenin önünü kesmiyor, kimse acele etmiyor…İller Bankası ışıklarında her gün telefonuyla meşgul olan o iki polis memuru yok… Ama ilginçtir, trafik kusursuz işliyor.

Yollar asfaltlanmış, çizgiler net, refüjler düzenli, çimler biçilmiş…Ulus Kavşağı’nda insanlar güler yüzlü, saygılı, birbirine yol vererek işine gidiyor.

Adliye ışıklarında sola dönecek şeritler boş, o kavşağın demirbaşı olan görevli polis memuru bile sakin… Çünkü müdahaleye gerek yok.

Turgut Özal Bulvarı yine yoğun ama kimse kimseyi sıkıştırmıyor.Korna yok, selektör yok, sağdan soldan dalan yok…

Saip Konukoğlu Bulvarı’nda kaos yok, otogar kavşağı kilit değil, kaza yok…Ve ben, Aydınlar Mahallesi’ndeki iş yerime huzur içinde ulaşıyorum.

Şimdi diyorsunuz ki:“Üstünü açık bırakmışsın, rüya görmüşsün…”

Evet…Bu bir rüyaydı.

Saat 04.40’ta uyandım.Sonra tekrar uyudum…Ve sabah, ne yazık ki gerçeğe uyandım.

Gerçek şu:Gaziantep’te 2026 yılı itibarıyla trafiğe kayıtlı motorlu kara taşıtı sayısı 780 bine dayanmış durumda.

Dağılım ise düşündürücü:Yaklaşık 328 bin otomobil, 228 bin motosiklet, 123 bin kamyonet…On binlerce ağır vasıta, binlerce minibüs ve otobüs…

Bu rakamlarla Gaziantep, Türkiye’nin en yoğun araç sahipliği olan şehirlerinden biri.

Ama mesele sadece sayı değil…Mesele; zihniyet, eğitim ve kültür meselesi.

Fevzi Çakmak Bulvarı…Sözde üç şerit.Bir şerit otopark, kalan iki şerit kaos.

Yol çizgileri silik, refüjler bakımsız…Kurallar ise adeta yok hükmünde.

Kırmızı ışık 70 saniye yanıyor, yeşil 15 saniye…O 15 saniyede ise ancak 3 araç geçebiliyor.

Sinyal vermek bir lüks…Yol vermek ise adeta zayıflık göstergesi sayılıyor.

Tali yoldan çıkan, ana yolu gasp ediyor.Sağa sola dönüşlerde kimsenin kimseye tahammülü yok.

Direksiyon başında sanki trafik değil, bilgisayar oyunu oynanıyor.

Bir yanda refleksleri zayıflamış, hâlâ direksiyon başında olan yaşlı sürücüler…Diğer yanda gücü yettiği aracı alıp trafikte “ben buradayım” diyenler…

“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” psikolojisiyle hareket edenler…Kural tanımayan, saygıyı zafiyet sanan bir anlayış…

Ve en önemlisi:Denetimsizlik.

Trafik ekipleri sahada yeterince görünmeyince, kural ihlali cesaret buluyor.Cezasızlık algısı büyüdükçe, kaos normalleşiyor.

Oysa mesele çok daha derin…

Ailede alınan eğitim,Okuldaki disiplin,Toplumdaki görgü,Hukuka saygı,Adalet duygusu,Vicdan…

Bunların hepsi direksiyon başına geçtiğinizde sizinle birlikte yola çıkar.

Trafik; sadece araç kullanmak değildir.Trafik, bir medeniyet göstergesidir.

Sözün özü:Trafik dediğimiz şey; asfalt, çizgi ve ışık meselesi değildir.

Trafik; insan meselesidir.

Ve biz, önce insan olmayı öğrenmeden…Bu şehirde ne yolu düzeltebiliriz, ne de trafiği.

Çok açık söyleyeyim:Bu işin çözümü ne sadece belediyede, ne sadece emniyette…

Çözüm; aynaya baktığımız yerde.

Direksiyonun başında…Kendimizde.

YAZARIN DİĞER YAZILARI