"Hız ve Haz Çağı'na Hoş Geldiniz!" Lütfen kemerlerinizi bağlamayın...
Bugün bir şeyin "değerli" sayılması için 15 saniyelik bir reel videosuna sığması ve ilk 3 saniye bizi durduracak kadar "çekici" olması gerekli ve yeterli.
Buyurun, modern zamanın kısa bir otopsisine.
Özgür Müyüz, Algoritma Kölesi mi?
Eskiden "akıl akıldan üstündür" derdik, şimdi "algoritma hepimizden üstün". Sevdiğim bir psikolog arkadaşım "Algoritma en büyük otorite" demişti.Hani modern çağın o "otorite reddetme" dayatması? İroniye gelin.
Popüler kültür denilen o devasa öğütücü; hangi kahveyi içersek "havalı" olacağımızı, hatta neyi/kimi seveceğimizi, neye üzüleceğimizi, supraliminal şekilde fısıldıyor. İşin komik (aslında trajikomik) yanı şu ki, hepimiz "farklı ve özgün" olduğumuzu iddia ederken, "aynı tip kıyafetlerle aynı mekânlarda aynı pozları" veriyoruz.
Kısa bir not: _Eğer herkes "farklıysa", aslında kimse farklı değildir.
Vicdanın Sessiz İstifası ve Apati Tehlikesi
Peki bu hengâmede insanı insan yapan muazzam ikili " akıl ve kalp" nerede?
Ünlü Fransız doğa bilimci Jean-Baptiste Lamarck ne diyordu sahi: " Kullanılmayan organ körelir".
Geldik işte en can yakıcı yere: Duygusal Körlük. Dünyanın öbür ucundaki (veya yan sokağımızdaki) bir acıyı, akşam yemeğimizi yerken ekranda kaydırıp geçiyoruz. Bir "like" atarak/ paylaşım yaparak vicdanımızı temize çektiğimizi sanıyoruz. Daha da kötüsü, bir çocuk diğerini aşağılayıp darp ederken, diğer bir çocuk da eğlenerek videoya çekebiliyor! Artırıyorum, böylesi bir paylaşım binlerce beğeni alabiliyor.
Buna literatürde apati deniyor; yani duygusal hissizlik, kayıtsızlık.
Bknz. Walking Dead. Hızla haz alan, yürüyen ölüler miyiz sahi?
Kalbin "Güncelleme" Sorunu
Modern çağ bize kalbi, sadece kan pompalayan bir biyolojik motor gibi pazarlıyor. Duygusal körlük öyle bir seviyeye geldi ki, klavye başında 'duyar kasmak' , duyarlı insan olmak için yeterli. Oysa hızın put olduğu yerde dikkat, hazzın put olduğu yerde ise derinlik barınamaz. Hem çok hızlıyız hem de sadece yüzeyde yüzüyoruz. Su altının muazzam güzelliğinden bîhaber, yaşayıp gidiyoruz.
*Sahi en son ne zaman bir durup, bahar kokusunu ciğerlerinize çektiniz?En son ne zaman bir çocuğun gözlerine yahut gökyüzüne uzun uzun baktınız? Ne zaman yüzleştiniz aynada kendinizle? ...
Eh, Biraz Yavaşlasak mı?
Sevgili okur - sonunda ben de kullandım bu hitabı, çok havalıymış-, hayat bir 100 metre koşusu değil; sonu belli olmayan, zor ama tatlı bir doğa yürüyüşü. Eğer bu hız ve haz sarmalından çıkmazsak, yakında birbirimizin yüzüne bakarken sadece "loading.." simgesi göreceğiz.
Ahlak ve vicdan, modası geçmiş kavramlar değil; bizi "insan" segmentinde tutan yegâne yazılımlardır. Arada bir telefonun parlaklığını kısıp, ruhunuzun ışığını açmayı deneyin. Söz veriyorum, şarjınız daha uzun gidecek.:)
Kızılderili atasözünü hatırlayalım: "Biraz soluklanalım, ruhumuz bize yetişsin" . Hoş olmaz mı?












