Bir dönem metabolizmamız yavaştı, sonra insülinimiz suçlandı, ardından kortizolümüz gündeme geldi (“Değerlendir ama her söyleneni söylendiği gibi alma” konusu bunlar). Şimdi sanık sandalyesinde bağırsaklarımız var. Sosyal medyada birkaç video izleyince insanın bağırsaklarına dönüp “Demek bunca zamandır sendin!” diyesi geliyor.
Öneriler de hazır: Sabah aç karnına bir karışım, akşam bağırsak temizleyen bir çay, yanına bir probiyotik… Bağırsaklar düzelecek, inatçı kilolar çözülecek. Üstelik bazen bütün bunlar, açıklamanın sonundaki indirim koduna kadar son derece bilimsel(!) görünüyor.
Peki bağırsaklarımızın kilomuzla gerçekten ilişkisi var mı? Var. Ama gelin, bu ilişkinin üzerine eklenen vaatleri biraz ayıklayalım.
Bağırsaklarda kalabalık bir dünya var
Bağırsaklarımızda yaşayan bakteri ve diğer mikroorganizmaların oluşturduğu topluluğa “bağırsak mikrobiyotası” diyoruz. Bu küçük canlılar yalnızca yediklerimizin ardından ortalığı toparlamıyor. Bazı liflerin parçalanmasına, çeşitli maddelerin üretilmesine ve bağışıklık sisteminin işleyişine katkı sağlıyorlar. Ürettikleri maddeler aracılığıyla enerji metabolizması ve iştahla ilişkili süreçlerle de etkileşebiliyorlar.
Dolayısıyla bağırsakları yalnızca bir tahliye borusu gibi düşünmek büyük haksızlık. Fakat bütün kilo yönetimini oradan yöneten gizli bir kumanda merkezi ilan etmek de biraz fazla iddialı.
Araştırmalarda obezitesi olan kişilerle olmayanların mikrobiyotaları arasında farklılıklar görülebiliyor. Ancak bir farklılık bulmak, “Kilonun nedeni kesinlikle bu bakteriler” demek değil. Beslenme biçimimiz bağırsaklarımızı etkiliyor; bağırsaklarımız da yediklerimizin vücutta nasıl işlendiğine katkıda bulunuyor. Yani ilişki karşılıklı ve henüz bütün ayrıntıları çözülmüş değil.
Bir kapsülle işler değişir mi?
Burada sahneye probiyotikler çıkıyor. Elbette belirli probiyotiklerin, belirli durumlarda yararı olabilir. Ancak “Probiyotik kullanırsan kilo verirsin” cümlesini herkese söyleyemiyoruz.
Çalışmaların sonuçları birbirinden farklı. Bazılarında vücut ağırlığı veya bel çevresinde küçük azalmalar görülürken bazılarında anlamlı bir etki bulunmuyor. Üstelik kullanılan mikroorganizmanın türü, suşu, dozu ve kullanım süresi önemli. Bir ürüne ait sonucu, üzerinde “probiyotik” yazan bütün kutulara dağıtamıyoruz. Bağırsaklarımız kalabalık diye rastgele yeni misafir çağırmak gerekmiyor.
Bağırsak boşalınca yağlar da gider mi?
Bir de “bağırsak temizliği” meselesi var. Detoks çaylarıyla sık tuvalete çıkınca tartıdaki düşüş, yöntemin işe yaradığının kanıtı gibi sunulabiliyor. Oysa kaybedilen ağırlığın bir bölümü su ve bağırsak içeriği olabilir. Tuvalete çıkmakla yağ dokusu kaybetmek aynı süreç değil.
Bu tür uygulamaların kalıcı kilo kaybı sağladığına ilişkin güçlü kanıt yok. Özellikle ishal yapan ürünler sıvı ve mineral kaybına yol açabiliyor. Bağırsakları yorarak hafiflemek, sağlıklı kilo yönetimi sayılmıyor.
Peki sofrada ne yapalım?
İyi haber şu: Bağırsaklarımızı desteklemek için mutfağı laboratuvara çevirmemiz gerekmiyor. Sebzeler, meyveler, kuru baklagiller ve tam tahıllarla çeşitlenen bir sofra, bağırsaktaki mikroorganizmalar için de farklı besin kaynakları sunuyor. Her gün aynı üç “süper besini” tüketmek yerine sofraya çeşit katmak daha anlamlı bir başlangıç. Lifli ve daha az işlenmiş besinlerin ağırlık kazandığı bir beslenme düzeni, mikrobiyotayı ve enerji dengesini etkileyebiliyor.
Elbette bütün tablo sofradan ibaret değil. Uyku, hareket, kullanılan ilaçlar, sağlık sorunları ve genetik özellikler de kilomuz üzerinde söz sahibi. Bu nedenle kilo kaybı yavaşladığında hemen bağırsaklara teşhis koymak yerine bütüne bakmak gerekiyor.
Bağırsaklarımızı önemseyelim; fakat tartıdaki her duraklamada onları sorguya çekmeyelim. Sağlığımıza katkı sağlayan alışkanlıklar çoğu zaman bir gecede sonuç vermiyor, indirim koduyla da satılmıyor. Bazen işe başlamak için gereken şey, sofraya biraz çeşit, güne biraz hareket ve kendimize biraz sabır eklemek oluyor.
Uzm. Dyt. Çiğdem İlçi Akkor

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir