USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

EVLİLİĞİ AŞK MI KURAR, MANTIK MI AYAKTA TUTAR?

EVLİLİĞİ AŞK MI KURAR, MANTIK MI AYAKTA TUTAR?
02-09-2026
İnsan hayatında bazı kararlar vardır ki yalnızca bugünü değil, bütün bir geleceği belirler. Evlilik, bunların başında gelir. Peki insan hayatını
paylaşacağı kişiyi seçerken neye güvenmeli?
Kalbinin sesine mi, aklının söylediklerine mi?
Aşk evliliği mi, mantık evliliği mi?
Belki de bu sorunun cevabını yıllardır yanlış yerde arıyoruz.
Çünkü evlilik ne yalnızca aşkın ne de yalnızca mantığın üzerine kurulabilecek kadar basit bir ilişkidir. Aşk iki insanı birbirine yaklaştırabilir; mantık doğru insanı seçmeye yardımcı olabilir. Fakat yıllarca aynı hayatı paylaşabilmek için bunların yanına güven, saygı, sabır, sadakat, sorumluluk ve ortak mücadele de eklenmelidir.
Aşk, evliliğin kapısını açabilir. Ama o kapıdan içeri girdikten sonra hayat başlar. İlk günlerde insan sevdiğinin güzel taraflarını görür. Sesini duymak heyecanlandırır, mesajını beklemek mutluluk verir, birlikte geçirilen zaman
yetmez. Dünyanın en güzel duygularından biridir aşk. Fakat evlilik, yalnızca güzel günlerde el ele yürümek değildir.
Evlilik; bundan sonraki hayatında eşinle birlikte kader birliği yapmaktır. İlerleyen yıllarda tüm zorlukta birbirine omuz vermektir. Ekonomik sıkıntıda birlikte çözüm aramaktır. Hastalıkta birbirinin yanında durmaktır. Çocuk büyütmenin sorumluluğunu paylaşmaktır. Ailelerin sorunlarıyla baş etmektir. Bazen kendi isteğinden vazgeçip ortak hayatın gereğini yapabilmektir.
Yani evlilik, “Seni seviyorum.” demekten çok, “Hayatın zor taraflarında da senin yanındayım.” diyebilmektir.
Çift terapisi alanındaki en önemli araştırmacılardan John Gottman ve Julie Gottman’ın onlarca yıllık çalışmalarında da ilişkinin yalnızca romantik duygulardan ibaret olmadığı görülüyor. Gottman araştırmaları; çiftler arasındaki arkadaşlığın, güvenin, çatışmaları sağlıklı yönetmenin ve tartışmalardan sonra ilişkiyi onarabilmenin evliliğin geleceği açısından büyük önem taşıdığını ortaya koyuyor. Araştırmalarında özellikle eleştiri, savunmaya geçme, küçümseme ve duvar örme gibi yıkıcı iletişim biçimlerinin ilişkiyi ciddi biçimde zedelediği vurgulanıyor.
Burada çok önemli bir gerçek ortaya çıkıyor: Evliliği ayakta tutan şey hiç kavga etmemek değil, kavga ettikten sonra birbirini kaybetmemeyi bilmektir. Çünkü hiçbir evlilikte iki insanın her konuda aynı düşünmesi mümkün değildir.
Farklı karakterler, farklı aile kültürden gelen iki insan, aynı evin içinde hayat kurmaya çalışır. Farklı beklentiler, farklı alışkanlıklar ve farklı bakış açıları zaman zaman çatışacaktır.
Gottman’ın araştırmalarına göre çiftlerin yaşadığı sorunların önemli bir bölümü tamamen çözülebilen sorunlar değil; kişilik ve yaşam tarzı farklılıklarından kaynaklanan, zaman zaman
yeniden ortaya çıkan sorunlardır. Önemli olan her anlaşmazlığı ortadan kaldırmak değil, onu ilişkiyi yıpratmadan yönetebilmektir.
