Türkiye ekonomisinde bugün yatırımcıların önündeki en önemli soru artık yalnızca “Faiz ne olacak?” değil aslında, herkes enflasyonun ne zaman kalıcı olarak düşeceğine odaklanmış durumda.
Dün Merkez Bankası bu soruya önemli bir nebze ve tahminlerinde yine sapmak suretiyle yanıt verdi. Aslında perşembenin gelişi çarşambadan belliydi diyebiliriz bunun için. Çünkü, programın başından beri aynı şeyi söylüyorum.
Bu duruma yol açanların, durumun faturasını sadece geniş halk kesimlerine fatura edip, kamuyu bu işin dışında bırakırlarsa başarılı olamayacaklarını hep dillendirdim.
Ayrıca, programlar teorik metinlerdir bir yerde. Bu metinlere güven oluşması gerekir. Yani siz önce geniş kesimleri enflasyonun düşeceğine inandırmanız gerekirdi. Bu da yapılmayınca doğal olarak piyasa fiyatlarının oluşumunda herkesin kendi faizi, kendi enflasyonu ve kendi kuru meydana geldi. Bu da fiyatlar genel seviyesini hep dirençli tuttu ve tutmaya da devam ediyor.
Şimdi tekrar gelelim Merkez Bankası’nın dünkü tahmin güncelleme açıklamasına…
2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 26'dan yüzde 28'e yükseltildi. 2027 tahmini yüzde 15'te, 2028 tahmini ise yüzde 9'da bırakıldı. Merkez Bankası aynı zamanda sıkı para politikasının sürdürüleceğini vurguladı.
İlk bakışta bu kötü haber gibi görünebilir.
Ama ben daha farklı okunması gerektiğine inanıyorum.
Türkiye'de dezenflasyon süreci bitmiş değil; sadece beklenenden daha uzun sürecek.
%28 neden önemli?
Çünkü Merkez Bankası'nın tahminini yukarı çekmesi, önümüzdeki dönemde faiz indirimlerinin daha dikkatli yapılabileceğine işaret ediyor.
Bunun temel nedeni oldukça basit.
Enflasyon yalnızca bugünün fiyatlarıyla ilgili değildir. İnsanların yarın fiyatların ne kadar artacağını düşünmesi de enflasyonun kendisi kadar önemlidir.
Bir işletme gelecek yıl maliyetlerinin yüzde 30 artacağını düşünüyorsa fiyatını bugünden ona göre belirler.
Çalışan ücret artışını buna göre ister.
Ev sahibi kirasını buna göre belirler.
Tedarikçi fiyatını buna göre artırır.
Böylece enflasyon kendi kendini beslemeye başlar.
Merkez bankalarının en büyük korkusu da budur. İşte giriş paragrafında izah ettiğim tam da budur.
ABD ENFLASYONU VE AVRUPA ENFLASYONU BİZE NE ANLATIYOR?
Burada Türkiye açısından da önemli bir küresel ders var.
ABD'de son ay enflasyonu beklentiler dahilinde gelmesine rağmen, Avrupa ülkelerinde enflasyon tekrar artışa geçti. Bu rakamlar Fed'in yüzde 2 hedefinin hâlâ üzerinde. Üstelik Fed içinde “faiz artırmak gerekir mi?” konusunda görüş ayrılığı devam ediyor. Avrupa’daki enflasyonda, faizlerin kısa vadede gerilemeyeceğine işaret ediyor.
Bunun bize öğrettiği çok basit bir şey var:
Enflasyon düşmeye başladığında merkez bankaları hemen rahatlamaz.
Çünkü enflasyonun düşmesi başka, kalıcı olarak yenilmesi başkadır.
Türkiye'nin bugün yaşadığı süreç de buna benziyor.
