USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

AFTER PARTY

AFTER PARTY
04-09-2026

Bu sezon siyasetin trendi belli:

Before Party OUT, After Party IN.

Before Party aslında oldukça eski bir mekân.

Öyle dün açılmış, çakma Google yorumlarıyla ortalıkta adı geçen bir yer değil.

Neredeyse herkes adresini bilir.

Duvarlarında eski fotoğraflar vardır.               

Masalarında yılların izi...

Sahnesinde nice assolistler eskimiştir.

Kimisi güzel şarkılar söylemiş, kimisi mikrofonu biraz fazla sevmiş, kimisi de şarkı bittiği hâlde sahnede beklemeye devam etmiştir...

Lakin yıllardır aynı DJ'in yanlış performanslar sergilemesi Party'yi zor duruma sokmaya başladı. Bu nedenle mekân yeni bir DJ'e teslim edildi.

Playlist değişti.

Tempo yükseldi.

Salon hareketlendi, coştu.

Uzun süredir sandalyesinde oturanların bir kısmı ayağa kalktı.

Tam müşteriler "Galiba bu gece eğleneceğiz." derken kapıda takım elbiseli birkaç görevli belirdi.

Ellerinde kâğıtlar...

"Bir dakika arkadaşlar." dediler:

"Bu gece geçersiz. Kabindeki yeni DJ arkadaş kalkacak, eski DJ geri gelecek."

Yallaaaaaaaaaa...

Şimdi ben hukukçu değilim.

Gece kulübü işletmecisi hiç değilim.

Ama yıllardır hizmet sektörünün temel prensibinin müşteriyi kaçırmamak olduğunu da iyi bilirim.

Meğer siyasette durum farklıymış.

Her ne kadar onun adı da hizmet olsa da...

Unutmayın Vatana, Vatandaşa Hizmet…

Müşteri gidiyorsa playlist değiştirmiyor, koşulları iyileştirmiyorsunuz,

Müşteriyi tü kaka yapıyor, hizmetten anlamayan bireyler ilan ediyorsunuz.

 

Eski DJ yeniden kabine geçti.

Tozlu plaklar raftan indirildi.

Mikrofonun yüksekliği eski ayarına getirildi.

Salonun bir kısmı birbirine baktı.

Ve içlerinden birileri:

"Biz karşıya geçiyoruz." dedi.

Karşıda yeni bir tabela yandı:

AFTER PARTY

İşin ironik tarafı şu...

After Party normalde ana eğlence bittikten sonra yapılır.

Bizde ise ana eğlencenin bitip bitmediğine mahkeme karar verince açıldı.

Memleket olarak gece hayatına bile kendimize özgü bir yorum getirmeyi başardık.

Yeni salon kısa sürede dolmaya başladı.

Eski salondan milletvekilleri geldi.

Yöneticiler geldi.

Yıllardır aynı masalarda oturan insanlar geldi.

Kimisi gerçekten yeni müziğe inanarak geldi.

Kimisi "Bu artık benim bildiğim salon değil." diyerek.

Kimisi yapılanlara itiraz ettiği için...

Ve bunların hepsine saygı duymak gerekir.

Çünkü insan fikir değiştirebilir.

Parti değiştirebilir.

Yol değiştirebilir.

Hatta kırk yıldır dinlediği şarkıyı kapatıp başka bir playlist açabilir.

İlke, değişmemek değildir.

Zaten hiç değişmeyen tek şey mezar taşıdır.

Fakat...

After Party'nin kapısında başka tipler de görünmeye başladı.

Onları hemen tanırsınız.

Onlar müziği takip etmez.

Hoparlörü takip eder.

Ses nereden yüksek geliyorsa oraya doğru yürürler.

Siyasette bazı ağlar herkese açıktır.

Dün Before Party'nin en ön masasında otururken bugün After Party'nin kuruluş hikâyesini anlatmaya başlayanlar çıkar.

İnsan ister istemez düşünüyor:

Yahu arkadaş...

Sen daha dün öbür salonda, mekânda seni bilsinler diye garsonun cebine üç beş ateşlemiyor muydun?

Ne ara buranın kurucu müdavimi oldun?

Ama siyasetin enteresan bir hafıza sistemi var.

Kapıda yeni bileklik takılınca eski gece otomatik siliniyor.

"Asla" kaldırılıyor, "Zaten" yükleniyor.

Yeni sürümün adı: Taklacı v2.0

Güncelleme notları:

"Geçmişte verilen demeçlerle ilgili bazı hatalar giderildi."

"Yeni konjonktür desteği eklendi."

"Vicdan uygulamasındaki gereksiz bildirimler kapatıldı."

Fakat gecenin bir yerinde çok daha acayip bir şey oluyor.

