USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

ŞEHRİN BİRİNCİ SINIF AMA İKİNCİ ŞERİT İNSANLARI

ŞEHRİN BİRİNCİ SINIF AMA İKİNCİ ŞERİT İNSANLARI
15-09-2026

Evet sevgili arkadaşlar, bütün Türkiye’nin dört gözle beklediği o zaman geldi…

Veliler direksiyon başındaki yerlerini aldı ve yarışa start verildi.

Şehrin devlet sırrı taşıyan bütün çocukları, sabah yataklarından kaldırılıp otomobillere bindiriliyor ve okulun kapısına kadar bırakılıyor.

 

Eski Türkiye’de yol falan olmadığından mecburen yürünüyordu. Şükür, yol yaptılar, köprü yaptılar da o günler geride kaldı…

Servis desen güvenilmez, toplu taşıma desen halk işi… Bizim çocuk en iyisi; okulun kapısına kadar otomobille gitsin.

Hatta mümkünse sınıfın kapısına kadar.

Sabahları okul kapısının önünde öyle bir güvenlik harekâtı yürütülüyor ki çocukların derse değil, tanık koruma programına alındığını zannedebilirsiniz.

Neredeyse çocuk sınıfına oturacak, öğretmen yoklamayı alacak; veli ancak ondan sonra gaza basacak da yola çıkacak …

 

Madem okul kapısından sonrası bile bu kadar tehlikeli, çocuğu müdürün odasına kadar otomobille bırakalım. Hatta mümkünse aracın ön tarafını kantine, arka tarafını sınıfa park edelim. Çocuk hiç açık havayla temas etmesin.

Sokaklarda güvenlik sorunu olabilir. Okul çevrelerinde tedbir gerekebilir. Buna kimsenin itirazı yok.

Ama çocuğunu korumak adına başka çocukların güvenliğini tehlikeye atmak nasıl bir güvenlik anlayışıdır?

Yaya geçidinin üzerine park ediyorsun.

Kaldırımı kapatıyorsun.

Başka çocukları yolun ortasından yürümeye zorluyorsun.

Görüş alanını kapatıp okul servislerinin manevra yapmasını engelliyorsun.

 

Sonra da buna “evlat hassasiyeti” diyorsun.

 

Yok kardeşim.

 

Bu hassasiyet değil; ya yalnızca kendi çocuğunu çocuk sanmaktır ya da kendini bir şey sanmak…

 

Eğer okul kapısından sınıfın kapısına kadar uzanan korkunç bir güvenlik zafiyeti olduğuna gerçekten inanıyorsanız mesele, ikinci şeritte nöbet tutarak çözülecek kadar basit değildir. Bunu ayrıca tartışalım.

Çocuğu okula da göndermeyin, siz de sokağa çıkmayın.

Hem içiniz rahat etsin hem de şehir biraz nefes alsın.

 

Sabah veya akşam bir okulun önünden geçmeye çalışırsanız eğitimin bir ülkenin kalkınması için ne kadar önemli olduğunu öğrenmekle birlikte, bir şehrin trafiğini ne kadar kolay felç edebildiğini de görürsünüz.

Birinci şerit dolu.

İkinci şerit otopark.

Üçüncü şerit, “Çocuğu alıp hemen çıkacağım.” diyenlerin zimmetinde.

Dördüncü şerit varsa oraya da dörtlülerini yakıp medeniyetle bütün ilişkisini kesmiş bir vatandaşımız kurulmuş.

Ha, lafı gelmişken söyleyeyim: Dörtlülerin öyle bir özelliği var ki yaktığın yer artık senindir. Dört lamban aynı anda yanıp sönmeye başladığı anda çevreni bir güç kalkanı sarıyor ve dokunulmazlığın başlıyor!

Yol, kamuya ait olmaktan çıkıp şahsi bekleme salonuna dönüşüyor.

 

Hayatta her şeyi doğru yere koymak gerekiyor: Çocuğu okula, otomobili otoparka, ateşi evin merkezine… İlk ikisi biraz görgü, sonuncusu ise ustalık istiyor.

Orso Şömine.

 

Arkasında ambulans mı kalmış, otobüs dönemiyor mu, insanlar işe mi yetişemiyor; bunların hepsi gereksiz teferruat…

Çünkü kendisi çocuğunu taşıyor, biz ise belli ki şehirde amaçsızca dolaşıyoruz.

Bu özgüven nereden geliyor, gerçekten merak ediyorum.

Paranın verdiği küstahlık mı?

Arabanın büyüklüğünden kaynaklanan bir dokunulmazlık hissi mi?

Yoksa şehir içi yollar için de özelleştirme ihalesi yapıldı da yüklenici firma siz mi oldunuz?

Bu tür insanların toplumsal sorumluluğu, bindikleri arabanın ekonomik değeriyle ters orantılı. Aracın ekonomik değeri yükseldikçe içeridekinin diğer insanları görme ihtimali azalıyor.

Fiziksel olarak görüyor belki ama belli ki insan olarak görmüyor.

 

Ahmet Hamdi üstat ne de güzel söylemiş:

“Şu hakikati kendi hayatım bana öğretti: İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir. Bizi öldürecek belki yüzlerce hastalık, yüzlerce vaziyet vardır. Fakat başkasının yerini hiçbiri alamaz.”

Tanpınar elbette bunu ikinci şeritte bekleyen velilere bakarak yazmamıştır; ama yazmak isteseydi herhangi bir okulun çıkış saatine denk gelmesi yeterdi.

 

Trafik kurallarını da bilmiyorsunuz; insanlığı bilmediğiniz gibi.

