?>

DEĞER ÜRETENLER Mİ, TÜKETENLER Mİ KAZANIR?

Serhan AKINAL

3 ay önce

Ekonomi, Ahlak ve Toplum Üçgeninde Bir Sorgulama Bugünün dünyasında “kazanan”ın kim olduğu artık eskisi kadar açık değil. Bir zamanlar üretmek; alın teri dökmek, bir işi hakkıyla yapmak, ortaya somut bir değer koymak anlamına gelirdi. İnsanlar yıllarını vererek ustalaşır, sabrın ve emeğin karşılığını zamanla alacaklarına inanırdı. Oysa bugün sahne değişmiş görünüyor. Artık soru daha keskin: Üreten mi kazanıyor, yoksa tüketimi yöneten mi? Klasik ekonomik anlayış bize sistemin üretim üzerine kurulu olduğunu öğretir. Ancak günümüz pratiğinde bu denge giderek farklı bir yöne kayıyor. Üreten; maliyetle, riskle ve uzun vadeli emekle mücadele ederken, günümüz tüketicileri artık hızlı kararlar veriyor, bireyler hızla yönlendiriliyor ve çoğu zaman farkında olmadan bir algının parçası haline geliyorlar… Piyasa artık ihtiyaçlara göre değil, algıya göre şekillenmektedir. Bir ürünün niteliğinden çok, nasıl sunulduğu; ne kadar görünür olduğu ve kim tarafından pazarlandığı belirleyici hale gelmiştir. Günümüzde reklam ve moda unsuru öne geçmiştir. Tüketiciler birbirlerinden etkilenmekte bu aşamada normlar devreye girmektedir. Böyle bir düzende gerçek değer çoğu zaman geri planda kalırken, algıyı yönetenler daha fazla kazanç elde ediyor. Ne var ki mesele yalnızca ekonomik değildir. Bu dönüşümün derin bir ahlaki boyutu da vardır. Değer üretmek; sabır, disiplin, sorumluluk ve uzun yılların birikimini gerektirir. Tüketmek ise çoğu zaman anlık tatminle ilgilidir. Eğer bir toplumda üretmek yerine tüketmek övülmeye başlanmışsa, bu yalnızca ekonomik bir sapma değil; aynı zamanda ahlaki bir aşınmadır. Çünkü üretmek fedakârlık ister, tüketmek ise çoğu zaman kolay olandır. Kolayın yüceltildiği bir düzende emeğin itibarı kaçınılmaz olarak zayıflar. Bu dengenin bozulmasının toplumsal sonuçları da ağırdır. Üretenlerin azaldığı, tüketenlerin çoğaldığı bir yapı, kendi kendini besleyemez hale gelir. Herkesin tükettiği ama az kişinin ürettiği bir düzende sürdürülebilirlik mümkün değildir. Bu durum yalnızca ekonomik bir kriz değil, aynı zamanda bir kimlik krizidir. Çünkü üretmek bir kültürdür; ustalığın aktarımı, mesleklerin devamı ve geleneğin korunması üretimle mümkündür. Bugün genç kuşaklara bakıldığında, hızlı kazanma, hızlı tüketme ve hızlı görünür olma arzusu öne çıkmaktadır. Uzun soluklu bir ustalık yolculuğuna sabır göstermek giderek zorlaşmaktadır. Çünkü sistem, çoğu zaman sabredenleri değil, dikkat çekenleri ödüllendiriyor gibi görünmektedir. Oysa gözden kaçan temel gerçek şudur: Tüketim geçicidir, üretim kalıcıdır. Kısa vadede kazananlar, tüketimi yönetenler olabilir. Ancak uzun vadede ayakta kalanlar her zaman değer üretenlerdir. Çünkü tüketim, üretim olmadan varlığını sürdüremez. Gösteri, sağlam bir temel olmadan kalıcı olamaz. Parlak olan her şey değerli değildir; fakat sağlam olan her şey, er ya da geç değerini bulur. Bir toplum üretme yeteneğini kaybettiğinde yalnızca ekonomisini değil; ahlakını, kültürünü ve geleceğini de kaybeder. Bu nedenle tercih açıktır: Daha çok tüketmek değil, daha doğru üretmek. Daha hızlı kazanmak değil, daha sağlam değerler inşa etmek. Çünkü günün sonunda kazanan; en çok tüketen değil, en çok değer üreten olacaktır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI