USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Gösterişin Nikâh Kıydığı Toplum

Gösterişin Nikâh Kıydığı Toplum
26-01-2026

     Neşet Ertaş’ın meşhur bir türküsü vardı hatırlar mısınız? Eğer anan seni bana verirse nemize yetmiyor el kadar hasır? Yüzlerce yıldır yapılan düğün ve nişan gibi merasimler günümüzde, evlilikten çok toplumun çürüyen değerlerini sergileyen törenlere dönüşmüş durumda. İki insanın hayatını birleştirmesi, artık bir ayrıntı. Asıl konuşulan; düğünde kaç gram altın takıldığı, hangi salonun tutulduğu, gelinliğin markası, organizasyon firmasının adı damadın mesleği, düğününün sosyal medyada nasıl göründüğü. Mutluluk, içten gelen bir duygu olmaktan çıkmış; başkalarının gözüne sokulan bir gösteriye dönüşmüş durumda günümüzde.

     Maalesef toplum, düğünü bir sevinç alanı olmaktan çıkarıp bir yarış pistine çevirmiştir. Kim daha pahalı yaptı, kimin misafiri daha fazlaydı, kim daha çok altın topladı, gelin arabasının markası neydi…Bu sorular, evlilikten önce sorulan en önemli sorular hâline gelmiştir. Ama kaçırılan bir şey var ki bu yarışın kazananı yoktur ama kaybedeni çoktur: Gençliğinin baharında yüzbinlerce borcun altına sokulan gençler, ekonomik baskı altında ezilen aileler ve anlamını yitiren gelenekler. Altın, bu yozlaşmanın en somut göstergesidir. Bir zamanlar altın takmak, yeni kurulan yuvaya verilen bir destek olarak görülürdü. Bugün ise altın, açıkça bir gösteriş aracına ve ileride hatırlatılacak bir hesap kalemine dönüşmüş durumda. Kim ne taktı, kim eksik kaldı, kim daha cömertti. Birde düğünlerde takılan takıların yazıldığı insanlar görevlendirilir kim ne takmış yazarlar. Ekonomik şartların çok zor olduğu günümüzde altın takamayacak olanlar bu durumda mahcubiyet duyarlar. Hâlbuki altın olur para olur evlenecek çiftlere yardımcı olmak için takılır. Artık takılan altın, dua niyetiyle değil; “unutulmasın” diye takılıyor. Özellikler düğünlerde takıların anons edilmesinin imkanları kısıtlı olan insanlar üzerindeki etkisi çok üzücü. Bizim kültürümüzde eski Türk geleneklerinde bu anlayış yoktu. Toylarda yani düğünlerde kimse kimseyi altınla ölçmezdi. Veren, verdiğini unutur; alan, aldığıyla övünmezdi. Çünkü amaç insanları ayrıştırmak değil evliliği güçlendirmekti. Bugün ise altın, insanların birbirine karşı üstünlük kurma aracına dönmüş durumda. Bu, sadece maddi değil; ahlaki bir çöküşünde göstergesidir. Günümüz düğünlerindeki israfta har safhalara ulaştı. Yüzlerce kişilik yemekler hazırlanıyor, masalar dolu görünsün diye tabaklar süsleniyor, sonra o yemeklerin büyük kısmı çöpe gidiyor. Kimse “Bu kadarına gerek var mı?” diye sormuyor. Çünkü mesele doyurmak değil, göstermek. Oysa bu toplum, israfı ayıp sayan bir kültürden geliyor. Orta Asya’daki toy sofralarından Anadolu’daki köy düğünlerine kadar, yemek bereketti; israf ise yüz kızartıcıydı. Bugün ise israf, düğün organizasyonunun doğal bir parçası gibi sunuluyor. Günümüzde tüketim kültürü, geleneklerin içini boşaltmış durumda. Bu düzenin en tehlikeli tarafı, kimsenin buna itiraz edememesi. Herkes el âlemin ne diyeceğine göre harcıyor, el âlemin beklentisine göre borçlanıyor, el âlemin beğenisine göre düğün yapıyor. Bu baskı, bireysel tercihi yok etmiş durumda. Aileler, çoğu zaman bu sistemin en sadık uygulayıcıları oluyor. “Benim kızım, oğlum eksik kalmasın”, “Millet ne der?” cümleleriyle gençlerin omzuna taşıyamayacakları ağır yükler bindiriliyor. Düğün bitip aynı duvarın içerisine girildiğinde ise gerginlik bırakıyor. Gösteriş uğruna yapılan harcamalar ve bu zahmet ne aileyi ne toplumu güçlendiriyor. Toplumda yanlış olan hâkim olan bir inanış var: Büyük düğün, mutlu evlilik demektir. Oysa gerçek hayat bunun tersini defalarca gösterdi bizlere; örnekleri çok çok şatafatlı törenlerle evlenenlerin evliliklerinin kaç yıl sürdüğünü gerek çevremizde gerekse televizyonlarda izliyoruz. Borçla yapılan düğünler, evliliğin ilk yıllarını ekonomik stresle zehirliyor, gençlerin gelecek yıllarını ipotek altına alıyor. Bir gecelik ihtişam, yıllarca süren huzursuzluklara bedel oluyor. Bu noktada sorun bireysel tercihlerden çok, toplumsal körlüktür. Herkes yanlış olduğunu bildiği bir düzenin içinde, sırf yalnız kalmamak için akıntıya kapılıyor. Kimse ilk taşı atmak istemiyor. Oysa değişim, birilerinin “Bu kadarı fazla” demesiyle başlar.

      Bugün yapılan düğünlerin büyük kısmı gelenek değil, gösteriştir, taklittir. Eski adetlerin ruhu değil; sadece kabuğu alınmıştır. Eski Türklerde yapılan toyların paylaşımı, samimiyeti, sadeliği, bereketi yok. Geriye sadece süslenmiş salonlar, şatafatlı gelin arabaları, abartılı kıyafet seçimleri ve boş cüzdanlar kalmıştır. Yapılması gereken şey, eskiye dönmek değil; eskinin aklını ve ahlakını bugüne taşımaktır. Gösterişten arındırılmış, israftan uzak, paylaşımı önceleyen düğünler yapmak mümkündür. Ama bunun için önce toplumun aynaya bakması gerekir.

        Şunu unutmayalım düğünler büyüdükçe, evlilikler küçülüyor. Altın ağırlaştıkça, yükü gençlerin omzuna biniyor. Ve biz bu gidişata “gelenek” demeye devam ettikçe, geriye savunacak bir değer kalmıyor. Atalarımızın boşa gitmiş sözü var mı? İki gönül bir olunca samanlık seyran olur. 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?