?>

Ayşe Tatile Çıksın!!!

Abdurrahman EMRE

4 saat önce

O kritik karar herkesten nasıl gizlendi?Yakın çalışma arkadaşları dâhil…Karardan ev halkı bile haberdar olmayacaktı!

“Neler çektik neler… Soğuk terler döktük!”

Tarih: 20 Temmuz 1974…Türkiye, Kıbrıs Barış Harekâtı’na hazırlanıyor.

Ama asıl mesele sadece askerî bir hamle değil…Asıl mesele, o kararın nasıl alındığı…Ve nasıl saklandığıdır.

Devlet Bakanı Süleyman Arif Emre, “Siyasette 35 Yıl” adlı eserinde o günleri anlatırken, aslında bir devlet refleksini de ortaya koyar:

Kabine üyeleri kendi aralarında kesin bir söz verir:“Karardan ev halkımız dâhil kimsenin haberi olmayacak!”

Düşünün…Meclis kaynıyor…Muhalefet bastırıyor…Milletvekilleri soruyor:

“Çıkartma yapılacak mı, yapılmayacak mı?”

Ama cevap yok.

Çünkü karar alınmış…Ve karar, suskunlukla korunmaktadır.

Emre o günleri şöyle anlatır:

“Başbakanın Londra ziyaretinin ardından oluşan vahim tablo karşısında Hükûmetin ne yapacağı merak ediliyordu. TBMM Genel Kurulu’nda herkes cevap bekliyordu. Ama biz, Kabine üyeleri olarak kararımızı vermiştik. Çıkartma kararını, ev halkımız dâhil kimseye söylemeyecektik.”

Kolay mı?

Değil…

Meclis’te adeta sorguya çekiliyorlar.1963 ve 1967’nin gölgesi sürekli önlerine konuyor.“Yine geri mi adım atacaksınız?” imaları havada uçuşuyor.

Ve en çarpıcısı:Bu baskıya kendi milletvekilleri bile katılıyor.

İşte o anların özeti tek bir cümlede saklı:

“Neler çektik neler… Soğuk terler döktük!”

Ama biliyorlar…Biraz daha sabır…

Meclis oturumu ertelenirse…O beklenen an gelecek.

Ve öyle de olur.

Oturum ertelenir…Ve artık karar sahadadır.

Çıkartma başlar.

Sadece bir askerî harekât değil…Bir irade ortaya konur.

Geçmiş hükûmetlerin tereddüt ettiği yerde,bu kez bir adım atılmıştır.

Ama işin en çarpıcı tarafı şudur:

En cesur kararı alanlar…en ağır eleştirilere maruz kalanlardır.

Peki bu iradenin arkasındaki isimlerden biri kim?

Sessiz…Gösterişsiz…Ama sağlam bir karakter:

Süleyman Arif Emre…

1923’te, Cumhuriyetle yaşıt bir ömür başlar.Adıyaman’ın Besni ilçesinden çıkar, devletin en kritik kademelerine kadar uzanır.

Ama onu sadece bir bürokrat olarak tanımlamak eksik olur.

O, bir dava adamıdır.

Milli Görüş’ün kuruluş sürecinde, Necmettin Erbakan ile birlikte aynı yolda yürüyen,program yazan, yapı kuran, temel atan isimlerden biridir.

Millî Nizam Partisi…Kapatılır.

Millî Selamet Partisi…Yeniden doğar.

Refah Partisi…Yükselir.

Fazilet…Sınanır.

Saadet…Yoluna devam eder.

İsimler değişir…Tabelalar iner…Yenileri asılır…

Ama bir şey değişmez:

Dava…

Ve o davanın sessiz taşıyıcıları…

Süleyman Arif Emre işte tam da o noktadadır.

Ön planda değildir.Mikrofonu en çok tutan o değildir.Ama temeli taşıyanlardan biridir.

Görünmez…Ama hissedilir.

Siyasetin gürültüsü içinde,sessiz bir omurga gibi durur.

Bir gün Erbakan ile tanışırlar.

Fikirlerini anlatırlar.

Aldıkları cevap kısa ama derindir:

“Benim de bu yönde çalışmalarım var… Netleşince sizi haberdar ederim.”

Ve o an…

Arif Emre’nin ifadesiyle:“ırmak ırmağa karışır.”

İşte o birleşmeden bir hareket doğar.

24 Ocak 1970…Millî Nizam Partisi kurulur.

Devamında gelen tüm partiler…Aslında aynı ruhun farklı isimleridir.

Süleyman Arif Emre, sadece siyasetçi değildir.

Aynı zamanda bir şairdir.

Heceyle, aruzla yazdığı yüzlerce şiiri vardır.Ama çoğu bilinmez.

Çünkü o, görünmek için değil…taşımak için vardır.

Hatıralarını “Siyasette 35 Yıl” adlı eserinde toplar.

Ve 21 Temmuz 2019’da, 96 yaşında bu dünyadan ayrılır.

Bugün geriye ne kaldı?

Bir isim mi?

Hayır…

Bir duruş…

Bir sadakat…

Ve bir ders:

Bazen en büyük işler…en sessiz insanlar tarafından yapılır.

Ve bazen…tarihi değiştiren kararlar,önce derin bir suskunlukta alınır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI