?>

KAYBETMEDEN ÖNCE KIYMETİNİ BİL

Serhan AKINAL

3 saat önce

İnsan, çoğu zaman sahip olduklarının kıymetini onları kaybettiğinde anlıyor. Sağlıklıyken sağlığın, nefes alırken nefesin, sevdiklerimiz yanımızdayken onların varlığının ne büyük bir nimet olduğunu yeterince düşünmüyoruz. Sahip olmadıklarımızın peşinden koşarken, elimizdekilerin değerini fark etmiyoruz. Oysa Kur’an-ı Kerim’de Rahmân Suresi’nde insana tekrar tekrar aynı soru soruluyor: “Öyleyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Bu soru yalnızca geçmişte yaşamış insanlara değil, bugün bize de soruluyor. Her sabah yeni bir güne uyanmak… Bir bardak suyu kana kana içebilmek… Annenin sesini duyabilmek… Evladının gülüşüne şahit olabilmek… Bir dostunun hâlini hatırını sorması… Yağmurun toprağa düşmesini, güneşin doğuşunu, başını kaldırıp gökyüzünü görebilmek… Bunların hangisi sıradan? Belki de hayatın en büyük yanılgısı, nimetleri alışkanlık sanmamızdır. Nefes almayı o kadar doğal kabul ediyoruz ki, nefes almak zorlaştığında onun nasıl büyük bir nimet olduğunu anlıyoruz. Sağlığımız yerindeyken hastane koridorlarında umutla bekleyen insanları yeterince düşünmüyoruz. Yürüyebildiğimiz, görebildiğimiz, duyabildiğimiz ve kendi işlerimizi yapabildiğimiz için şükretmeyi çoğu zaman unutuyoruz. Oysa insanın en büyük servetlerinden biri, çoğu zaman farkına bile varmadığı sağlığıdır. Kanuni Sultan Süleyman’ın şu mısraları, bu gerçeği yüzyıllar öncesinden ne güzel anlatıyor: “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” Gerçekten de ne kadar servetiniz, ne kadar yüksek bir makamınız, ne kadar geniş imkânlarınız olursa olsun; sağlığınız yoksa bunların çoğu anlamını kaybediyor. Çünkü hayatın acı bir gerçeği var: Hiçbir şey garanti değil. Ne sağlık… Ne servet… Ne makam… Ne gençlik… Ne güzellik… Ne de sevdiklerimiz… Bir telefon, bir haber, bir doktor cümlesi hayatın bütün dengesini bir anda değiştirebilir. Dün sahip olduğumuz ve sıradan gördüğümüz bir şey, bugün en büyük özlemimiz hâline gelebilir. Güzelliğine güvenme; bir hastalık yeter. Zenginliğine güvenme; bir kıvılcım yeter. Sevdiklerine “nasıl olsa yanımdalar” diye bakma. Hayat bazen insana vedanın ne kadar ani olabileceğini hatırlatır. İşte bu yüzden şükür, yalnızca “Elhamdülillah” demekten ibaret değildir. Şükür, bize verilen nimetin farkına varmak ve onu doğru yerde kullanmaktır. Çünkü gerçek şükür, nimeti fark etmek kadar, o nimetten başkasını da nasiplendirmektir. Sağlığın varsa iyilikte kullan. Paran varsa paylaş. Bilgin varsa öğret. Gücün varsa güçsüzün elinden tut. Vaktin varsa yalnız bir insanın kapısını çal. Sevdiğin varsa, sevdiğini ondan saklama. Belki bugün kendimize çok basit ama çok önemli bir soru sormalıyız: Sabah uyandığımda ilk düşündüğüm şey neydi? Sahip olmadıklarım mı, sahip olduklarım mı? Bir an için elimizdeki bütün imkânların elimizden alındığını düşünelim. Bugün şikâyet ettiğimiz hayatımıza yeniden kavuşabilmek için neler vermezdik? İşte hayatın en büyük gerçeği burada saklı:Kaybetmeden önce kıymetini bilmek. Bu yüzden hayatı ertelemeyelim. Büyüklerimizin hâlini hatırını soralım. Bir dostumuzu arayalım. Kırdığımız bir gönül varsa onaralım. İçimizden geldiğinde “Seni seviyorum.” diyelim. Sarılmak istiyorsak sarılalım. Birlikte çay içmek istiyorsak “başka zaman” demeyelim. Çünkü hayatın bize yarını garanti eden bir sözleşmesi yok. Belki de mutluluk, sürekli ulaşmaya çalıştığımız uzaklarda değil; her gün yanımızdan geçip giden küçük nimetlerin içinde saklıdır. Sıcak bir çayın buharında, sofradaki ekmekte, evladımızın sesinde, dostumuzun telefonunda, sağlıklı bir bedende, huzurlu bir uykuda, sevdiğimiz insanlarla aynı sofrada oturabilmenin sessiz mutluluğunda… Bunların her biri başlı başına birer nimet. İnsan çoğu zaman daha fazlasını isterken, aslında sahip olduğu hayatın ne kadar büyük bir nimet olduğunu unutuyor. Oysa hayatı değiştiren şey her zaman daha fazlasına sahip olmak değil; elimizdekilerin farkına varmaktır.Belki şikâyet ettiğimiz hayat, bir başkasının ulaşabilmek için dua ettiği hayattır. Belki bugün yüz çevirdiğimiz ailemiz, yarın dönüp bulmak için dünyaları vereceğimiz insanlardır. Belki de mutluluk, henüz sahip olmadığımız şeylerde değil; şükretmeyi unuttuğumuz kadar yakınımızdadır. Öyleyse bugün bir an duralım.Elimizdekilere bakalım. Nefesimize, sağlığımıza, ailemize, dostlarımıza, soframıza, evimize, gökyüzüne ve bize verilmiş yeni bir güne… Ve sahip olduklarımızı kaybetmeden önce kıymetini bilelim. Çünkü hayat, nimetlerin değerini onları kaybettiğimizde anlamamız için değil; henüz elimizdeyken fark edip şükretmemiz için verilmiştir. Rahmân Suresi’nin o büyük sorusu hâlâ karşımızda duruyor: “Öyleyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Belki bugün bu sorunun cevabını vermenin en güzel yolu, sahip olduklarımızdan şikâyet etmek yerine başımızı kaldırıp hayatımıza bakmak ve bütün kalbimizle tek bir cümle söyleyebilmektir: “İyi ki…” Çünkü bazen insanın hayatını değiştirecek olan şey, daha fazlasına sahip olmak değil; elindekinin değerini fark etmektir. Kaybetmeden önce kıymetini bilmek, hayatın bize öğreteceği en acı dersin önüne geçmektir. Serhan Akınal
YAZARIN DİĞER YAZILARI