Ana içeriğe geç
Abdurrahman EMRE
Abdurrahman EMREKöşe Yazarı

HER ŞEYİN EN İYİSİ BİZDE! PEKİ, GAZİANTEP FK NEREDE?

Gastronominin, ticaretin ve sanayinin şampiyonu Gaziantep; sıra kendi takımına sahip çıkmaya gelince neden sınıfta kalıyor?

HER ŞEYİN EN İYİSİ BİZDE! PEKİ, GAZİANTEP FK NEREDE?

Gastronominin, ticaretin ve sanayinin şampiyonu Gaziantep; sıra kendi takımına sahip çıkmaya gelince neden sınıfta kalıyor?

Yemeye yiğidiz!

Keyfe düşkünüz!

Ticareti en iyi biz biliriz!

Üretim mi dediniz? Bizden iyisi mi var!

En iyi arabaya biz binmeliyiz!

En büyük evde biz oturmalıyız!

En şatafatlı mobilyalar bizim olmalı!

En mükemmel bağ evi, en güzel deniz evi bizim olmalı!

En iyi markaları biz giymeliyiz!

En iyi kasap, fırın, manav bizim olmalı!

En iyi kebapçı, en iyi baklavacı zaten bizim!

Çocuklarımız en iyi okullarda okumalı!

Düğünümüz dillere destan olmalı!

Haccımızın bile en VIP olanını yapmalıyız!

Aman Allah’ım! Bu ne kadar çok “EN” böyle, dediğinizi duyar gibi değil, resmen duyuyorum!

Peki, haksız mıyım? Yalan mı?

Gaziantepliyiz ağam! İddialıyız, iddialı olmasına da…

Peki, bu şehrin ortak değerleri söz konusu olduğunda aynı iddiayı gösterebiliyor muyuz?

Şimdi sıkı durun!

Diğer yazılarımda olduğu gibi konunun tarihini, dününü, bugününü, yarınını ve bütün anatomisini anlatacağımı sanıyorsanız yanıldınız!

Bu defa kısa yoldan gideceğiz.

Şaşırdınız mı?

Eveeeet!

Ben de şok!

SPOR MU? O DA NEYMİŞ CANIM!

Bunca mükemmeliyetçilikten sonra size bir soru:

Spor yapıyor muyuz? Çocuklarımızı spora teşvik ediyor muyuz?

Nerede!

Elbette yapanlar var; onlara sözümüz yok. Ama spor kültürünü günlük hayatımızın, aile yaşantımızın ve şehir kimliğimizin vazgeçilmez bir parçası hâline getirebildik mi?

Asıl soru burada!

Peki, spor denilince aklımıza ne geliyor?

Durun, ben söyleyeyim:

F U T B O L!

Tamam, güzel…

Peki, Gazi şehrin Süper Lig’de mücadele eden bir futbol takımı olduğunu biliyor muyuz?

“Gaziantep FK mı?”

Evet ağam, bildiniz!

Hani şu bizim Gaziantep Futbol Kulübü!

Üstelik binlerce insanı ağırlayabilecek Kalyon Stadı’mız da var.

Ama gelin görün ki, 34 haftalık lig maratonunda takımımızın kendi sahasında oynadığı maçlara aynı heyecanla, aynı aidiyetle ve aynı kararlılıkla sahip çıkabiliyor muyuz?

Mesele tam da bu!

Niye gidek ki canım?

Pazar günü mangalı yakmak, duman altında homini gırtlak kebaplara gömülmek varken!

Benimki de hanek mi ağam?

Haneğin uluğu değil mi?

Otur evinde, kebabını ye; maçı televizyondan seyret, sosyal medyadan iki yorum yap, mesele kapansın!

Stada gitmek zahmetliymiş…

Bilet al, ulaşım ayarla, otopark bul, girişte uğraş…

E, ağam, bu takım bizim değil mi?

Bir de Passolig, kombine, bilet işleri var diye yakınanlarımız olur. 
Elbette taraftarın stada erişimini kolaylaştırmak, bilet fiyatlarını makul tutmak ve ulaşım sorunlarını çözmek kulübün ve ilgili kurumların da sorumluluğudur.

Ama kusura bakmayalım; her şeyi başkalarından bekleyerek de şehir takımı olunmuyor!

GALİBİYETTE HERKES SAHİPLENİR, MAĞLUBİYETTE HERKES TEKNİK DİREKTÖR!

Gelelim tribün kültürümüze…

Büyük takımlar geldiğinde rakip takım taraftarlarının coşkusu bazen kendi şehrimizin sesini bastırıyor.

Bizim tribünlerde ise kimi zaman maçtan çok çekirdek, sohbet ve seyirlik manzaralar ön plana çıkıyor.

Elbette takımını desteklemek için stada gelen, her koşulda formasının arkasında duran gerçek taraftarlarımızı tenzih ediyorum.

Benim derdim onlarla değil; takımını yalnızca başarı kazandığında hatırlayan, mağlubiyette ise sırtını dönen anlayışla.

Takım birkaç maç kazanır, puan tablosunda yükselmeye başlar…

Bir bakmışsınız herkes futbol uzmanı!

Transferleri biz yaparız, ilk on biri biz kurarız, taktiği biz belirleriz. Değme teknik direktörlere taş çıkartırız!

Sanki hepimiz yıllarca Avrupa’da futbol yönetmişiz!

Peki, takım yenilirse?

İşte o zaman kıyamet kopar!

Önce hocaya söveriz, futbolculara yükleniriz, ardından yönetimi istifaya çağırırız.

Birkaç mağlubiyet daha gelsin, tribünler seyrelmeye başlar.

Rakip iki gol atmışsa, işin içine bir de alaycı tezahüratlar girer.

Hatta bazen rakip takımın hocasını tribünlere çağırıp şovun parçası hâline getiririz!

“Yok artık ağam, o kadar da değil!” dediğinizi duyar gibiyim.

Keşke olmasa!

Ama ben bu şehirde futbolun içinde geçen kırk yılda benzer manzaraları defalarca gördüm, yaşadım, izledim.

Biz başarıyı seviyoruz; peki, başarının arkasında durmayı da biliyor muyuz?

KONUŞMAK KOLAY, FUTBOLU YAŞATMAK ZOR!

Gelelim işin asıl meselesine…

Yönetim, futbolcu kadrosu, teknik direktör, altyapı, tesisleşme ve hepsinden önemlisi finansman!

Aaaaa, nereye kayboldunuz ağalar?

Korkmayın canım, sizden şimdi para isteyen olmadı!

Ama bu konuyu konuşmadan da Gaziantep futbolunun geleceğini konuşamayız.

Gaziantepspor’un yıllar içinde yaşadığı büyük sıkıntıları, bir zamanların köklü futbol markasının nasıl ağır bir çıkmaza sürüklendiğini burada baştan sona anlatmayacağım.

Gaziantep FK’nın kuruluşundan bugüne yaşanan bütün süreci de tarih tarih sıralamayacağım.

Çünkü bugün asıl ihtiyacımız, geçmişin muhasebesini yaparken geleceğin sorumluluğunu da üstlenmek.

Şunu teslim edelim: Gaziantep futbolunun zor zamanlarında (Celal Doğan başkanın nezdinde)SANKO ve Konukoğlu ailesinin maddi desteği, şehrin hafızasında önemli bir yer tutuyor.

(Celal Doğan öyle bir kaç kelime ile geçiştirilecek biri olmadığı için birde bu yazım Gaziantep FK içerikliydi 
o sebeple Gaziantep spor ve 
o efsane yönetimlere ilerleyen günlerde köşeme taşıyacağım) 

Yıllar boyunca şehrin takımına omuz veren, imkânlarını seferber eden isimler oldu.

Fakat bir şehrin futbol geleceğinin sürekli aynı ailelerin, aynı birkaç kişinin fedakârlığına bağlı kalması ne kadar doğru?

Bir başka ifadeyle, Gaziantep’in futbolu kişilerin fedakârlığıyla mı yaşayacak, yoksa şehrin ortak aklı ve kurumsal gücüyle mi ayakta kalacak?

İşte çözmemiz gereken mesele bu!

Zamanında Gaziantep Valisi Davut Gül’ün de şehrin futbol takımının geleceği için çaba gösterdiğine şahit olduk. Fakat bu tür çabaların kalıcı sonuç vermesi için güçlü bir yönetim modeli, sürdürülebilir finansman ve şehrin ortak iradesi gerekiyor.

Bugün Gaziantep FK’nın yönetim kurulu başkanlığını Memik Yılmaz yürütüyor. Kendisi ve ekibi de bu sorumluluğun içindeler.

Ancak bir kulübün geleceğini yalnızca başkanın omuzlarına yüklemek ne adil ne de sürdürülebilir!

Bir başkanın gayreti başka şeydir; şehrin kurumsal desteği bambaşka şey.

Gaziantep FK, bir kişinin fedakârlığına mahkûm kalmayacak kadar büyük bir şehrin takımıdır!

AMEDSPOR ÖRNEĞİNDEN NEDEN DERS ÇIKARMAYALIM?

Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’ın Amedspor’unu köşeme taşımıştım.

Bazıları yazının asıl mesajını bir kenara bırakıp konuya farklı anlamlar yüklemeye çalıştı.

Oysa benim derdim ne bir şehri diğerinden üstün görmek ne de futbol üzerinden başka hesaplar yapmak.

Benim derdim, başka şehirlerin takımları etrafında oluşturduğu aidiyeti, dayanışmayı ve ortak heyecanı anlamak.

Diyarbakır’da takımın başarısı, yalnızca sahadaki futbolcuların meselesi olarak görülmüyor; taraftardan esnafa, iş dünyasından şehirdeki kurumlara kadar geniş bir çevrenin ortak gündemine dönüşüyor.

Amedspor’un Süper Lig’e yükselişi ve bu başarının şehirde oluşturduğu coşku, üzerinde düşünmemiz gereken bir örnek. Bu başarıyı yalnızca tribün sayısına indirgemek elbette doğru olmaz; önemli olan, takımın bir şehir aidiyetine dönüşebilmesi.

Peki, biz neden aynı heyecanı kendi şehrimizde daha güçlü biçimde oluşturamayalım?

Benim önerim basit:

Bir otobüs dolusu yönetici, bir otobüs dolusu iş insanı, spor yöneticisi ve “Ben bu işi biliyorum!” diyen futbol sevdalısı…

Tabii bir otomobil dolusu bulabilirsek, o da başlangıç için yeter!

Gidin Diyarbakır’a!

Şehrin takımına nasıl sahip çıktıklarını, futbolun günlük hayata nasıl karıştığını, esnafın ve taraftarın takım etrafında nasıl bir enerji oluşturduğunu yerinde görün.

Sabah gidin, maç atmosferini yaşayın, maç bitiminde şehrin nabzını tutun.

Ama aman ağalar!

Gidip de işi gastronomi turuna çevirmeyin!

Kebap, ciğer, tatlı derken asıl meseleyi unutmayın!

Dönüşte de şu soruyu kendinize sorun:

Onlar kendi takımlarını şehirlerinin ortak değeri hâline getirirken biz neden aynı şeyi başaramıyoruz?

EY GAZİANTEPLİ SANAYİCİLER, İŞ İNSANLARI VE FUTBOL SEVDALILARI!

Gelelim asıl muhataplarımıza…

Beş organize sanayi bölgesiyle anılan, binlerce üretim işletmesine ve güçlü bir ticaret geleneğine sahip Gaziantep!

Üretimde, ihracatta, gastronomide ve girişimcilikte iddiamız var.

Peki, bu şehrin futbol geleceği için ortak bir modelimiz var mı?

Gaziantep FK’nın sürdürülebilir bir mali yapıya kavuşması, yalnızca bir başkanın ya da birkaç iş insanının sırtına yüklenemez.

Futbol pahalı bir iş!

Transfer var, maaş var, teknik ekip var, tesis var, altyapı var, seyahat var, organizasyon var…

Bunların hepsi düzenli ve öngörülebilir bir finansman gerektiriyor.

Bir gün birilerinin cebinden çıkan parayla, ertesi gün başka birinin fedakârlığıyla, sonraki gün geçici çözümlerle bu iş sonsuza kadar yürütülemez.

Peki, ne yapılabilir?

Öncelikle şehrin önde gelen sanayicileri, iş insanları, meslek odaları, yerel yönetimleri ve ilgili kurumları aynı masa etrafında buluşmalı.

Şeffaf, hesap verebilir ve profesyonel bir finansman modeli oluşturulmalı.

Sponsorluğun kapsamı genişletilmeli; şirketler, sektörler ve işletmeler kendi imkânları ölçüsünde bu yapıya dâhil olabilmeli.

Taraftarın stada ulaşması kolaylaştırılmalı, ailelerin maçlara katılımı teşvik edilmeli, gençler ve çocuklar için futbol kültürü yaygınlaştırılmalı.

Altyapıya yatırım yapılmalı; Gaziantepli çocukların yalnızca büyük takımları televizyonda seyreden değil, kendi şehirlerinin formasını giyme hayali kuran gençler olması sağlanmalı.

Ve en önemlisi, başarıya göre değişen geçici heyecanlar yerine, yıllara yayılan bir şehir sahiplenmesi oluşturulmalı.

Bunlar bir günde olmaz. Ama bugün başlanmazsa yarın hiç olmaz!

Kimseyi zorla para vermeye çağırmıyorum. Kimsenin ticari kararına da karışmıyorum.

Söylediğim şu:

Gaziantep’in ekonomik gücü ile şehrin futbol hedefleri arasında kalıcı bir köprü kurulmalı.

Bu iş, birkaç kişinin omuz vermesiyle bir yere kadar yürür. Şehrin tamamının ortak aklıyla ise çok daha sağlam bir geleceğe dönüşebilir.

Aksi takdirde bugün Süper Lig’de olmakla övünür, yarın istikrarsızlığın sonuçlarıyla yüzleşiriz.

Sonra da hep birlikte “Nerede yanlış yaptık?” diye sorarız.

Oysa bazı yanlışların işaretleri önceden görülür.

Tedbir almak için illa duvara toslamayı beklemek gerekmez!

HAYDİ AĞALAR, ŞİMDİ SIRA SİZDE!

Gaziantepliler…

En iyi kebabı biz yapıyoruz!

En güzel baklavayı biz üretiyoruz!

Ticarette, sanayide, üretimde iddialıyız!

Peki, kendi şehrimizin takımına sahip çıkma konusunda da aynı iddiayı gösterebilecek miyiz?

Sadece galibiyet geldiğinde sevinmekle, mağlubiyette eleştirmekle, sosyal medyada ahkâm kesmekle şehir takımı olunmuyor.

Şehir takımı olmak; iyi günde de kötü günde de sorumluluk almak, eleştirirken çözüm üretmek, destek verirken hesabını sormaktan vazgeçmemek demektir.

Yöneticilerden profesyonellik, şeffaflık ve hesap verebilirlik bekleyeceğiz.

Futbolculardan mücadele, teknik ekipten başarı, yönetimden doğru planlama isteyeceğiz.

Ama biz de tribünde, sokakta, iş yerinde ve hayatın içinde bu takımın gerçek sahibi olduğumuzu göstereceğiz.

Çünkü Gaziantep FK yalnızca sahaya çıkan on bir futbolcudan ibaret değildir. Bu takım, bu şehrin ortak değeridir.

Ve son sözüm:

Her şeyin en iyisini isteyen Gaziantepliler!

Şimdi kendimize bir soralım:

En iyi araba, en iyi ev, en iyi kebap, en iyi baklava…

Peki ya en iyi şehir aidiyeti?

Peki ya en güçlü dayanışma?

Peki ya çocuklarımıza bırakacağımız futbol kültürü?

Bunlar da bizim olmalı mı, olmamalı mı?

Haydi bakalım!

Sanayicisiyle, esnafıyla, iş insanıyla, taraftarıyla, genciyle, yaşlısıyla…

Herkes elini taşın altına koysun!

Gaziantep FK’yı bir kişinin değil, koca bir şehrin takımı hâline getirelim.

Çünkü…

BAŞKA GAZİANTEP YOK!

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın
Özhanlar Mobilya