USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000
Gündem

BİR İKTİSATÇI GÖZÜYLE: YENİ PARTİ’NİN EKONOMİ PROGRAMI TÜRKİYE’NİN ARADIĞI HİKAYEYİ ÖNERİYOR MU?

Sayın Özgür Özel’in son Gaziantep ziyaretinde, katıldığım toplantıda, kurulacak yeni partinin ekonomi programının temelinin KALKINMA EKONOMİSİNE DAYANMASININ, son derece önemli olacağını belirtmiştim.

BİR İKTİSATÇI GÖZÜYLE: YENİ PARTİ’NİN EKONOMİ PROGRAMI TÜRKİYE’NİN ARADIĞI HİKAYEYİ ÖNERİYOR MU?
27-07-2026 08:51

Çünkü, dünyamız son yıllarda uygulanan ekonomi politikalarının, sorun doğurucu ve her anlamdaki yıkıcı etkileriyle uğraşıyor.

İşte bu nedenle, YENİ PARTİ’nin ekonomi programını baştan sona okuyarak hangi sorunlara, hangi çözüm önerilerini görmek istedim.

Okuduğum parti programını bir iktisatçı gözüyle değerlendirdim.

1980'lerden itibaren Türkiye'nin ekonomik tartışmaları büyük ölçüde aynı eksende ilerledi. Bir tarafta devletin ekonomiden çekilmesini savunan neoliberal yaklaşım, diğer tarafta ise ekonominin yeniden kamunun yönlendirmesiyle şekillenmesini isteyen daha müdahaleci anlayışlar vardı. Son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon, üretim kapasitesindeki zayıflama, dış finansmana bağımlılık ve gelir dağılımındaki bozulma, bu iki yaklaşımın da toplumun geniş kesimlerini tatmin eden sürdürülebilir bir kalkınma modeli üretemediğini gösterdi. Bu nedenle bugün Türkiye'nin asıl ihtiyacı yalnızca yeni bir ekonomi programı değil, yeni bir ekonomik anlatıdır.

Yeni Parti'nin ekonomi programı tam da bu noktada dikkat çekiyor. Program, ekonomi politikasını enflasyon, faiz veya döviz kuru ekseninde değil, kalkınma kavramı etrafında inşa ediyor. Daha ilk cümlede kalkınmayı yalnızca ekonomik büyüme olarak değil; üretim kapasitesinin güçlenmesi, emeğin değer kazanması, doğanın korunması ve yurttaşların haysiyetli yaşam koşullarına kavuşması olarak tanımlıyor. Bu yaklaşım, kalkınmayı sadece millî gelir artışıyla ölçen klasik büyüme anlayışından ayrılıyor ve daha geniş bir refah perspektifi sunuyor.

Bu yaklaşımın entelektüel kökleri oldukça güçlüdür. Programın kullandığı "verimlilik", "planlama", "yeşil dönüşüm", "dijitalleşme" ve "kapsayıcılık" kavramları tek bir iktisat okulundan değil, son iki yüzyılın farklı düşünce geleneklerinden beslenmektedir. Friedrich List'in ulusal kalkınma yaklaşımı, Joseph Schumpeter'in yenilikçi girişimcilik teorisi, Douglass North'un kurumsal iktisadı, Amartya Sen'in kalkınmayı insan özgürlüğü olarak tanımlayan yaklaşımı ve son dönemde Mariana Mazzucato ile Dani Rodrik'in yeniden gündeme taşıdığı stratejik devlet anlayışı, programın farklı bölümlerinde hissedilmektedir.

Programın belki de en dikkat çekici yönü, devlet ile piyasayı birbirinin alternatifi olarak görmemesidir. Devlet, düzenleyen, denetleyen ve stratejik alanlarda öncülük eden bir aktör olarak tanımlanırken; özel sektör ise dinamizmi ve yatırım kapasitesiyle kalkınmanın vazgeçilmez unsuru olarak kabul edilmektedir. Aynı paragrafta "kamunun stratejik öncü gücü" ile "özel sektörün dinamizmi" birlikte anılmaktadır. Bu ifade, Almanya'nın savaş sonrası geliştirdiği sosyal piyasa ekonomisi anlayışını ve günümüzde giderek daha fazla tartışılan "kalkınmacı devlet" modelini hatırlatmaktadır.

Burada dikkat çekici olan nokta, programın klasik devletçilik anlayışını tekrar etmiyor oluşudur. Devletin rolü üretimin tamamını üstlenmek değil; stratejik yön belirlemek, piyasa başarısızlıklarını gidermek ve uzun vadeli yatırım alanlarını desteklemektir. Özellikle sanayi politikaları bölümünde yüksek teknoloji, yapay zekâ, biyoteknoloji, yerli tedarik zincirleri ve Ar-Ge desteklerinin önceliklendirilmesi, günümüz kalkınma literatürünün temel tartışmalarıyla büyük ölçüde uyumludur.

Sanayi politikalarının bu kadar belirgin biçimde öne çıkması tesadüf değildir. Son on beş yılda yalnızca Çin değil; ABD, Avrupa Birliği ve Güney Kore de yarı iletkenlerden batarya teknolojilerine kadar birçok alanda aktif sanayi politikalarına geri dönmüştür. Dolayısıyla programın üretim kapasitesini, teknolojik bağımsızlığı ve yerli tedarik zincirlerini güçlendirme hedefi, küresel eğilimlerle uyumludur.

Programın ikinci önemli sütunu planlamadır. Ancak burada kullanılan planlama kavramı, merkezi planlamadan ziyade stratejik koordinasyon anlamı taşımaktadır. Program, sanayi, tarım, enerji, eğitim, çevre ve bölgesel kalkınmanın birlikte planlanacağını; bu sürecin yalnızca kamu bürokrasisi tarafından değil, emek örgütleri, üretici birlikleri, üniversiteler, yerel yönetimler ve özel sektörün katılımıyla yürütüleceğini ifade etmektedir. Bu yaklaşım, günümüzde Dani Rodrik'in savunduğu "katılımcı sanayi politikası" anlayışıyla önemli ölçüde örtüşmektedir.

Tarım bölümünde de benzer bir yaklaşım görülmektedir. Program, tarımı yalnızca sosyal destek alanı olarak değil; gıda güvenliği, ulusal bağımsızlık ve iklim direnci açısından stratejik bir sektör olarak tanımlıyor. Dijital tarım, akıllı sulama, kooperatifçilik ve stratejik ürün planlaması gibi başlıklar, çağdaş tarım ekonomisinin temel tartışmalarıyla uyumlu bir çerçeve oluşturuyor.

Finans bölümünde ise dikkat çekici bir paradigma değişikliği önerilmektedir. Program, finans sektörünün kısa vadeli spekülasyon yerine üretim, yenilikçilik ve bölgesel kalkınmanın destekleyicisi olması gerektiğini savunuyor; kalkınma bankacılığı, girişim sermayesi, yeşil finansman ve sermaye piyasalarının uzun vadeli yatırımları desteklemesi gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşım, finansın ekonomiye hizmet eden bir araç olması gerektiğini savunan kalkınma finansı literatürüyle uyumludur.

Belki de programın en çağdaş bölümü dijital dönüşüm ve bilim politikalarıdır. Yapay zekâ, yarı iletkenler, veri bilimi, biyoteknoloji ve ileri malzeme teknolojilerinin stratejik alanlar olarak tanımlanması, ekonomik büyümenin artık yalnızca sermaye ve emek artışıyla değil, bilgi üretimiyle mümkün olduğunu kabul eden yeni büyüme teorilerine yakındır. Üniversite–kamu–özel sektör iş birliğine yapılan vurgu da bu çerçevenin önemli bir parçasıdır.

Programın en dikkat çekici yönlerinden biri de ekonomik dönüşümü yalnızca sanayi veya teknolojiyle sınırlamamasıdır. "Mor ekonomik dönüşüm" başlığı altında bakım ekonomisinin, kadın istihdamının ve toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin ekonomik kalkınmanın parçası olarak ele alınması; yeşil dönüşüm bölümünde ise iklim politikalarının istihdam ve sanayi stratejisiyle birlikte düşünülmesi, kalkınmayı çok boyutlu bir süreç olarak tanımlayan çağdaş yaklaşımlarla uyumludur.

Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde ortaya ilginç bir tablo çıkmaktadır. Yeni Parti'nin ekonomi programı, ne serbest piyasanın her sorunu çözeceğini varsayan klasik neoliberal çizgiye ne de devletin ekonomiyi doğrudan yönetmesini esas alan geleneksel devletçi modele tam olarak oturmaktadır. Bunun yerine, stratejik devlet kapasitesi ile rekabetçi piyasayı, sanayi politikası ile girişimciliği, sosyal adalet ile verimliliği aynı çerçevede buluşturmaya çalışan bir sentez denemektedir.

Asıl soru ise bu sentezin başarıya ulaşıp ulaşmayacağı değil; Türkiye'nin artık böyle bir senteze neden ihtiyaç duyduğudur. Küresel ekonomi, son on yılda pandemi, jeopolitik rekabet, enerji güvenliği, tedarik zinciri kırılmaları ve teknolojik dönüşüm nedeniyle köklü biçimde değişti. Bu yeni dönemde kalkınma, yalnızca düşük maliyetli üretimle değil; teknoloji, kurumsal kapasite, stratejik planlama ve yüksek katma değerli üretimle mümkün hâle geliyor. Yeni Parti'nin ekonomi programı da tam bu değişen dünyanın kavramlarını kullanıyor.

Bu nedenle programın en önemli iddiası, belirli politika araçlarından ziyade sunduğu ekonomik anlatıdır. Türkiye'nin yeniden büyümesini yalnızca makroekonomik istikrarın değil; üretimin, kurumların, teknolojinin ve toplumsal kapsayıcılığın birlikte güçlendirilmesine bağlamaktadır. Programın başarısı ya da başarısızlığı gelecekte tartışılacaktır; ancak şimdiden söylenebilecek olan, ekonomi tartışmasını yeniden kalkınma eksenine taşıma çabasıyla, Türkiye'deki siyasal ekonomi tartışmalarına farklı bir düşünsel çerçeve sunma iddiası taşıdığıdır. Bu yönüyle, program yalnızca bir seçim belgesi değil; Türkiye'nin gelecek on yıllarına ilişkin yeni bir kalkınma hikâyesi yazma girişimi olarak okunmayı hak etmektedir.

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
ANKET TÜMÜ
ARŞİV ARAMA
E-GAZETE TÜMÜ
VEFAT VE TEŞEKKÜR
PUAN DURUMU TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ TÜMÜ
Karikatürler
Özhanlar Mobilya