DJ müziği bir anda kısıyor, dans edenler duruyor, ışıklar başka bir masaya çevriliyor.

Yıllardır salonun en istenmeyen misafiri ilan edilen birinin adı yeniden anons ediliyor.

Hani şu daha düne kadar adı geçtiğinde salondaki herkesin yüzünü buruşturduğu misafir...

Bir zamanlar kendisine söylenecek en hafif kelimenin bile sözlükte ayrı bir bölüm gerektirdiği adam...

Bir bakıyorsunuz dil değişmiş.

Cümleler ütülenmiş.

Kelimelerin sivri köşeleri törpülenmiş.

Dün "terörist" diye başlayan cümleler bugün daha kibar bir hitap arıyor.

Neredeyse vestiyerde paltosunun yanına bir de "Bey" asacağız.

Ben barışa karşı değilim.

Kim aklı başında bir ülkede insanların ölmesini ister?

Konuşmak gerekiyorsa konuşulur.

Çözüm aranacaksa aranır.

Ama benim anlamadığım başka bir şey var:

Barış ararken kafayı nereye bırakıyorsunuz gerçekten?

Aynı pervasızlıktan ben de istiyorum..

Çünkü dün milyonlarca insana bir adamı mutlak kötülüğün sembolü olarak anlatıp bugün aynı insanlardan hiçbir şey yaşanmamış gibi yeni terminolojiye geçmelerini bekliyorsanız...

Ortada sadece bir barış süreci yoktur.

Bir de çok ciddi boyun egzersizi vardır.

Sağa dön, sola dön.

Biraz yukarıı,, şimdi biraz aşağıııı.

Ve...

“Takla..”

 

En ilginci, dün en yüksek sesle bağıranların bugün en zarif kelimeleri seçmesi.

İnsan şaşırıyor.

Demek ki mesele kelimenin ağırlığı değilmiş.

Kişilerin ağırlığıymış.

Mikrofonun kimde olduğuymuş...

Dün aynı kişiden söz ederken yumruğunu masaya vuranlar bugün:

"Şimdi meseleye daha geniş perspektiften bakmak lazım." diyor.

Perspektif gerçekten genişlemiş olmalı ve umarım ki genişleyen tek şey perspektiftir...

Çünkü dün karşı duvara çivilediğiniz adamlarla bugün aynı fotoğraf karesine sığılıyor.

Barış istiyorsanız isteyin.

Konuşacaksanız konuşun.

Devlet dediğiniz yapı gerektiğinde en sevmediği insanla bile konuşabilir.

Ama bari çıkıp:

"Dün başka düşünüyorduk. Bugün şartların değiştiğine inanıyoruz." deyin.

Bu cümle insanı küçültmez, tam tersine büyütür.

Çünkü insan fikir değiştirebilir.

Ama dün söylediğini inkâr ederek fikir değiştirdiğinde buna gelişim değil, hafıza kaybı denir.

İnsanların aklıyla dalga geçmek denir.

Aslında bütün gecenin ortak problemi de bu:

Herkes ortamın ısısına göre başka bir hâl alıyor.

Kimi ceketini çıkarıyor.

Kimi rozetini.

Kimi dün söylediğini.

Siyasetin hararet yükseldi mi insanların dünya görüşü bile genleşiyor.

 

Hazır hararet demişken aklıma ne geldi..

Biz yıllardır aynı şeyi yapıyoruz:

“Isıtıyoruz.”

Dün de ısıtıyorduk, bugün de ısıtıyoruz..

Ha yarın birileri çıkıp "Artık ateşe daha geniş perspektiften bakıyoruz." der mi bilmiyorum.

Ama biz oduna henüz "Sayın Odun Bey" demiyoruz.

Orso Şömine.

Bazıları rüzgâra göre döner. Biz ateşi yerinde tutarız.

 

Reklamlar bitti.

 

Evet rüzgara gelelim...

Siyasette de rüzgârın yönünü herkesten önce hissedenler vardır.

Kalabalığa bakar.

Kameraların nereye döndüğünü kontrol eder.

Sonra büyük bir siyasi aydınlanma yaşayarak tam da kameranın baktığı yere geçer.

Aaaa ne tesadüf.

Elbette ki tesadüş yoksa siz inanmadınız mı.?

 

Sonra çıkıp:

"Ben zaten uzun zamandır böyle düşünüyordum." der.

İnsan bazen merak ediyor.

Madem uzun zamandır böyle düşünüyordun...

Bize niye söylemedin?

Biz de boşuna seni başka biri sanmazdık.

Ama bütün bunların arasında benim asıl derdim salon değiştirenler değil.

Bir insan gerçekten inandığı için After Party'ye geçebilir.

Hatta bazen geçmelidir.

Çünkü sadakat başka şeydir, biat başka.

