Ana içeriğe geç
Abdurrahman EMRE
Abdurrahman EMREKöşe Yazarı

SINIRLAR DEĞİL, HİZMET KONUŞSUN!

Gölbaşı’ndan Gaziantep’e, oradan Türkiye’nin yeni idari yapılanma ihtiyacına… Malumunuz, anne tarafım Adıyamanlı, baba tarafım Besnili.

SINIRLAR DEĞİL, HİZMET KONUŞSUN!

Gölbaşı’ndan Gaziantep’e, oradan Türkiye’nin yeni idari yapılanma ihtiyacına…

Malumunuz, anne tarafım Adıyamanlı, baba tarafım Besnili. Ben ise Gölbaşı’nda büyüdüm. Yaklaşık 35 yıldır da Gaziantep’te ikamet ediyorum. Arada bir espri olsun diye, “Gaziantep’e gelin geldim” derim. Elbette bu işin latifesi!

Ancak bugün anlatacaklarımın latifeyle pek ilgisi yok. Biraz coğrafya, biraz tarih, biraz sosyoloji, biraz ekonomi ve bolca da üzerinde düşünülmesi gereken idari yapılanma meselesi var.

Gaziantep, hepimizin bildiği gibi, yalnızca kendi nüfusuna ve sınırlarına hizmet eden bir şehir değil; çevresindeki iller ve ilçeler için de önemli bir ticaret, sanayi, sağlık, eğitim ve alışveriş merkezi.

Adıyaman’ın Besni ve Gölbaşı ilçeleri, Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi ve Narlı bölgesi başta olmak üzere çevredeki birçok yerleşim yerinin ticari ve ekonomik ilişkileri yıllardır Gaziantep’le iç içe.

Dolayısıyla meseleye yalnızca haritadaki çizgiler üzerinden değil, hayatın içinden bakmak gerekiyor.

BİR HEMŞEHRİMİN SERZENİŞİ, ASLINDA BİR BÖLGENİN MESELESİ!

DEVA Partisi’nde siyaset yaptığım yıllarda, Gölbaşı İlçe Başkanlığı görevini yürüten Cuma İşler isimli bir hemşehrim vardı.

Kendisinin felsefesine, sosyolojik değerlendirmelerine, mantığına, kıvrak zekâsına ve analitik düşünme yeteneğine güvenirim. Zaman zaman sosyal medyada insanı düşündüren, hatta tabiri caizse beyin yakan paylaşımları da olur.

Bir gün Facebook’ta yaptığı bir paylaşım dikkatimi çekti.

İlk bakışta bir il değiştirme talebi gibi görünen bu paylaşımın arka planında aslında bir serzeniş, bir mecburiyet hissi, bir haykırış ve yıllardır karşılık bulamadığını düşünen insanların çaresizliği vardı.

Ne yazık ki bu paylaşımın altında yatan asıl meseleyi herkesin anlayabildiğini düşünmüyorum.

6 Şubat 2023 depremleri Adıyaman’ı yerle bir ettiği gibi Gölbaşı’nı da ağır biçimde sarstı. Aradan yaklaşık dört yıl geçti. Buna rağmen Gölbaşı’nın hak ettiği yatırımlara, ekonomik canlanmaya ve hizmetlere kavuşamadığını düşünen insanların serzenişlerini anlamak gerekiyor.

Bir ilçenin insanları kendilerini sahipsiz hissediyorsa, bunun üzerinde düşünmek gerekir.

Cuma İşler’in paylaşımını, hiçbir kelimesini değiştirmeden, aynen aktarıyorum:

Hemen hemen hiç bir Gölbaşı’lı Adıyaman Merkeze yatırım yapmaz…

Zaten Adıyaman da bizi bir ilçe olarak saymaz…

Sosyokültürel anlamda bir araya benzemeyiz…

Bizim acilen Adıyaman dan kurtulup mümkünse Gaziantep gibi ekonomik gücü yüksek bir ile bağlanmamız, daha doğrusu sığınmamız gerek…

Gölbaşı halkına sorsalar ve bir halk oylaması yapsalar,
Antebe bağlanır mısınız..?🤔

1958 yılına kadar Besni ilçesine bağlı “Karaçalık” mevkisinde bir köydü.
1933 yılına kadar Gaziantep’e, 1933-1954 yılları arasında Malatya’ya,
Adıyaman’ın 1954’te il olmasından
sonra ise Besni üzerinden Adıyaman’a bağlanmıştır.