Merkez Bankası faizleri indirerek ekonomiyi rahatlatmak istiyor olabilir. Fakat bunu fazla erken yaparsa, enflasyon beklentilerinin yeniden bozulması riski ortaya çıkıyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye'de faiz indirimi olacaktır diye düşünüyorum; ancak bunun enflasyondaki gerçek düşüş hızına bağlı, kontrollü bir süreç olması daha olası.
Çünkü, enerji ithalatçısı bir ülke konumunda olan Türkiye için sınırımızda yaşanan savaşın gidişatı son derece önemli.
PEKİ TL’DE KALINMALI MI?
Benim kısa vadeli cevabım hâlâ evet.
Fakat artık geçmişteki kadar rahat bir evet değil.
Son iki yılda yüksek TL faizleri, kontrollü kur artışı ve Türkiye'ye giren portföy sermayesi sayesinde TL'de kalan yatırımcı önemli bir taşıma getirisi elde etti.
Bu strateji çalıştı.
Fakat bunun sonsuza kadar çalışacağını düşünmek hata olur.
Çünkü bugün Türk lirasının reel olarak pahalı hale geldiğini söyleyen ciddi bir ekonomik kesim var.
İhracatçı daha yüksek kur istiyor.
Turizmci daha yüksek kur istiyor.
Sanayici rekabet gücünün yeniden artmasını istiyor.
Vatandaş ise market fiyatlarına bakarak TL'nin neden bu kadar “pahalı” hale geldiğini zaten günlük hayatında hissediyor.
Ama burada ekonomi yönetiminin çok zor bir problemi var:
Kur yükselirse ihracatçı rahatlar; fakat aynı kur hareketi enflasyonu yeniden yukarı çekebilir.
İşte Türkiye'nin önündeki temel denklem bu.
DOLAR/TL’DE NEDEN ANİ BİR SIÇRAMA BEKLEMİYORUM…
Çünkü Merkez Bankası'nın bugün geçmiş yıllara göre daha güçlü bir rezerv ve politika cephanesine sahip olduğunu düşünüyorum.
Bu nedenle beklenmedik büyük bir şok yaşanmadığı sürece kısa vadede kontrolsüz bir kur atağından ziyade kontrollü bir değer kaybı daha olası.
Benim yıl sonu dolar/TL beklentim yaklaşık 52-53TL.
Tabi bunu bazı youtuberlar gibi fala bakarak söylemiyorum. Kur hesaplamalarında kullanılan Fisher formülünün ifade ettiği değer bu.
Ama doğal olarak bu bir kesinlik değil, mevcut ekonomik koşullara dayanan bir tahmin.
52 TL- 53 TL civarında bir yıl sonu kuru gerçekleşirse, bugünkü TL faizlerinin sağladığı getiri nedeniyle 2026'nın geri kalanında TL'de kalmanın hâlâ dolar karşısında avantaj sağlayabileceğini düşünüyorum.
Ancak burada önemli bir değişiklik var:
Ben artık TL'de kalmayı bir “uzun vadeli yatırım” değil, bir “geçiş stratejisi” olarak görüyorum.
2026'nın geri kalanında TL ağırlığı korunabilir.
Fakat 2027'ye girerken döviz bazlı varlıkların portföy içindeki payının artırılması daha fazla önem kazanabilir.
2028 ise dezenflasyonun kalıcı olup olmadığını görmek açısından yeni bir değerlendirme dönemi olabilir.
Bunlar takvimsel kesinlikler değil. Ekonominin vereceği sinyallere göre değişecek bir yol haritası. Ayrıca ülkemizin yavaştan bir seçim dönemine girdiği de unutulmamalı. Bu dönemde NAS kadar olmasa da onun yarısı kadar bir genişlemenin yaşanacağı fikrindeyim.
PEKİ ALTIN NASIL HAREKET EDECEK?
