Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın son dönemde yaptığı “artık seyredemeyiz, karar almamız gerekiyor” çıkışı, Türkiye siyasetinde yalnızca bir anlık refleks olarak yorumlanmamalı. Bunun yerine; daha derin bir stratejik yönelimin işareti olarak okunmalıdır. Bu çıkış, pasif muhalefet eleştirisinin ötesine geçe aktif ve kararlı bir siyasi iradenin gerekliliğini vurgulamakta ve aynı zamanda olası bir adaylık sürecine dair güçlü bir sinyal niteliği taşımaktadır.
Peki nedir pasif muhalefetten kasıt?
CHP çok uzun zamandır mitingler manzumesi ile siyasete yön vermeye çalışmakta. Ancak, görünen o ki, miting silsilesi ile alınmak istenen sonuçlar yeterli değil gibi. Ekonomik dar boğaz her geçen gün toplumun geniş kesimlerini daha fazla sarsarken, bu sarsıcı etkinin siyasetteki karşılığı olan siyasi partilerin oy oranlarını olması gereken miktarda değiştirmediği yapılan anketlerde görülüyor. Bana sorarsanız bu ekonomik gidişatta, CHP’nin tüm anketlerde açık ara 1. Parti olması gerekirken, iktidar partisi ile aradaki fark belirgin miktarlarda açılamıyor.
Yaklaşık 2 yıllık bir süreçte, CHP’li belediyelere yapılan operasyonlar durmuyor. Mitingler ve söylemler, bu operasyonları durdurmak için yeterli etkiyi göstermiyor.
İşte Mansur Yavaş’ın çıkışı, yüksek ihtimal bu siyasi tabloyu okumasından kaynaklıdır diye düşünüyorum.
Tabi bu çıkışın, sadece adaylık perspektifinden de okunmasının eksik olacağı kanaatindeyim.
Türkiye’de seçmen davranışı uzun süredir kimlikler, ideolojik aidiyetler ve ekonomik beklentiler arasında şekillenmektedir. Ancak son yıllarda bu eksenlerin giderek daha geçirgen hale geldiği görülüyor. Bu noktada Mansur Yavaş’ın siyasi konumlanması, klasik kutuplaşma siyasetinin dışında bir alan açma potansiyeli taşımaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında siyaset yapmasına rağmen, yalnızca parti tabanına değil; milliyetçi, muhafazakâr ve hatta iktidar seçmeninin belirli bir kesimine hitap edebilme kapasitesi, onu farklı kılan temel unsurdur.
Yavaş’ın en önemli avantajlarından biri, ideolojik sertlikten uzak, pragmatik ve hizmet odaklı bir yönetim anlayışı sergilemesidir. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı sürecinde ortaya koyduğu performans, geniş kesimlerde “güvenilir yönetici” algısını pekiştirmiştir. Bu durum, özellikle kararsız seçmen ve mevcut iktidardan kopma eğilimi gösteren gruplar üzerinde etkili olabilecek bir zemin yaratmaktadır.
Bu çerçevede, Mansur Yavaş’ın olası adaylığı yalnızca bir isim tartışması değil; aynı zamanda Türkiye’de yeni bir siyasi denge arayışının da yansıması olarak görülmelidir. Bu denge, “ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ” olarak tanımlanabilecek daha kapsayıcı bir ortak payda etrafında şekillenebilir. Burada söz konusu olan milliyetçilik, dar ve dışlayıcı bir perspektiften ziyade; Cumhuriyet değerlerine, hukukun üstünlüğüne ve toplumsal uzlaşıya dayanan bir anlayışı ifade etmektedir.
Böyle bir eksenin güç kazanması halinde, mevcut muhalefet blokunun iç dinamikleri de yeniden şekillenebilir. Özellikle Türk milliyetçiliğini temsil eden siyasi aktörlerin, bu yeni dengede daha görünür ve etkili bir rol üstlenmesi olasıdır. Bu durum, muhalefetin yalnızca bir “karşıtlık” üzerinden değil, aynı zamanda ortak bir değerler bütünü üzerinden yeniden inşa edilmesine katkı sağlayabilir.
Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasi anlayışını ve stratejik konumlanmasını bu gidişata göre yeniden değerlendirmesi, partinin etkisini artırması açısından kritik bir önem taşıyacaktır. CHP’nin, kapsayıcı bir milliyetçilik anlayışını ve geniş toplumsal kesimlerle temas kurabilen bir dili benimsemesi, hem Mansur Yavaş’ın potansiyelini daha etkin şekilde değerlendirmesine hem de yeni oluşabilecek siyasi dengede belirleyici bir aktör olarak konumlanmasına katkı sağlayabilir.
Öte yandan, bu senaryonun gerçekleşebilmesi için yalnızca adayın profili yeterli olmayacaktır. Aynı zamanda güçlü bir siyasi vizyon, kapsayıcı bir dil ve farklı toplumsal kesimleri bir araya getirebilecek bir strateji gereklidir. Mansur Yavaş’ın bugüne kadar sergilediği düşük profilli ancak etkili siyaset tarzı, bu açıdan avantaj sağlasa da, ulusal ölçekte daha net ve iddialı bir söylem geliştirmesi kritik olacaktır.
Sonuç olarak, Mansur Yavaş’ın son çıkışı, Türkiye siyasetinde yeni bir dönemin habercisi olabilir. Bu çıkış, yalnızca bir adaylık sinyali değil; aynı zamanda daha geniş bir siyasi dönüşümün ipuçlarını barındırmaktadır. Eğer bu süreç doğru yönetilirse, Türkiye’de siyaset, keskin ayrışmalar yerine ortak değerler etrafında yeniden şekillenebilir. Bu da hem muhalefet hem de genel siyasi sistem açısından yeni bir denge ve fırsat alanı yaratabilir.












