?>

AZALAN GENÇ NÜFUS, ARTAN EKONOMİK YÜK VE HAZIRLIKSIZ TÜRKİYE

Serhan AKINAL

3 ay önce

Dünya sessizce yaşlanıyor. Gürültüsüz, sarsıntısız, ama geri döndürülemez bir değişim bu.,, Bir zamanlar genç nüfusuyla övünen toplumlar, bugün omuzlarında ağırlaşan bir gerçeği taşıyor. Yaşlılık. Ancak bu dönüşüm her ülke için aynı değil. Bazıları hazırlıklı girerken, bazı toplumlar henüz farkına bile değil... İşte tam bu noktada Türkiye ile dünya arasındaki fark belirginleşiyor. Bugün dünya genelinde 65 yaş üstü nüfus, insanlık tarihinin en hızlı artış dönemini yaşıyor. 2050’de her altı kişiden biri yaşlı olacak. Avrupa, bu sürecin en ileri hattında. İtalya, Portekiz ve Yunanistan’da yaşlı nüfus oranı %24’ün üzerinde. Neredeyse her dört kişiden biri yaşlı. Avrupa birliği bu noktaya bir gecede gelmedi; önce zenginleşti, sosyal güvenlik sistemlerini kurdu, sağlık altyapılarını güçlendirdi, Avrupa’da fabrikalarda yaşlı kişilerin performansını artıran, fiziksel ve kültürel faaliyetler sunan, bölümler kuruldu. Ve ardından nufus yaşlandı. Onlar için yaşlanma bir kriz değil, yönetilmesi gereken bir süreç oldu. Türkiye ise bambaşka bir hikâyenin içinde... 65 yaş üstü nüfus oranı hâlâ %10,6 seviyesinde; kağıt üzerinde “genç” sayılabilir. Ama bu bir avantaj değil, geçici bir illüzyon. Çünkü Türkiye’nin asıl meselesi oran değil, hız. Avrupa’nın yaklaşık 100 yılda yaşadığı dönüşüm, Türkiye’de 30–40 yıl içinde gerçekleşecek. Bugün genç görünen Türkiye, yarın çok daha yaşlı, hem de hazırlıksız. Zaman ve hazırlık, dünya ile Türkiye arasındaki en kritik fark. Avrupa yaşlanmadan önce ekonomik olarak güçlendi; Türkiye ise refah seviyesine ulaşamadan yaşlanıyor. “Zenginleşmeden yaşlanmak” tehlikeli bir tabloyu beraberinde getiriyor. Yaşlılık maliyetlidir: sağlık harcamaları artar, sosyal güvenlik sistemleri zorlanır, bakım hizmetleri büyür. Güçlü bir ekonomi olmadan bu yük giderek ağırlaşacak. Üstelik mesele yalnızca ekonomi değil. Yaşlanan dünya, aynı zamanda yalnızlaşan bir dünya. Geleneksel aile yapıları çöküyor, yaşlı bireyler kurumsal bakım sistemlerine bağımlı hale geliyor. Avrupa bu dönüşümü erken fark etti, huzurevleri, bakım sigortaları ve sosyal destek mekanizmalarıyla sistemi ayakta tutuyor. Ama orada bile en büyük sorun hastalık değil, yalnızlık. Türkiye’de durum daha kırılgan: Geleneksel aile yapısı hâlâ bir güvenlik ağı gibi görülse de hızla çözülüyor. Yani Türkiye, hem kurumsal sistemleri tam kurmadan, hem de geleneksel yapıyı kaybederek yaşlı ve yanlız nüfusu kucaklamak zorunda kalacak. Ekonomik cephede tablo daha da çarpıcı. Yaşlanan her toplumda çalışan nüfus azalırken, emekli nüfus artar. Avrupa’da bu denge bozulmuş ve çözüm olarak emeklilik yaşı yükseltiliyor, sistemler revize ediliyor. Türkiye’de henüz kırılma tam hissedilmemiş olsa da hızla yaklaşıyor. Bugün birkaç çalışanın finanse ettiği bir emekli sistemi, gelecekte neredeyse iki çalışanın bir emekliye bakacağı bir yapıya dönüşecek. Bu sadece ekonomik bir veri değil, Çılışan kişilerin de yaşam standartlarını da aşağıya çekecektir. Sosyal güvenlik sistemi en büyük sınav olacak. 3 Mart 2023’te EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) kanunu yürürlüğe girdi. Sistem zaten kendi gücü ve varlığıyla düzeni çeviremezken, uygulanan kararla sistem işin içinden çıkılmaz bir hal aldı. Ayrıca sistem kayıt dışı istihdam ve prim dengesizlikleri nedeniyle daha da baskı altında. Yaşlı nüfus arttıkça sisteme giren azalacak, çıkan artacak. Bu kaçınılmaz olarak üç seçeneği dayatacak: daha yüksek primler, daha düşük emekli maaşları ve daha da geç emeklilik. Avrupa yıllardır bunu tartışıyor ve kademeli olarak uyguluyor. Türkiye ise bu gerçekle henüz tam anlamıyla yüzleşmiş değil. Ama yaşlanan dünyanın sadece yükleri yok. Avrupa doğru uygulamalarla yaşlı nüfusu bir güç haline getirdi . Avrupa’da “aktif yaşlanma” politikalarıyla yaşlı bireyler üretimden tamamen koparılmıyor. Tecrübe ekonomisi, yarı zamanlı çalışma ve sosyal katılım projeleriyle bu kesim sistemin içinde tutuluyor. Türkiye için en büyük fırsat burada yatıyor: Eğer doğru politikalar geliştirilirse, yaşlı nüfus sadece tüketen değil, katkı sunan bir yapıya dönüşebilir. Çünkü yaşlı birey çalıştığı işte artık uzman, görmediği, bilmediği kalmamıştır. Beraber çalıştığı gençlere çok büyük bir yardımcı ve kılavuzdur. Ayrıca yaşlılığın verdiği olgunlukla problemleri tartışma yaratmadan çözme olgunluğuna ermiştir. İş yerinde artık herkesin bir şeyler sorduğu akil adamdır. Zaman daralıyor. Dünya bu sürece hazırlanarak giriyor; Türkiye ise hızla hedefe yaklaşırken, hazırlıksız… Aradaki fark, geleceğin nasıl şekilleneceğini belirleyecek. Mesele yaşlanmak değil, yaşlanmaya nasıl yakalandığımız. Burada yazıma son verirken, Dünya yaşlanırken biz de yaşlanacağız, bu kaçınılmaz. Peki biz, Avrupa gibi hazırlanmış bir yaşlılık mı yaşayacağız, Yoksa hazırlıksız yakalanmış bir toplumun ağır yükünü mü taşıyacağız?
YAZARIN DİĞER YAZILARI