Herkesin savaş çıkarsa yükselir diye elindeki avucundakini altına bağladığı bir ülkedeyiz. Ama, ne yazık ki öyle olmayacaktı. Savaş başladıktan sonra gerek savaş harcamaları için ülkeler, gerekse de teminat açığını kapatması için altın satmak zorunda kalan yatırımcılar yüzünden altında beklenilen yükseliş olmadı. Tabi, altına yönelim gayrimenkul ve taşıt piyasasını da ciddi derecede olumsuz etkiledi. Şimdilerde de yüksek kurdan altın alanların paralarının büyük kısmı halen bağlı durması sebebiyle aynı durgunluk devam ediyor. Tabi burada TL faizlerin halen yüksek oluşunu da eklemek gerekir.
Altının gidişatı ABD-İRAN SAVAŞI’nın durumuna bağlı. Savaş ihtimali devam ettikçe altın da yön aşağı, petrol de yukarı olur. Altın savaş ihtimalinin kalıcı olarak ortadan kalktığı imajının güçlenmesiyle birlikte yukarı yönlü hareket eder.
Gelelim BORSA İSTANBUL’a…
Çünkü Türkiye'de enflasyon gerçekten düşmeye devam eder ve faizler kontrollü biçimde aşağı gelirse, bunun ikinci aşamasında Borsa İstanbul bundan faydalanabilir.
Yüksek faiz döneminde yatırımcı parasını risksiz veya düşük riskli TL enstrümanlarda tutmayı tercih ediyor.
Faiz düştükçe bu cazibe azalacak.
Ve yatırımcı yeniden şirket kârlarına, büyümeye ve hisse senetlerine bakmaya başlayacak.
Üstelik düşük faiz yalnızca yatırımcı davranışını değiştirmez.
Şirketlerin finansman maliyetini de düşürür.
Bu da özellikle borçluluğu yüksek şirketler açısından kârlılık üzerinde ciddi bir fark yaratabilir.
Dolayısıyla benim Borsa İstanbul'a ilişkin olumlu görüşüm devam ediyor.
Ancak bunun ana şartı faiz indirimi ile enflasyonun yeniden yükselmesinin aynı anda gerçekleşmemesi.
Önümüzdeki dönemin en önemli göstergesi ne olacak?
Bence dolar değil.
Faiz de değil.
Beklentiler.
Vatandaşın, şirketin ve yatırımcının gelecek yıl enflasyonun düşeceğine inanıp inanmadığı...
Çünkü Türkiye ekonomisinin gerçek zaferi enflasyonun yüzde 28'den yüzde 20'ye düşmesi olmayacak.
Asıl zafer, insanların fiyatların yeniden istikrarlı hale geleceğine inanması olacak.
O noktaya geldiğimizde Türkiye'nin yatırım haritası da değişecek.
Faizler düşecek.
TL üzerindeki baskı azalacak.
Uzun vadeli yatırımlar yeniden anlam kazanacak.
Şirketlerin finansman maliyeti düşecek.
Borsa İstanbul'un hikâyesi güçlenecek.
Ve belki de en önemlisi, Türkiye ekonomisi yıllardır içinde bulunduğu “kur artışı → enflasyon → faiz artışı → ekonomik yavaşlama” döngüsünden çıkmaya başlayacak.
Bugün için benim yaklaşımım bu nedenle oldukça net:
TL'den kaçmak için henüz erken.
Ama bugünkü yüksek TL faizini sonsuza kadar sürdürülebilir bir yatırım fırsatı olarak görmek de doğru değil.
Merkez Bankası'nın yüzde 28'lik yeni tahmini bize aslında bunu söylüyor.
Dezenflasyon devam ediyor, fakat yol hâlâ uzun.
Yatırımcı açısından 2026'nın geri kalanı TL'nin hâlâ güçlü olduğu bir dönem olabilir.
Fakat 2027'ye giderken asıl soru değişecek:
Türkiye enflasyonu düşürüyor mu, yoksa sadece yüksek faizle zaman mı kazanıyor?
Bu sorunun cevabı, önümüzdeki birkaç yılın hem yatırımcısını hem de Türkiye ekonomisinin kaderini belirleyecek











