Bir şehrin büyüklüğünü sermaye mi, inanç mı, yoksa yetiştirdiği insan mı belirler?
Atalarımız ne demiş?
“Para kimdeyse güç de ondadır.”
Besni’ye baktığımızda bu sözün düşündürdüğü bir gerçekle karşılaşıyoruz.
Eski Besni, tarihî dokusuyla geçmişin izlerini taşırken, yeni yerleşim alanlarında özel sektörün ve hayırsever iş insanlarının katkılarıyla önemli bir gelişim yaşanmış.
Altyapısı, çevre düzenlemesi, eğitim kurumları, camileri, sağlık yatırımları ve sosyal donatılarıyla ortaya çıkan bu tabloyu görmezden gelmek mümkün değil.
Özellikle Erdemoğlu ailesinin ve Merinos grubunun Besni’ye kazandırdığı eserler, takdiri ve teşekkürü hak ediyor.
Ali, Mahmut ve İbrahim Erdemoğlu başta olmak üzere bu katkılarda emeği bulunan herkese teşekkür etmek gerekir.
Ancak burada ince bir çizgi var:
Takdir başka, bir kişi veya kurumu şehrin üzerinde konumlandırmak başkadır.
Hiçbir sermaye grubu, aile, şirket veya şahıs Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üzerinde değildir.
Devletin asli görevleri, özel sektörün katkıları ve toplumun ortak sorumlulukları birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Besni’nin yetiştirdiği siyasetçiler, bürokratlar, akademisyenler, bilim insanları ve iş insanları bu şehrin ortak değerleridir.
Hepsiyle gurur duymalıyız.
Ama hiçbirini ilahlaştırmadan, hiçbirinin hakkını da yemeden…
Çünkü Besni hepimizindir.
ADIYAMAN MENZİL’DEN Mİ İBARET?
Adıyaman denince ilk akla Menzil geliyor.
Oysa Adıyaman; sevgi, muhabbet, hoşgörü, misafirperverlik, tarih, kültür ve gastronomi demektir.
Palanlı Mağarası’ndan Kommagene Krallığı’na, Nemrut Dağı’ndan Samsat’a, Cendere Köprüsü’nden Perre Antik Kenti’ne uzanan binlerce yıllık bir medeniyet hafızasına sahiptir.
İnanç tarihi de yalnızca tek bir oluşumla açıklanamaz.
Farklı dönemlerde yaşamış dinî şahsiyetleri, Sünni ve Alevi toplumsal yapısı, geçmişte bu coğrafyada yaşamış Ermeni ve Süryani topluluklarıyla Adıyaman çok katmanlı bir kültürel mirasa sahiptir.
Menzil vardır.
Kendine özgü toplumsal ve örgütsel yapısıyla Adıyaman’ın gerçeklerinden biridir.
Ama Adıyaman Menzil’den ibaret değildir.
Bir şehri tek bir inanç yapılanması üzerinden tanımlamak, o şehrin insanına ve tarihine haksızlık değil midir?
FIRAT’IN DÜMENİNDE BİR KADIN: SILA KAPTAN
Besni Eğitim Bayramı etkinliklerini Halk TV’de izlerken karşıma çıkan bir görüntü, Adıyaman’ın başka bir yüzünü hatırlattı.
Fırat’ın sularında dümenin başında genç bir kadın: Sıla Kaptan.
Dümeni elleriyle kavramış, mesleğinin verdiği özgüvenle soruları yanıtlıyor.
O görüntüde yalnızca bir kadın kaptan görmedim.
Liyakati, ehliyeti ve “Ben de yapabilirim” diyen bir iradeyi gördüm.
Tekne Türk bayraklarıyla süslenmişti. Üzerindeki Atatürk, Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç portreleri ise Cumhuriyet’in eğitim idealini hatırlatıyordu.
İşte Besni Eğitim Bayramı’nın bana anlattığı Adıyaman buydu.
İnancını yaşayan insanıyla, eğitim için mücadele eden öğretmeniyle, üreten esnafıyla, bilim peşinde koşan genciyle ve dümenin başına geçen kadınıyla bir bütün…
BESNİ’NİN ASIL BAYRAMI
Besni’nin tarihi İlk Çağ’a kadar uzanıyor.
Eski Besni, bugünkü ilçe merkezinin yaklaşık beş kilometre güneyinde, kale çevresinde kurulmuş tarihî bir yerleşim.
