Herkes hayatında en az bir kere bu cümleyi kurmuştur ya da kuranı duymuştur. “O pazartesi”den önceki son günler de genelde “son kaçamak” günleri olmuştur. Ne yiyeceksek yiyip pazartesi sabahı yeni bir insan olarak uyanacağımıza inanmışızdır. Fakat bu rüya genelde umduğumuzdan kısa sürmüştür…
Çünkü diyet deyince zihnimizde oluşan “tam uyum” fikri bizi “Ya hep ya hiç!” algısına sürüklemiştir. Uzun vadede de sonuç “Hiç” olmuştur. Oysa bundan sonra böyle olmak zorunda değil…
Birkaç gün devam eden kısıtlı diyete uyum sağlasak da bir yerde tıkanıp, pes edip o “kaçamağı” yapıyoruz ve sonrası pişmanlık… “Ekmek yedim, bozdum. Tatlı yediysem bugün zaten gitti. Akşam fazla kaçırdım, yarın kahvaltı yapmayacağım.” Ve en sonunda: “Ben bu işi beceremiyorum.”
Diyet, sağlığımızı destekleyen bir araç olmaktan çıkıp günün bütün kararlarını yöneten bir projeye dönüştüğünde işler zorlaşıyor. Bir süre sonra olay yemek yeme eyleminden çıkıp ne yediğimizi, kaç kalori aldığımızı, akşam yediğimiz tatlının “telafisini” düşünmeye başladığımız bir sürece evriliyor.
Oysa sağlıklı beslenme bir sınav değil. 100 üzerinden 100 almak zorunda olduğumuz bir sınav hiç değil.
O doğum günü partisine katılıp o pastayı yemek isteyeceğiz; arkadaş buluşmalarında, tatillerde, yoğun iş günlerinin sonunda bazen o tatlıyı canımız isteyecek. Bunların hepsini beslenme planının dışında bırakmaya çalıştığımızda diyetimiz yaşam tarzımıza uygun halden çıkıp yalnızca belirli bir süre yapabildiğimiz ve o sürede de hayatımızı ona göre şekillendirmemiz gereken ürkütücü bir faktöre dönüşüyor (Ne kadar kısıtlayıcı…)
Peki ne yapacağız?
- Öncelikle “bozdum” kelimesini hayatımızdan çıkaracağız. Bir öğünün fazla kaçması bütün günü, hatta bütün haftayı çöpe atmaz. Bir sonraki öğünde normal düzenimize dönebiliriz. Ceza olarak aç kalmaya ya da ertesi gün sadece salata yemeye gerek yok (Yine de abartmayalım tabi…)
- Mükemmeli aramak yerine esnekliği öğreneceğiz. Her gün aynı şekilde beslenmek zorunda değiliz. Zaten uzun vadede mümkün de değil. Bazen çok dengeli bir gün geçiririz, bazen biraz daha dağınık. Önemli olan tek bir gün değil, genel tablo.
- Kendimize şu soruyu daha sık soracağız: “Ben bu beslenme düzenini hayatımın geri kalanında sürdürebilir miyim?” Cevap hayırsa, biraz daha esnek bir yol bulmak gerekiyor demektir. Çünkü iyi bir beslenme düzeni yalnızca bedenimizi değil, zihnimizi de beslemeli. Sürekli kaygı ve suçluluk yaşadığımız bir düzen ne kadar sağlıklı olabilir?
Aslolan nedir diye sorarsanız; “Kişinin hayatını diyetin etrafında kurması değil; beslenmenin kişinin hayatına uyum sağlaması” derim.
Sağlıklı beslenmek için hayatımızın pause tuşuna basmaya gerek yok. Pazartesiyi beklemeye de. Doğru diyeti uyguladığımız sürece bize her gün pazartesi…
Ama geleneği bozmayalım derseniz bu pazartesi sizi kısıtlayan, kaygılandıran, mutsuz eden diyetlere yönelmekten vazgeçme kararı alabilirsiniz.
Uzm. Dyt. Çiğdem İLÇİ AKKOR