Eğitim sistemi içindeki sorunlardan bir tanesi de özel okullardaki yardımcı kaynak ücretleri. Özel okul ve kurslarda “ek kaynak” adı altında velilere yöneltilen mali yük artık önü alınmaz bir noktaya doğru ilerliyor. Resmî müfredatın yanında zorunluymuş gibi sunulan yardımcı kitap setleri, dijital platform üyelikleri ve deneme paketleri hem hukuki hem de etik açıdan ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Türkiye’de örgün ve yaygın eğitimin esasları Millî Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenir. Özel öğretim kurumlarının işleyişi ise 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında düzenlenmiştir. Ayrıca öğrencilerin ücretsiz ders kitabına erişimi devlet politikası olarak yürütülmekte ve özel okullara da devletin ücretsiz kitapları dağıtılmaktadır. Kurumların, kayıt aşamasında belirtilmeyen veya dolaylı biçimde zorunlu hâle getirilen ek materyalleri dayatması, hukuki değildir. Özel okullar çoğu zaman ek kaynakları “tavsiye” olarak değil bunu bir zorunluluk olarak veliye sunarlar. Ek kitapları almak istemeyen velilere öğrencilerin deneme sınavlarına giremeyeceğini, derslerin bu kitaplardan işlendiğini söyleyerek veliyi kitap almaya mecbur bırakırlar. Öğrenci o kaynağa sahip değilse derste geri kalma riskiyle karşı karşıya kalır. Bu durum, pedagojik bir tercihten çok kitaplardan para kazanmaya yönelik bir durumdur. Daha da önemlisi, bazı kurumların belirli yayınevleriyle sınırlı çalışması ve velileri tek bir seti almaya yönlendirmesi, rekabet ve şeffaflık açısından da sorgulanmalıdır. Maalesef eğitim kurumu ile yayıncı arasındaki ilişkinin ticari boyutu, öğrencinin pedagojik yararının önüne geçmemelidir. Ek kaynak dayatması, eğitimin giderek ticarileştiği yönündeki eleştirileri güçlendiriyor. Zaten yüksek öğrenim ücretleri ödeyen velilerin, yıl içinde tekrar tekrar kitap ve materyal alımına zorlanması sosyal adalet açısından yanlış bir uygulamadır. Eğitim hizmeti bir bütün olarak fiyatlandırılmışken, süreç içinde yeni mali kalemler yaratılması güven ilişkisinin zedelenmesine yol açar. Burada özel kurumları toptan suçlamak doğru değildir. Nitelikli içerik üretmek, sınavlara hazırlıkta farklı soru tipleri sunmak ve dijital ölçme araçları kullanmak pedagojik açıdan anlamlı olabilir. Ancak sorun, bu ihtiyacın yönteminde ortaya çıkıyor. Şeffaflık ve gönüllülük ilkesi korunmadığında, pedagojik gerekçe ekonomik baskıya dönüşüyor. Olayın bir yönünde devletin ücretsiz dağıttığı kitapların özel okullarca yetersiz bulunması. Hâlbuki ki bu kitaplar ciddi bir çalışmanın ürünüdür.
Veliler, kayıt sözleşmesini imzalarken belirtilmeyen zorunlu giderlere karşı hukuki haklara sahiptir. Sözleşme dışı ücret talebi, tüketici hukuku açısından da değerlendirilir. Eğitim kurumu, sunduğu hizmetin kapsamını açıkça belirtmeli; ek materyal kullanımını zorunlu kılıyorsa bunu baştan ve net biçimde duyurmalıdır. Ayrıca pedagojik açıdan da şu soru sorulmalıdır: Gerçekten her ders için çok sayıda yardımcı kaynağa ihtiyaç var mı? Yoksa mesele, yayın çeşitliliği üzerinden bir pazar oluşturmak mı? Sorunun çözümü, yasakçı bir yaklaşımda değil; net kurallar ve etkin denetimde yatıyor. Ek kaynak zorunlu tutulmamalı olacaksa, bunun gerekçesi ve maliyeti kayıt öncesinde açıkça belirtilmeli. Öğrencinin tek bir yayınevine mahkûm edilmemesi sağlanmalı. Denetimler, yalnızca ücret tarifesiyle sınırlı kalmamalı; fiilî uygulamalar da incelenmeli. Eğitim, güven üzerine kurulu bir alandır. Veli, çocuğunu teslim ettiği kurumun hem akademik hem de etik olarak doğru zeminde durduğuna inanmak ister. Ek kaynak dayatması algısı ise bu güveni aşındırır.
2024–2025 eğitim öğretim yılından itibaren özel okullarda da yalnızca MEB onaylı ücretsiz ders kitaplarının okutulması zorunluluğu getirildi. Bu kitaplar devlet tarafından öğrenci sayısı kadar özel okullara ücretsiz gönderiliyor ve derslerde mutlaka kullanılması bekleniyor. Özel okulların velilerden “ders kitabı” adı altında herhangi bir ücret talep etmesi yasaklandı. Velilere ek kaynak veya ders kitabı aldırılması, bu düzenlemeyle kanun ve yönetmelik kapsamında ihlal olarak değerlendirilebilir. Hal böyleyken özel okulların kitap dayatması hem velileri ekonomik olarak zorluyor hem de devlet kitaplarının yetersizliği algısını ortaya çıkarıyor ki bu çok yanlış.
Sonuç olarak mesele birkaç kitap parası değildir. Mesele, eğitimin bir hizmet mi yoksa sınırsız bir ticari alan mı olduğu sorusudur. Eğer eğitimde kalite hedefleniyorsa, bu kalite şeffaflıkla ve adaletle birlikte sunulmalıdır. Aksi hâlde en iyi basılmış kitaplar bile güven kaybını telafi etmeye yetmez.