birbirinin gözünü kaldıran üç beş kişi gelirdi
Meğer, atalarımızım gelecek nesillere bıraktığı bir
kullanım kılavuzuymuş yaa..
Baksana, bugün herkes herkesi ne de güzel
ağırlıyor..
Yanlışını...
Eksikliğini...
Hatasını...
Hatta bazen aptallığını bile...
Artık doğruyu söylemek dokuz köyün 'GÜLE
GÜLE' tabelasını göstermekle kalmıyor, bir de
kabalık sayılıyor.. Yalanı cilalamak ise kibarlık
sayılıyor.
*Yazarken Aklıma Geldi*
""Yağcı kelimesi yağdan türemese kesin buradan
türerdi .. YAlan Cİlası ... YaCi .. YaCi diye diye
YAĞCI olurdu.""
*10dk efor harcayıp bulabildiğim -yaratıcı
esprim(!)- üsttedir..
Neyse dönelim esas meseleye..
Adam elli filtreyle fotoğraf paylaşmış.
Altında yüz elli yorum...
"Yakıyorsun reizzzzz."
"Sen bu işin Vakko'susun."
"Üffff ateş ediyor."
Fotoğrafı gören telefonun yüz tanıma sistemi "Bu
kim?" diye isyan ediyor; arkadaşları hâlâ "Kral..."
yazıyor..
Bir başkası son atımlık barutuyla hayatının en
saçma nişanını alıyor..
Etrafındakiler sıraya giriyor.
"Sen bu işi uçurursun."
"Sen yaptıysan kesin tutar."
"Yürü be, kim tutar seni!"
"Hiç korkma, arkandayız."
Sonra..
Gümmmmmm !!! Karavana..
Daha tabela asılırken olmayacağı belliydi, neyin
kibarlığı bu ?
Altı ay sonra dükkân kapanınca aynı tipler bu kez
bilgelik dağıtıyor:
Özellikle de arkanda olduğu için kendini güvende
hissettiğin tip ne diyor biliyor musun?
"Ben zaten böyle olacağını en başında
anlamıştım"
Pardon da, siz tam olarak ne zaman anlamıştınız
acaba?
Kurdeleyi keserken mi?
Pastayı gömerken mi?
Yoksaaa şey mi? kepenk inerken?
Ailelerde de durum vahim.
Dünyanın merkezinde oturan çocuğa kurban
olun, siz hiç kainatın kendisi olan çocuk ve
ebeveyni ekibini gördünüz mü?
Annesi:
"Benim çocuğumun tesbihi gümüşlü.."
Haklı kadın..
Gülmeyin, tanımazsınız siz ama gerçekten özel
çocuk..
Çorabı annesinden...
Harçlığı babasından...
Cesareti arkadaşlarından...
Özgüveni ise yıllarca duyduğu "Aslan oğlum!"
gazından geliyor..
Sonra dönüp soruyoruz:
"Neden kimse eleştiri kabul etmiyor?"
Eleştiriyi hiç tatmamış insanın eleştirisi de
hamdır. Çünkü çeliğin kılıç olması için önce
ateşin hasını tanıması gerekir, o ateşle
dövülmesi gerekir..
**ORSO Şömine.. Ateşin Gerçek Efendisi**
(Buraya Reklam Aldım)
Çünkü biz çocuk yetiştirmedik.
Alkış bağımlısı yetiştirdik.
Sonra dönüp soruyoruz:
"Neden kimse eleştiri kabul etmiyor?"
Çünkü yıllardır objektif olmuyoruz ve mevzulara
tam gaz veriyoruz..
Soz zamanlarda yeni bir hastalık girdi tıp
literatürüne.
Adı: Profesyonel Kibarlık Sendromu.
Belirtileri çok net...
Gerçeği söyleyemez, dili tutulur..
Yalandan alkış tutar..
Her cümleye "Canım sen bilirsin..." diye başlar.
En büyük cesareti, "İçine siniyorsa sorun yok."
demektir..
Bu insanlar yılların ağır hastası sedyede
kaldığında, "Yapma beee, gayet de dinç
görünüyordu rahmetli." diyebilir..
Eskiden dost acı söylerdi.
Şimdi dost, Reels'in altına üç tane ateş
yapıştırıyor bitti gitti..
···
Kardeeeş kardeş, adamın hayatı yanıyor...
Emojide eksik kalmıyorsun bari sublimibal mesaj
ver de, iş görür belki..
Ne bileyim, "su" olur mesela, 9
Kıvıracaksan da zekice kıvırır, su gibisin demek
istedim falan dersin..
En acısı da ne biliyor musun..
Bir dost sana "Kardeşim, yanlış yapıyorsun."
dediğinde bozuluyorsun.
Ama arkandan gümbür gümbür sallayanları da
dost sanmaya devam ediyorsun.
Yüzüne yalan söyleyen nezaket timsali ve ruhani
ulu kişilik aynı zamanda kim tahmin et bakayım...
Arkandan doğruları söyleyen samimiyetsiz tip..
Hani şu arkanda olduğu için kendini güvende
hissettiğin var ya, hah işte onun dayıoğlu..
Ne tuhaf bir denklem kurduk değil mi?
Belki de bu yüzden gelişemiyoruz.
Çünkü gelişmek için önce yanlışını duyan,
sindiren ve düzelten bireyler gerekir.
Biz ise yanlışlarımızın üstünü şakşaklarka
örtüyoruz..
Sonra da neden aynı çukura beşinci kez
düştüğümüze şaşırıyoruz.
"Körler sağırlar birbirini ağırlar." da o yüzden..
Ne dersiniz? Belki de atasözünü güncellemenin
zamanı çoktan gelmiştir..
Çünkü hakikatin sustuğu yerde kibarlık değil,
korkaklık oturur..
Ve insanı büyüten şey, sürekli alkışlanması
değildir,
Herkes yanlışına "Alkış Tutarken", gözünün içine
bakıp "Dur..!!! Eşeğini Geri Bağla" diyebilen bir
dosttur.
Çünkü yalanın en büyük yardımcısı, onu söyleyen
değildir..
Yalana, kibarlık adına alkış tutandır.
Ama durun...
Yalan meselesi bu kadar basit değil.
Çünkü bazı yalanlar ağızdan çıkmaz.
Bakışla söylenir.
Susarak söylenir.
Alkışlayarak söylenir.
Hatta bazen "Kibarlık" diye paketlenip hediye
edilir..
Galiba bir sonraki yazıda, biraz da yalanın make
up studio anılarını konuşacağız..