Demek ki mesele “Hiç tartışmayacağım insanı bulmak” değildir.
Mesele, tartışırken bile birbirine saygısını kaybetmeyecek insanı bulabilmektir.
Peki mantık evliliği?
Elbette insan evlenirken hayatın gerçeklerini de düşünmelidir. Ekonomik koşullar, eğitim, yaşam biçimi, çocuk sahibi olma düşüncesi, aile ilişkileri, gelecek beklentileri ve değerler arasındaki uyum önemlidir.
Fakat evliliği yalnızca bir hesap tablosuna çevirmek de doğru değildir.
Geliri ne kadar?
Evi var mı?
Arabası var mı?
Mesleği ne?
Ailesi kim?
Statüsü ne?
Bütün bunlar elbette hayatın gerçekleridir. Fakat insanın yanında huzur bulamadığı, güvenemediği ve saygı görmediği bir evlilikte maddi imkânların tek başına mutluluk getirmesi mümkün değildir.Çünkü para bir hayat kurabilir; ama o hayatın içine sevgi, güven ve huzur koyamaz.
Bugün evliliklerin daha kırılgan hâle gelmesinde ekonomik sorunların yanı sıra başka bir değişimin de etkisi var: İnsanların beklentileri yükseldi.
Sosyal medya bize sürekli başkalarının hayatlarını gösteriyor. Mutlu çiftler, romantik tatiller, pahalı hediyeler, kusursuz sofralar, güzel evler…
Oysa kimse sosyal medyada evliliğinin bütün gerçeğini paylaşmıyor.
Kimse tartışmasını, borcunu, kaygısını, uykusuz gecesini, hastalığını ve hayal kırıklığını vitrine koymuyor. Böylece insan, başkasının hayatından seçilmiş birkaç güzel kareyi kendi hayatının tamamıyla kıyaslamaya başlıyor. Sonra da elindeki evliliği, gerçekte hiç yaşamamış olduğu bir “mükemmel hayat” uğruna değersiz görmeye başlayabiliyor.
Bir başka sorun da şu:
Evlilikte “ben” çoğaldıkça, “biz” azalıyor.
Benim kariyerim…
Benim özgürlüğüm…
Benim rahatım…
Benim beklentim…
Benim istediğim…
Oysa evlilik, iki insanın birbirinden vazgeçmesi değil; iki ayrı hayatın ortak bir “biz” oluşturabilmesidir.
Elbette evlilikte insan kendi kişiliğini kaybetmemeli. Fakat ortak hayatın da ortak sorumluluklar gerektirdiğini unutmamalı.
Çünkü sevgi yalnızca hissetmek değildir.
Sevgi, aynı zamanda emek vermektir.
Bazen özür dilemektir.
Bazen haklı olduğunu düşünsen bile tartışmayı büyütmemektir.
Bazen eşinin yorgunluğunu fark edip onun yükünü paylaşmaktır.
Bazen kendi isteğini erteleyip ailenin ihtiyacını öne almaktır.
Bazen de hiçbir şey söylemeden sadece elini tutmaktır.
İyi evlilik, iki kusursuz insanın bir araya gelmesi değildir.
İki kusurlu insanın birbirinin kusurlarına rağmen aynı yolda yürümeyi öğrenmesidir.
Çift terapistlerinin çalışmalarında da ilişkinin sağlıklı biçimde sürdürülebilmesinde iletişim, arkadaşlık, duygusal yakınlık, güven ve çatışma sonrasında onarımın önemli olduğu görülüyor. Gottman yaklaşımında çiftlere yalnızca sorunları çözmek değil, aynı zamanda birbirlerinin dünyasını tanımak, takdir etmek, birbirine yönelmek ve ortak bir anlam dünyası oluşturmak öğretiliyor.
Bu nedenle evlenmeden önce insanın kendisine sorması gereken soru belki de “Bu kişiye âşık mıyım?” sorusuyla bitmemeli.
Şunları da sormalı:
Bu insana güveniyor muyum?
