USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

CUMHURİYET’TEN GÜNÜMÜZE SAVUNMA SANAYİMİZ

01-11-2021

Türk savunma sanayisi 20. yüzyıla gelindiğinde kendi ihtiyaçlarına cevap veremeyecek durumdaydı. Ülke 4 yıl süren birinci dünya savaşından yenik ayrılmış ve topyekün bir kurtuluş mücadelesi başlamıştı. Özellikle kurtuluş Savaşı yıllarında bu alandaki eksiklik ciddi olarak hissedildi. Cumhuriyet Dönemi’nde ilk olarak Şakir Zümre ile başlayan özel sektör savunma sanayisi yatırımları Vecihi Hürkuş, Nuri Demirağ gibi müteşebbisler ile devam etti. 1917’de Bolşeviklerin Rusya’da yönetimi ele geçirmeleri ve sosyalist ideolojiyi diğer ülkelere empoze etme düşüncesi Türkiye’nin de bundan etkilenmesi düşüncesi Amerika’yı harekete geçirdi, çünkü ABD Türkiye’nin Rusya’ya yaklaşmasını istemiyordu. Bu dönemde kurulma aşamasında olan Türkiye Cumhuriyeti savunma sanayisi, ABD’nin Truman ve Marshall planları kapsamında Türkiye’ye yaptığı askerî yardımlardan olumsuz etkilendi. Kendi yerli milli silah sistemlerinin gelişimi bu durumdan olumsuz etkilendi. Türkiye, NATO’ya dâhil olması ile ABD güvenlik çemberine de dâhil edildi. Devletin yurt içinden temin etmeye çalıştığı askerî ihtiyaçlar ABD tarafından karşılanmaya başladı. Bu yardımlarla yerli sanayi gereksiz konuma düşürüldü, mevcut tesisler lağvedildi ve planlanan yatırımlardan vazgeçildi. Artık kendi kendini çeviremeyecek duruma gelen askerî malzeme üretim tesisleri, 1950’de çıkarılan kanunla Makine ve Kimya Endüstrisi Kurum (MKEK) Genel Müdürlüğü bünyesine alındı. Millî savunma sanayi ruhu Savunma Bakanlığınca Ar-Ge Daire Başkanlığı bünyesinde (1954) yaşatılmaya çalışılmışsa da istenen sonuçlar elde edilemedi. Truman ve Marshall yardımları ile belli oranda modernize edilen Türk ordusunun yeterli düzeye ulaştığı söylenemezdi. 1952’de yardımlar, 680 milyon doları askerî olmak üzere 960 milyon dolara ulaştı.


Türkiye’ye yapılan NATO yardımları 1970 yılına kadar 5 milyar dolara ulaştı. Bu dönemde ABD’den gelen yardımlar da 1,208 milyarı hibe olmak üzere 2,727 milyar dolardı. Yapılan bu yardımlar askerî ağırlıklıydı. 1954-62 yılları arasında yaklaşık 1,5 milyar dolarlık askerî yardım yapıldı. Bu yardımlar, Türkiye’nin ihtiyacı olan ekonomi ve sanayi alanına aynı oranda yansımadı. Türkiye’nin bu alanlardaki boşlukların doldurulması yönündeki tüm girişimleri ABD tarafından göz ardı edildi. NATO etkisi ve desteğiyle Türkiye’de yapılan askerî yatırımlar ve oluşumlar şunlardır:


• Yapılan teçhizat ve silahların kullanımını öğretmek için ABD ve diğer NATO ülkelerinden Türkiye’ye askerî uzmanlar geldi. Bu uzmanlar Türk askerî okullarında ve askerî akademilerde görevlendirildi.


• Gelen uzmanlar Türk askerî eğitim sistemini şekillendirmeye başladı. Sonrasında Türk askerî siste-mi tamamen ABD modelini alarak kökten değişime uğradı.
• Gelen askerî yardımlarla İzmir NATO Güney Komutanlığı kuruldu, Adana İncirlik Hava Üssü inşa edildi. Ayrıca Çiğli, Diyarbakır, Trabzon, Samsun, Gölbaşı, Karamürsel gibi bölgelerde de askerî üsler inşa edildi. 1970 yılında bu üslerdeki Amerikalı personel sayısı 25 bine ulaştı.


Türkiye, Atatürk zamanındaki çok yönlü dış siyasetten uzaklaşıp NATO merkezli bir siyaset izlemesiyle adeta ABD güvenlik çemberine dâhil edildi. Türkiye’ye yapılan ciddi boyuttaki askerî yardımlarla millî savunma sanayisi, kurulmadan sonlandı. Devletin yurt içinden temin etmeye çalıştığı askerî ihtiyaçlar ABD tarafından karşılandı. ABD ve NATO’nun SSCB’yi etkisiz hâle getirmek için oluşturduğu Çevreleme Politikası doğrultusunda Türkiye de bazı hamlelerde bulundu. SSCB tehlikesine karşı 1953’te Türkiye’nin girişimleri ve Yunanistan ile Yugoslavya’nın katılımıyla Balkan İttifakı imzalandı. Türkiye ve Irak tarafından 1955’te kurulan Bağdat Paktına İngiltere, Pakistan ve İran da katıldı. Bu paktın amacı SSCB tehdidine karşı Arap ittifakının kurulmasıydı fakat Irak dışında hiçbir Arap ülkesi pakta katılmadı. Bununla birlikte SSCB, Arap ülkelerinde Bağdat Paktı karşıtı taraftarlar bulup Orta Doğu’ya daha kolay yerleşti. Pakt, amacına ulaşamadığı gibi Türkiye’nin Arap dünyası ile olan ilişkilerine de zarar verdi.


Türkiye, 1960’lı yıllarda Kıbrıs Meselesinin ortaya çıkmasıyla ittifak içerisinde olduğu Batı Blokundan beklediği desteği bulamadı ve uluslararası politikada yalnızlığa düştü. Nitekim 1974 Kıbrıs barış harekâtından sonra ABD tarafından Türkiye’ye silah ambargosu uygulandı. Tüm bu durumlar Türkiye’de askeri alanda dışa bağımlılığın azaltılması gerektiği düşüncesinin doğmasına neden oldu. Bunun meyvelerini günümüzde toplamaktayız savunma sanayimizde dışa bağımlılık %80’ler den %30’lara kadar gerilemiştir. Artık Türkiye kendi savaş gemisini yapan dünyadaki 10 ülkeden birisi, insanlı ve insansız hava araçları yapan dünyanın 3 ülkesinden birisidir. Askeri alanda yaşanan bu başarılar milletçe göğsümüzü kabartmaktadır. Artık Türkiye askeri teçhizat ihraç eden ülke durumundadır. Bu başarının ekonomi, eğitim gibi alanlarda da yaşanması her Türk vatandaşının arzusudur.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?