USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

ÇOCUKLARI OKULA GÖNDERİYORUZ PEKİ HAYATA HAZIRLIYOR MUYUZ?

ÇOCUKLARI OKULA GÖNDERİYORUZ PEKİ HAYATA HAZIRLIYOR MUYUZ?
19-09-2026
Okulların açıldığı şu günlerde bazı düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Bir çocuğu okula göndermek kolaydır. Asıl zor olan, onu hayata hazırlamaktır.
Her eğitim yılının başında milyonlarca çocuk, ailesinin umutları ve hayalleriyle okul sıralarındaki yerini alıyor. Kimi ilk kez çantasını sırtına takıyor, kimi bir üst sınıfa geçiyor, kimi üniversite sınavına hazırlanıyor. Anne babalar ise çocuklarının iyi bir eğitim almasını, meslek sahibi olmasını ve hayatın içinde kendi ayakları üzerinde durabilmesini istiyor.
Peki biz çocuklarımızı gerçekten hayata hazırlıyor muyuz?
Eğitim; bir çocuğu sınıftan sınıfa geçirmek, sınavdan sınava taşımak ve sonunda eline bir diploma vermek değildir. Eğitim; düşünmeyi, sorgulamayı, sorumluluk almayı, paylaşmayı, gerektiğinde özür dilemeyi, başkasının hakkına saygı göstermeyi ve hayatın zorlukları karşısında yeniden ayağa kalkabilmeyi öğrenme sürecidir. Çünkü hayatta her sorunun cevabı bir sınav kitabında bulunmuyor. İnsan; başarısız olduğunda ne yapacağını, bir haksızlık karşısında nasıl davranacağını, başkasının acısını nasıl anlayacağını ve sahip olduklarının değerini nasıl bileceğini de öğrenmek zorunda.
Atatürk’ün eğitim anlayışında vurgulanan “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirme hedefi de tam burada anlam kazanıyor. Çocuklarımız yalnızca bilgi sahibi değil; aklını kullanabilen, sorgulayabilen, vicdanıyla hareket edebilen ve öğrendiği bilgiyi doğru yerde kullanabilen insanlar olarak yetişmelidir. Çünkü bilgili olmak başka, bilgiyi insanlığın ve toplumun yararına kullanabilmek başkadır.
Bugün çocuklarımızın başarısını çoğu zaman aldıkları notlarla, kazandıkları okullarla ve girdikleri sınavlarla ölçüyoruz. Elbette akademik başarı önemlidir. Ancak iyi bir üniversiteye girmek, iyi bir meslek edinmek ve diploma sahibi olmak hayatın tamamı değildir. Asıl mesele; mesleğini yaparken dürüst kalabilmek, kazandığında paylaşabilmek, güçlendiğinde başkasını ezmemek ve zor zamanlarda karakterinden vazgeçmemektir.
Bu noktada aile ile okulun birbirinden kopuk iki dünya olmadığını da unutmamalıyız.
Okul bilgi verir, aile davranışın temelini oluşturur. Öğretmen yol gösterir, aile o yolu destekler.
Çocuğa “çalış” demek kadar, çalışmanın ne anlama geldiğini davranışlarımızla göstermek de bizim sorumluluğumuzdur. Saygıdan söz ederken evde birbirimize nasıl davrandığımız, dürüstlüğü anlatırken kendi hayatımızdaki tutumlarımız ve sorumluluktan bahsederken çocuğumuza ne kadar sorumluluk verdiğimiz, söylediklerimizden çok daha fazla şey öğretir.
Çocuklarımızın her ihtiyacını karşılamak da onları hayata hazırlamak anlamına gelmez. Bazen kendi işini yapmasına izin vermek, yaptığı hatanın sonucunu görmesini sağlamak ve yeniden denemesine fırsat vermek gerekir. Çünkü hayat, insanın karşısına her zaman hazır çözümler çıkarmayacaktır.
Bugün onun yerine çözdüğümüz her sorun, yarın kendi başına çözmesi gereken bir sorun olarak karşısına çıkabilir. Biz her zaman çocuklarımızın yanında olamayacağız. Bu nedenle onlara yalnızca bugünü değil, biz olmadığımız günleri de düşünerek hayat becerileri kazandırmalıyız.
Üniversite de bu yolculuğun son durağı değildir.
Gençlerimizin eğitimlerini tamamladıktan sonra üretime katılabilecekleri, mesleklerini geliştirebilecekleri ve kendi hayatlarını kurabilecekleri bir ortamın oluşturulması gerekir.
Eğitim ile çalışma hayatı arasındaki bağ ne kadar güçlü olursa, gençlerimizin geleceğe güveni de o kadar artacaktır. Bu nedenle çocuklarımızın önüne yalnızca “Hangi okulu kazanacaksın?” sorusunu değil, “Nasıl bir insan olacaksın?” sorusunu da koymalıyız. Çünkü yarının doktoru, mühendisi, öğretmeni, esnafı, sanatçısı, yöneticisi ve iş insanı bugün okul sıralarında oturuyor. Onlara verdiğimiz eğitim yalnızca kendi geleceklerini değil, hepimizin yaşayacağı Türkiye’yi de şekillendirecek.
Bir çocuğu okula göndermek, ona bir kapı açmaktır. O kapıdan nasıl bir insan olarak çıkacağını ise yalnızca okul değil; aile, öğretmen ve içinde yaşadığı toplum birlikte şekillendirir. Çocuklarımızın kaç sınav kazandığından önce, hayatın karşısında nasıl durduğuna, insanlara nasıl davrandığına ve öğrendiklerini ne için kullandığına bakmalıyız.
Çünkü çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras yalnızca bir diploma değildir. Asıl miras; aklını özgürce kullanabilen, vicdanını kaybetmeyen, sorumluluk alabilen, öğrendiklerini insanlığın yararına kullanabilen ve yaşadığı ülkeye değer katabilen bir insan olmayı öğrenmesidir.
Çocuklarımızı yalnızca okula değil, hayata hazırlayalım.
Çünkü bugün onların zihnine yerleştirdiğimiz bilgi, kalbine kazandırdığımız değer ve omuzlarına yüklediğimiz sorumluluk; yarın nasıl bir toplumda ve nasıl bir Türkiye’de yaşayacağımızı belirleyecektir.
Serhan Akınal
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Özhanlar Mobilya