?>

FAİZ, DÖVİZ VE BORSA DEĞİL; ÜRETİM VE İHRACAT KAZANDIRIR

Serhan AKINAL

5 saat önce

  Bir ülkenin gerçek zenginliği; faiz oranlarında, döviz kurlarında veya borsadaki yükselişlerde değil, ürettiği malda, geliştirdiği teknolojide ve dünya pazarlarına sunduğu katma değerde saklıdır. Tarih boyunca kalıcı refaha ulaşan ülkeler, finansal hareketlerle değil; üretim, sanayi ve ihracat gücüyle yükselmiştir. Faiz, döviz ve borsa ekonominin vazgeçilmez araçlarıdır. Ancak bu araçlar amaç hâline geldiğinde ekonomi üretimden uzaklaşır. Sermaye fabrikalara, tarıma ve teknolojiye yönelmek yerine kısa vadeli kazanç arayışlarına kayar. Böyle bir yapı, geçici hareketlilik yaratsa da kalıcı kalkınma sağlayamaz. Ekonomist Prof. Dr. Osman Altuğ bu durumu yıllardır "Üç Kâğıt Ekonomisi" olarak tanımlamaktadır. Altuğ'un sorduğu basit ama çarpıcı soru, meselenin özünü ortaya koymaktadır: "Faiz var, döviz var, borsa var; peki üretim nerede?" Asıl sorun da budur. Çünkü üretmeyen bir ekonomi, zamanla dış kaynaklara ve yabancı sermayeye bağımlı hâle gelir. Bu bağımlılığın en belirgin örneklerinden biri sıcak para hareketleridir. Uluslararası yatırım fonları ve büyük finans çevreleri, yüksek faiz, döviz ve borsa kazancı gördükleri ülkelere hızla sermaye aktarırlar. Ancak bu sermaye çoğu zaman fabrika kurmak, teknoloji geliştirmek veya istihdam yaratmak amacıyla değil; kısa sürede yüksek kazanç elde etmek amacıyla gelir. Daha cazip bir pazar ortaya çıktığında ise aynı sermaye geldiği hızla ülkeyi terk eder. Sonuçta geride üretim kapasitesi artmamış, teknoloji gelişmemiş ve kalıcı bir ekonomik değer oluşmamış olur. Ekonomi; döviz dalgalanmalarına, finansal kırılganlıklara ve dış etkilere daha açık hâle gelir. Oysa güçlü ekonomiler sıcak para ile değil, üretim gücüyle ayakta durur. Mustafa Kemal Atatürk bu gerçeği yıllar önce şu sözleriyle ifade etmiştir: "Siyasi ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kalıcı olamaz." Ekonomik zaferlerin yolu ise üretimden geçer. Çünkü üretimin doğal sonucu ihracattır. Üreten ülke satar, satan ülke döviz kazanır, döviz kazanan ülke ise kalkınır. Bugün dünyanın güçlü ekonomilerine baktığımızda aynı tabloyu görürüz. Almanya sanayisiyle, Japonya teknolojisiyle, Güney Kore ise ihracata dayalı kalkınma modeliyle dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasına girmiştir. Bu ülkeler zenginliklerini para hareketlerinden değil, dünya pazarlarına sundukları ürünlerden elde etmişlerdir. Turgut Özal bu nedenle: "İhracat, kalkınmanın lokomotifidir." demiştir. Gerçekten de ihracat; üretimi artırır, istihdam oluşturur, teknoloji yatırımlarını teşvik eder ve ülkeye sürdürülebilir döviz kazandırır. Kısacası üretim ekonomiyi büyütür, ihracat ise onu güçlendirir. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey; ekonomiyi faiz, döviz ve borsa ekseninde değerlendiren anlayıştan çıkarıp; üretim, teknoloji ve ihracat merkezli bir kalkınma modeline yöneltmektir. Eğitimden sanayiye, tarımdan yüksek teknolojiye kadar her alanda üretimi destekleyen politikalar ekonomik bağımsızlığın temelidir. Sonuç olarak; faiz, döviz ve borsa bir milleti zenginleştiremez. Sıcak para geçici bir rahatlama sağlayabilir, ancak kalıcı refah oluşturamaz. Kalıcı refahın kaynağı üretimdir. Üretimin gücü ihracata, ihracatın gücü ekonomik bağımsızlığa dönüşür. Çünkü bir milletin gerçek serveti kasasındaki para değil; üretebildiği değer, geliştirdiği teknoloji ve dünya pazarlarında ortaya koyduğu rekabet gücüdür.
YAZARIN DİĞER YAZILARI