Sayın Özgür Özel'in Gaziantep programı, sıradan bir il ziyareti olmanın ötesinde önemli siyasal mesajlar taşıdı. Gün boyunca toplumun farklı kesimleriyle kurduğu temas, toplantılardaki yüksek katılım ve Gaziler Caddesi'nde başlayan esnaf ziyaretinin Balıklı Durağı'nda adeta spontane bir halk buluşmasına dönüşmesi farklı şekilde okunmalıdır. Bu tablo, toplumun önemli bir bölümünün değişim talebini canlı tuttuğunu ve bu talebin karşılık bulabilecek bir siyasi özne aradığını gösteriyor.
Ancak siyasette ilgi görmek, umut olmak anlamına gelmez. Umut olabilmek ise yalnızca kalabalıklarla değil, güçlü bir gelecek tasavvuruyla mümkündür.
Gaziantep'in ortaya koyduğu tablo, Sayın Özgür Özel açısından yeni bir sorumluluk alanı oluşturmuştur. Çünkü toplum artık sadece mevcut iktidara yönelik eleştirileri değil, ülkenin nasıl yönetileceğine ilişkin inandırıcı bir hikâye duymak istiyor. Muhalefetin önündeki en büyük sınav da tam olarak budur.
Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey, eski tartışmaların tekrarından ibaret bir muhalefet değil; geleceği tarif eden, topluma yön gösteren yeni bir siyasal ufuktur.
Bugünden sonra ister Cumhuriyet Halk Partisi’nin mevcut kurumsal yapısıyla yoluna devam etsin, ister siyaset farklı arayışlara evrilsin; ortaya mutlaka yeni bir siyasi iddia koymak zorundadır.
Bu yeni iddianın merkezinde ekonomik kalkınma bulunmalıdır.
Türkiye'nin temel meselesi yalnızca iktidarın değişmesi değildir, üretimi önceleyen, refahın adil paylaşıldığı ve orta gelir tuzağından çıkacak yeni bir kalkınma modelinin inşa edilmesidir. Demokrasi ve hukuk devleti, ekonomik kalkınmanın alternatifi değil, onun ön şartı olmalıdır. Çünkü; güçlü ekonomi ancak öngörülebilir hukukla; yatırım ancak güven ortamıyla; toplumsal refah ise adalet duygusuyla mümkündür.
Bu nedenle yeni siyasal söylem; ekonomik büyümeyi, hukukun üstünlüğünü, kuvvetler ayrılığını ve demokratik kurumları birbirinden bağımsız başlıklar olarak değil, aynı kalkınma vizyonunun birbirini tamamlayan unsurları olarak ele almalıdır.
Aynı şekilde Cumhuriyet'in kurucu değerleri de savunmacı bir refleksle değil, geleceği inşa eden dinamik bir perspektifle yeniden yorumlanmalıdır. Cumhuriyet yalnızca korunacak bir miras değildir; sürekli geliştirilmesi gereken bir medeniyet projesidir. Ülkenin birliği, toplumsal huzuru ve ortak vatandaşlık bilinci bu yeni siyasal anlayışın temel ekseni olmalıdır.
Ancak fikirler kadar onları hayata geçirecek kadrolar da önemlidir.
“İştir kişinin ainesi, lafa bakılmaz” sözü tam da bu kısmın ana fikri olmalı. Toplum artık yalnızca siyaset yapanları değil, iş üretenleri görmek istiyor. Ezberleri tekrar eden profesyonel siyasetçiler yerine; genç, dinamik, liyakat sahibi, hayatın içinden gelen ve toplumun bütün kesimlerine dokunabilen bir yönetim anlayışı beklentisi net bir biçimde görülüyor.
Yeni dönemin başarısı, siyaseti fabrikada, üniversitede, tarlada, teknoloji merkezinde ve mahallede üretebilen kadroların oluşturulmasına bağlıdır. Sahada edinilen tecrübeyi siyasal akla dönüştürebilen, sorunları sloganlarla değil çözümlerle ele alan, siyaseti bir çatışma alanı değil çözüm üretme sanatı olarak gören güçlü bir kadro hareketi inşa edilmelidir.
Bunun yanında muhalefetin yaşadığı hukuki ve siyasi süreçler de doğru bir dille topluma anlatılmalıdır. Mağduriyet söylemi tek başına siyasi başarı üretmez; adalet arayışının toplumun ortak vicdanıyla buluşmasına gayret gösterilmelidir. Burada asıl önemli olan, yaşanan haksızlıkların ötesine geçerek, ülkeyi yönetmeye hazır olunduğunu gösteren güven verici bir iddia ve kadro ortaya koyabilmektir.
Çünkü seçmen yalnızca kimin haklı olduğuna bakmaz; aynı zamanda ülkeyi kimin daha iyi yönetebileceğine karar verir.
Gaziantep'te görülen coşku değerliydi. Fakat siyaset açısından asıl soru şudur: Bu coşku kalıcı bir toplumsal güvene dönüşebilecek mi?
Bu sorunun cevabı, kurulacak yeni siyasi iddianın niteliğinde saklıdır.