İpek Yolu üzerindeki konumu, ticareti, dokumacılığı ve farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmasıyla yüzyıllar boyunca önemini korumuş.
Böylesine köklü bir geçmişe sahip ilçenin geleceğini eğitim üzerinden kurmaya çalışması son derece kıymetli.
1997 yılında kurulan Besni Eğitim Vakfı’nın katkılarıyla kurumsal bir zemine kavuşan Eğitim Bayramı, bursları, eğitim yatırımları ve etkinlikleriyle çeyrek asrı aşan bir birikim oluşturdu.
Benim cevabım hiç tereddütsüz:
Besni denince akla Eğitim Bayramı gelmeli!
Ancak son on yıldır yakından gözlemlediğim bir mesele var.
Besni Eğitim Bayramı’nın, bayram olma ruhundan uzaklaşıp başka bir şeye dönüşme riski bulunuyor.
Biraz ekonomi…
Biraz gurbet…
Biraz gösteriş…
Biraz protokol…
Biraz da “Falanca geldi, filanca geldi” yarışı…
Oysa çıkış noktası çok daha büyük.
BAYRAM GELİR, ESNAF DA HAZIRLANIR!
Besni esnafını haksız bulmuyorum.
Bütün yıl bekliyor. Biberini, domatesini, patlıcanını, sarımsağını, üzümünü, peynirini satacak; şehirde ekonomik hareketlilik yaşanacak.
Elbette beklentisi var.
Gelen misafir de eli boş dönmüyor.
Tavayı, tenekeyi, basimeti, üzümü, biberi, peyniri ne bulursa alıyor.
Hatta bazı hemşehrilerimiz, atalarının mezarını ziyaret etmeye vakit bulamadan alışverişini tamamlayıp dönüyor.
Ama iş çığırından çıkarsa Eğitim Bayramı, eğitimden önce fiyatların bayramına dönüşür.
İşte burada sormak gerekiyor:
Biz Eğitim Bayramı’na mı geliyoruz, Besni Pazarı’na mı?
GURBETÇİ GELİYOR, ŞEHİR HAZIR MI?
Besni’den yıllar önce ayrılmış bazı hemşehrilerimiz, şehre geldiklerinde bir anda Besni’nin banisi kesilebiliyor.
Bürokratı, doktoru, iş insanı…
Elbette Besni için maddi manevi elini taşın altına koyan herkese saygımız var.
Ancak katkı sunmak başka, şehrin sahibi gibi davranmak başkadır.
Hiç kimse bir şehrin sahibi değildir.
Besni hepimizindir.
Üstelik Eğitim Bayramı büyürken başka bir sorunu da konuşmak zorundayız.
İnsan geliyor.
Gurbetçi, akademisyen, eğitimci, öğrenci, bürokrat ve misafir geliyor.
Peki nerede kalacaklar?
Nerede ağırlanacaklar?
Yeterli konaklama tesisimiz, misafirhanemiz, otoparkımız var mı?
Depremden sonra şehir zaten bir şantiyeye dönmüş durumda.
İnşaat, trafik ve park sorunları ortada.
Eğitim Bayramı’nı büyütmek istiyorsak önce şehrin altyapısını güçlendirmeliyiz.
Çünkü organizasyon büyüyüp şehir aynı kalırsa bir noktadan sonra bayram değil, eziyet başlar.
EĞİTİM BİR SİYASİ MAHALLENİN TAPUSU DEĞİLDİR!
“Bunu solcular çıkardı.”
“Atatürkçüler yaptı.”
“Laikler yaptı.”
“Ne gereği var?”
diye düşünenler de var.
Oysa eğitim, hiçbir siyasi mahallenin tapulu malı değildir.
Sağın da solun da, muhafazakârın da sekülerin de, dindarın da inançsızın da ortak meselesidir.
Çünkü eğitim yoksa gelecek yoktur.
Besni, çeyrek asrı aşan bir süredir Eğitim Bayramı düzenliyor.
Bu az şey değil.
Ancak artık “Ne yaptık?” sorusunu daha yüksek sesle sormanın zamanı.
Türkiye’nin dört bir yanından eğitimciler, akademisyenler, öğretmenler ve öğrenciler davet edilmeli.
Çalıştaylar düzenlenmeli, sorunlar masaya yatırılmalı, çözüm önerileri geliştirilmelidir.
En önemlisi, sonuç bildirgeleri hazırlanmalı ve her yıl önceki kararların ne kadarının hayata geçirildiği takip edilmelidir.
Ne yapılmış?
Ne yapılamamış?
Hangi öneri uygulanmış?
Hangisi raflarda kalmış?
Bunların hesabı tutulmalı.
Böylece Besni Eğitim Bayramı yalnızca birkaç günlük etkinlik olmaktan çıkarak Türkiye’nin eğitim hafızasına katkı sunan kurumsal bir platforma dönüşebilir.
İŞTE O ZAMAN BAYRAM MANİFESTOYA DÖNÜŞÜR!
Benim hayalimdeki Eğitim Bayramı, üç gün süren protokol törenlerinden ibaret değil.
Birbirini alkışlayan insanların buluşması hiç değil.
Biraz alışveriş, biraz yemek, biraz hasret, biraz fotoğraf…
Bunlar da olsun.
Ama asıl mesele bunlar olmasın.
Asıl mesele eğitim olsun.
Bilim olsun.
Çocuk olsun.
Öğretmen olsun.
Gelecek olsun.
Ve her yıl Besni’den Türkiye’ye bir söz söylensin:
“Eğitim konusunda bu yıl ne yapacağız?”
İşte o zaman Besni Eğitim Bayramı bir eğitim manifestosuna dönüşür.
İnsanlar Besni’ye yalnızca tava, üzüm, biber ve basimet almaya değil, Türkiye’nin eğitim geleceğini konuşmaya gelir.
Çünkü mesele bayramı yapmak değil, bayramın hakkını vermektir.
Artık “Körler sağırlar birbirini ağırlar” anlayışından çıkarak daha profesyonel, kurumsal, ölçülebilir ve sonuç odaklı bir organizasyona geçmenin zamanı gelmiştir.
Çeyrek asır geride kaldı.
Şimdi sıra ikinci çeyrek asrı nasıl yazacağımızda.
BİR ŞEHRİN GELECEĞİ, KENDİ MAHALLESİNE SIĞMAZ!
Mesut Karakoyunlu’nun yazısında dile getirdiği bir soru üzerinde de durmak gerekiyor:
“Madem çağdaş uygarlık yanlıları çoğunluk, neden bir türlü iktidar olamıyor?”
Bu sorunun cevabı, belki de kendimizi çoğunluk ilan etmekte değil, çoğunluğun güvenini kazanamamaktadır.
“Menzil’e giden herkes kandırılmıştır” demek de, Adıyaman’ın çoğunluğunu tek bir yaşam biçimiyle tanımlamak da doğru bir yaklaşım değildir.
İnançlı insanı küçümsemeden laikliği, muhafazakâr insanı dışlamadan özgürlüğü savunabiliriz.
Ancak kendi mahallemizin dışına çıkamıyorsak, karşı tarafı dinlemiyor ve yalnızca kendi doğrularımızı anlatıyorsak, dönüp kendimize de bakmalıyız.
İnsan geçinemiyorsa…
Çocuğunun geleceğinden endişeliyse…
Adalet duygusunu kaybetmişse…
Liyakat yerine torpil gördüğüne inanıyorsa…
Ona yalnızca çağdaşlık anlatmak yetmez.
Güven vermek gerekir.
Çünkü çoğunluk olduğunu düşünmek başka, çoğunluğun güvenini kazanmak bambaşka bir şeydir.
SON SÖZ
Bir şehrin kimliğini ne tek bir inanç yapılanması ne de ona karşı kurulan başka bir mahalle belirler.
Bir şehrin büyüklüğünü yalnızca sermaye, protokol veya siyasi güç de belirlemez.
Gerçek geleceği eğitim, bilim, liyakat, özgür düşünce, hukuk ve insanın insana duyduğu saygı belirler.
Adıyaman’ı Menzil’e hapsetmeyelim.
Besni’yi sermayeye indirgemeyelim.
Eğitim Bayramı’nı da birkaç günlük tören ve alışveriş hareketliliğine sıkıştırmayalım.
Çünkü Adıyaman bütün farklılıklarıyla Adıyaman’dır.
Besni de bütün değerleriyle Besni’dir.
Ve artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Bir şehrin geleceğini, o şehre gelen otobüslerin sayısı mı belirler; yoksa o şehirde yetişen çocukların ufku mu?
Benim cevabım belli:
Besni’nin gerçek büyüklüğü, yetiştirdiği nesillerin büyüklüğü olacaktır.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir