Bilirsiniz, Mary Shelley'nin ünlü romanındaki Dr. Frankenstein, laboratuvarda yeni bir canlı yaratmaya çalışıyordu.
Bugün ise laboratuvarın yerini mutfak aldı. Dr. Frankestein’ın yerini ise bizler…
Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim… Şöyle:
Şekeri çıkarıp yerine bal koyduk.
Beyaz unu bir kenara atıp yulaf unu kullandık.
Üzerine biraz chia ve biraz da fıstık ezmesi. Ve o son dokunuş: “vicdan rahatlığı”.
Ortaya çıkan tarifle gurur duyduk ve şöyle dedik:
"Tamam, bunu artık istediğim kadar yiyebilirim."
İşte tam bu noktada besinleri “Frankensteinlaştırdık”
Öncelikle yanlış anlaşılmak istemem. Daha besleyici alternatifler seçmek elbette doğru bir yaklaşım. Tam tahıllı un kullanmak, lif miktarını artırmak, ilave şekeri azaltmak ya da sağlıklı yağ kaynaklarını tercih etmek öğün kalitesini gerçekten iyileştirebilir.
Ancak burada küçük ama önemli bir ayrıntı var:
Bir kurabiyeye bal koyunca o kurabiye artık bir brokoli olmuyor.
Sadece “daha iyi” bir kurabiye oluyor.
Beslenme dünyasında en sık karşılaştığımız yanılgılardan biri de işte bu.
"Fit", "şekersiz", "glutensiz", "doğal", "rafine şekersiz" gibi etiketler, sanki besinin tüm özelliklerini değiştiriyormuş hissi oluşturuyor. Oysa bu etiketler, besinin enerji içeriğini sihirli bir şekilde ortadan kaldırmıyor.
Evet; lifi artabilir, vitamin-mineral içeriği zenginleşebilir, daha uzun süre tok tutabilir. Bunların hepsi önemli kazanımlar. Ama "daha sağlıklı" demek, "sınırsız tüketilebilir" demek değildir.
Çünkü beslenmede asıl mesele büyük resmi görebilmektir.
Bu yüzden sosyal medyada gördüğünüz her "fit tarif" karşısında kendinize şu soruyu sorun:
"Ben gerçekten daha iyi bir seçim mi yaptım, yoksa sadece vicdanımı mı rahatlattım?"
Sağlıklı beslenme, besinleri kusursuz hâle getirme çabası değildir. Elinizdeki seçenekler arasında daha iyisini seçebilmek, porsiyonu yönetebilmek ve hiçbir besine sihirli güçler yüklememektir.
Uzm. Dyt. Çiğdem İLÇİ AKKOR