Aslında haklarını da yemeyelim; bu insanlar kendi içlerinde son derece tutarlılar: Kendilerinden başka kimseyi hesaba katmıyorlar. Fakat bu tutarlılık, birlikte yaşama fikriyle taban tabana aykırı.

Pardon da siz kimsiniz acaba?

Yol sizin, kaldırım sizin, okulun önü sizin…

Siz, bu şehirde yaşayan diğer insanları trafikte önünüzden çekilmesi gereken organizmalar mı zannediyorsunuz?

Mesele çocuğunu okula bırakmak değil elbette. Küçük yaştaki çocuğunu güvenle teslim etmek isteyen anne babaya kimse bir şey söyleyemez. Mesele, bunu yaparken toplumun geri kalanını yok saymak.

Beş dakika yürümemek uğruna yüzlerce insana yirmi dakika kaybettirmek…

Sen kimsin de senin beş dakikan, diğer insanların yirmi dakikasından daha değerli?

Okulun yüz metre ilerisine park edip yürümek mümkün.

 

Ama olmaz…

 

Çünkü bizim toplumda mesafe ayakla değil, itibarla ölçülüyor.

Çocuğu okul kapısının tam önünde indirince ilgili veli, yüz metre ileride indirince ilgisiz anne baba olunuyor herhâlde. Otomobil ne kadar büyük ve kapıya ne kadar yakınsa ebeveynlik puanı da o kadar yüksek.

Sonra çocuklarımıza okulda öğretiyoruz.

Öğretmen içeride trafik kurallarını anlatıyor.

Babası dışarıda ters yönden gelip ikinci şeridi kapatmış.

Öğretmen çocuğa toplum içinde yaşamanın kurallarını öğretiyor.

Annesi kaldırımın üzerine çıkmış, diğer çocukları yola indiriyor.

Peki çocuk hangisini öğrenecek?

Öğretmenin söylediğini mi?

Anne babasının yaptığını mı?

Kendi öz saygısı olmadığı için başkalarına saygısızlık etmeyi marifet sayan insanların davranışlarını gören bir çocuğa hangi öğretmen, tek başına toplumsal sorumluluk kazandırabilir?

Öğretmenler sınıfta saygıyı, paylaşmayı, kul hakkını, başkalarının hakkını gözetmeyi, görgüyü ve kuralları anlatıyor; kapıda velisi yol hakkını gasp ederek bambaşka bir ders veriyor.

 

Teorik eğitim içeride, uygulamalı görgüsüzlük kapıda veriliyor.

 

Neyse, sabah çocuğu sağ salim sınıfına kadar uğurladık. Sanmayın ki görev burada sona erdi.

Asıl büyük organizasyon okul çıkışında başlıyor.

 

Bir de okul çıkışından yarım saat önce gelip ikinci şeridin VIP bölümünü kapan velilerimiz var. Bunların okula kayıt sırasında yüzde 30 fazla ödeme yaparak ikinci şeridi kiraladığını zannediyorsanız, hiç de öyle değil.

Bunlar, yalnızca kendilerini uyanık zanneden birtakım insanlar.

Çocuk henüz sınıfta, kendisi çoktan yolun ortasına kurulmuş. Yarım saat erken gelerek hem trafiği herkesten önce tıkıyor hem de bekleme sırasındaki imtiyazlı yerini garanti altına alıyor.

Madem boşa geçirecek yarım saatin var, güzel değerlendir be kardeşim. Git biraz yürü, spor yap. Hani sağlam kafa sağlam vücutta bulunurdu…

Belki biraz temiz hava alınca ikinci şeridin otopark olmadığını hatırlarsın. Hem sağlığına faydası olur hem de şehir senin yüzünden toplu sinir krizi geçirmez.

Üstelik bunların “Hemen çıkacağım.” dediği süre de bizim bildiğimiz zaman ölçüleriyle hesaplanamıyor.

Çocuk okuldan çıkar, arkadaşına sarılır, öğretmenine döner, çantasını unuttuğunu fark edip tekrar içeri girer…

Veli hâlâ ikinci şeritte.

 

 

 

Çünkü DÖRTLÜLER YANIYOR!

 

Arkasındaki kuyruğa da aynadan mağrur mağrur bakıyor.

Sanki yolu kapatan kendisi değil de şehir, otomobilinin arkasında kendiliğinden birikmiş.

Derken okulun kapısı açılıyor ve gözümün bebeği nihayet teşrif ediyor.

Sanki bizimkiler at kestanesi…

 

Okullar açıldığında yalnızca eğitim başlamıyor; şehrin zaten pamuk ipliğine bağlı trafik düzeni de çöküyor. Bunun sebebi yalnızca öğrenci sayısı ya da herkesin sadece kendi çocuğunu önemli görmesi değil elbette. Biraz da yolların kabahati var; ama o, bu yazının konusu değil…

 

Evet, sizin çocuğunuz değerli.

Ama trafikte beklettiğiniz insanların çocukları da değerli. İşine yetişmeye çalışan insanın zamanı da değerli. Kaldırımdan inmek zorunda bıraktığınız öğrencinin güvenliği de değerli.

Bir çocuğu okula bırakmak ya da okuldan almak, bütün şehri sınıfta bırakmayı gerektirmiyor.

Biraz yürüyün. Çok değil; sadece yirmi beş, bilemediniz otuz metre…

Çocuğunuza da yürümeyi öğretin.

 

Belki böylece yalnızca okula değil, medeniyete de birkaç adım yaklaşmış oluruz.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Özhanlar Mobilya