İnsan kuruma değil, değerlerine sadık olmalıdır.

Fakat bir grup vardır ki mesele tam orada değişir.

Before Party'de aday olur.

Before Party'nin tabelası altında seçim kazanır.

İnsanlar kişiye değil, o tabelanın temsil ettiğine inanarak sandığa gider.

Oy verir.

Seni belediye başkanı yapar.

Sana makam verir.

Sana bir merdiven kurar.

Sen o merdivenden çıkarsın.

Sonra bir gün...

Fikrini değiştirirsin.

Olabilir.

Salon değiştirirsin.

O da olabilir.

Ama giderken insanların sana emanet ettiği iradeyi de koltuğunun altına sıkıştırıp götürürsen...

Bir dakika.

O merdiven senin değildi. Seni yukarı çıkaran insanlarındı.

Oy, siyasetçinin cebinde taşıdığı VIP bilekliği değildir.

Tapu hiç değildir.

Seçmenin sana:

"Beni burada temsil et." diye bıraktığı emanettir.

Dolayısıyla insanın kendi siyasi geleceğini yanında götürmesi başka şeydir.

Başkalarının oylarını çeyiz sandığına koyup götürmesi başka.

Bir sabah uyanıp:

"Ben artık karşı salondayım." diyebilirsin.

Ama sana oy veren binlerce insanın da gece sen uyurken topluca fikir değiştirdiğini varsayamazsın.

 

İşte tam burada bütün hikâye aynı yere bağlanıyor.

Before Party...

After Party...

Eski DJ...

Yeni DJ...

Yeni barış şarkıları...

Dün başka, bugün başka konuşanlar...

Salon değiştirenler...

Hepsinin önünde aslında aynı küçücük soru duruyor:

 

İlke nedir?

İlke, fikrini hiç değiştirmemek değil; fikrin değiştiğinde geçmişte söylediğin sözlerin arkasına saklanmamaktır.

İlke, yanlış olduğunu düşündüğün yerde sırf dün oradaydın diye ömür boyu oturmak değil; kalkarken neden kalktığını, otururken neden oturduğunu unutmamaktır.

İlke, şartlar değişince yön değiştirmemek değil; yönün değiştiğinde pusulanın hâlâ aynı değerleri gösterip göstermediğine bakabilmektir.

İlke, dün söylediğini bugün kutsamak değil; bugün söylediğinin, dün söylediğinle hesabını verebilmektir.

İlke, kalabalığın nereye yürüdüğüne bakmak değil; kalabalık dağıldığında da hangi tarafta duracağını bilmektir.

Ve en önemlisi:

İlke; DJ kim olursa olsun neden dans ettiğini unutmamaktır.

Bazen bunun gereği Before Party'de kalmaktır.

Bazen After Party'ye geçmektir.

Bazen yıllardır düşman dediğin insanla aynı masaya oturmayı bile gerektirebilir.

Ama o masaya otururken dün söylediklerini masanın altına süpürüyorsan...

Orada barıştan önce başka bir şeye ihtiyacımız vardır:

Tutarlılığa.

Şimdiki partyler çok karışık..

Ortada yeni playlistler.

Masalar kuruluyor.

Rozetler takılıyor.

Yeni dostluklar kuruluyor.

Eski dostlukların bazıları nedense telefon rehberinde isimden numaraya dönüşüyor.

Ve dün hakkında ağız dolusu konuşulan bazı isimlerin önüne sessizce yeni hitaplar ekleniyor.

Daha çok insan salon değiştirecek.

Kimisi gerçekten inandığı için.

Kimisi direnmek için.

Kimisi barış istediği için.

Kimisi geleceği orada gördüğü için.

Kimisi de sadece gelecekte çekilecek toplu fotoğrafta ön sırada yer kapmak için.

Bugün bunları birbirinden ayırmak kolay değil.

Çünkü loş ışıkta herkes güzel dans eder.

Kusurları saklar.

Ama bütün partylerin kötü bir huyu vardır:

Sabah olur.

Müzik susar.

Spotlar kapanır.

Makyaj akar.

DJ kulaklığını çıkarır.

VIP bileklikleri çöpe gider.

Ve gün ışığında herkesin yüzü yeniden görünür.

İşte o zaman kimin gerçekten yeni bir şarkıya inandığını...

Kimin sadece hoparlörün peşinden gittiğini...

Kimin barışı savunduğunu...

Kimin sadece yeni siyasi koreografiye ayak uydurduğunu...

Kimin emaneti taşıdığını...

Kimin emaneti kendi malı sandığını...

Çok daha iyi anlayacağız.

Çünkü bazı insanlar partylerden hemencecik çıkar.

Bazıları ise karakterinden.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Özhanlar Mobilya