Zor zamanlarda yanında durabilir miyim?
O da benim zor zamanımda yanımda olur mu?
Birbirimize saygımız var mı?
Hayata dair temel değerlerimiz örtüşüyor mu?
Çocuk, para, aile, kariyer ve gelecek konusunda birbirimizi anlayabiliyor muyuz?
Birbirimizi değiştirmeye çalışmadan olduğumuz hâlimizle kabul edebiliyor muyuz?
Ve belki de en önemlisi:
“Bu insanla yalnızca güzel günlerimi değil, hayatın zor günlerini de paylaşmak istiyor muyum?”
İşte cevap burada gizli.
Çünkü aşkın ilk heyecanı zamanla değişebilir. İnsanlar yaşlanır, şartlar değişir, hayatın yükleri artar. İlk günlerdeki romantizm yerini bazen sessiz bir dostluğa, derin bir güvene ve birbirinin hayatını kolaylaştırma çabasına bırakır.
Aslında bu, aşkın bitmesi değil; aşkın olgunlaşmasıdır.
Evlilik, sürekli mutlu olmak değildir.
Evlilik, mutsuz olunan günlerde bile birbirini düşman görmemektir.
Evlilik, her tartışmada kazananı belirlemek değildir.
Evlilik, “Ben kazandım.” derken “Biz kaybettik.” noktasına gelmemektir.
Bu nedenle evliliği yalnızca aşk kurmaz.
Mantık da tek başına ayakta tutmaz.
Aşk insanı birbirine yaklaştırır. Mantık doğru kararı vermeye yardım eder. Ama evliliği yıllar boyunca ayakta tutan; sevgi, güven, saygı, sadakat, sabır, fedakârlık ve ortak mücadeledir.
Evliliği yanlızca aşk kurmaz; mantık da tek baına ayakta tutmaz. Aşk iki insanı birbirine yaklaştırır, fakat evliliği hıllar boyunca sürdüren sevgi, güven, saygı, sabır ve ortak mücadeledir.
Merhum psikolog Doğan Cüceloğlu’nun evlilik anlayışından hareketle söyleyecek olursak; evlilik, kalbin aşkla açtığı bir kapıdan girip, aklın, güvenin ve ortak değerlerin rehberliğinde aynı hayatı huzur içinde yürüyebilme sanatıdır. Çünkü hayatın zor günleri geldiğinde, yanınızda hâlâ elinizi tutan insan varsa, evliliğin gerçek anlamını asıl o zaman anlarsınız.
Prof Dr. Üstün Dökmen’e göre de ideal evlilik ne sadece tutkunun gözü kör ettiği bir aşk evliliği ne de duygulardan yoksun, soğuk bir mantık evliliğidir. Asıl olan hem kalbin hem de aklın onay verdiği, güçlü bir iletişim ve arkadaşlıkla beslenen dngeli bir birlikteliktir.
Aşk, belki iki insanı aynı masaya oturtur. Ama o masada yıllarca birlikte kalabilmek için aşkın yanına karakter, güven, saygı, sabır ve ortak mücadele koymak gerekir. Belki de evlilik hakkında söylenebilecek en
doğru cümle şudur: Aşk, evliliğin başlangıç cümlesidir; güven, saygı ve ortak mücadele ise o cümlenin yıllar boyunca devam etmesini sağlayan kelimelerdir. Çünkü evlilikte asıl mesele, hayatın her zaman güzel olması değildir. Asıl mesele, hayat güzelliğini kaybettiğinde bile birbirinin elini bırakmamaktır. Ve belki de gerçek evlilik tam olarak budur:
Aynı hayatı paylaşmak değil yalnızca; hayat zorlaştığında birbirinin hayatını taşımaya gönüllü olmaktır. Çünkü aşk insanı birbirine yaklaştırır; ama birlikte yaşanan bir ömür, ancak iki insan birbirine yoldaş olabildiğinde anlam kazanır.
Serhan Akınal
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Özhanlar Mobilya