Adıyaman’ın batısında yer alır. Kuzeyinde Malatya, doğusunda Besni ve Tut ilçeleri, güneyinde Gaziantep, batısında Kahramanmaraş ili ile çevrilidir. Gölbaşı ilçesinin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 902 metredir.
İlçenin yüzölçümü 800 km²dir.
30 köy 3 beldesi vardır.
Gölbaşı ilçesi Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi’ni, Akdeniz’e bağlayan Devlet Karayolu ile DD’nin geçtiği bir güzergahta kurulduğundan, Malatya, Adıyaman, Gaziantep ve Kahramanmaraş illerini birbirine bağlayan bir kavşak konumundadır.

CUMA İŞLER’İN FİKRİNE BİR DE BİZİM PENCEREMİZDEN BAKALIM!

Öncelikle fikirlere saygı duymamız gerektiğini düşünüyorum.

Gölbaşı’nda doğup büyümüş, 1989 yılında ilçeden ayrılmış, 1993 yılından beri de Gaziantep’te yaşayan bir hemşehriniz olarak müsaade ederseniz Cuma Bey’in düşüncesinin altını biraz dolduralım.

Gölbaşı’nın 30 köyünün ve beldelerinin ürettiği tarımsal ve hayvansal ürünler için aradığı pazarın önemli ölçüde Gaziantep ve Kahramanmaraş olduğunu bölge insanı zaten biliyor ve yaşıyor.

Gedikli, Aşağı Nasırlı, Yukarı Nasırlı, Aşağı Karakuyu, Yukarı Karakuyu ve Mahkan bölgesini düşünelim.

Bu bölgelerde üretilen süt, yoğurt, tereyağı ve peynirin önemli bir kısmı Gaziantep’e ulaşıyor. Antep mutfağının vazgeçilmez lezzetlerinden biri olan peynirin üretim ve tedarik zincirinde bu bölgelerin de emeği var.

Sebze ve meyve ticaretinde de benzer bir ilişki söz konusu.

Şimdi birkaç soru soralım:

* Düğün alışverişi ve kuyumculuk ihtiyaçları için Adıyaman’a veya Malatya’ya giden kaç Gölbaşılı var?
* Yaz aylarında Almancı hemşehrilerimiz geldiğinde döviz bozdurmak, alışveriş yapmak ve çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için Gaziantep’e uğramıyor mu?
* Gölbaşı’nda yaşayan, ekonomik imkânı bulunan aileler hafta sonları gezmek, alışveriş yapmak ve vakit geçirmek için Gaziantep’i tercih etmiyor mu?
* Gaziantep’te yaşayan Adıyamanlı nüfusun içinde Gölbaşı ve köylerinden gelen binlerce hemşehrimiz yok mu?
* Gölbaşılı hemşehrilerimizin ve gurbetçilerimizin Gaziantep’ten ev ve iş yeri alarak yatırım yaptıkları bir gerçek değil mi?
* Günlük yaşamımızda tükettiğimiz ürünlerin, temel ihtiyaçlarımızın önemli bir kısmı Gaziantepli toptancı ve tedarikçilerden gelmiyor mu?
* İnşaat yaptırırken temelinden çatısına kadar pek çok malzemeyi Gaziantep ve Kahramanmaraş’tan temin etmiyor muyuz?
* Araçlarımızı Gaziantep’ten alıp bakım, onarım, yedek parça ve servis ihtiyaçlarımız için yine Gaziantep’e gelmiyor muyuz?

Cevapların büyük çoğunluğu evet!

Öyleyse ekonomik ve sosyolojik ilişkiler bu kadar iç içeyken, idari yapılanma ve hizmet planlaması neden bu gerçekler dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesin?

68 YILLIK BİR İLÇE BU TABLOYU HAK EDİYOR MU?

Allah aşkına, 68 yıllık bir ilçemiz bu durumda mı olmalı?

İş alanları yetersiz.

Turizm gelirleri sınırlı.

Üretim ve yatırım imkânları yeterince gelişmemiş.

Gençler için istihdam alanları oluşturulamamış.

Belediyecilik anlayışı da yalnızca rutin hizmetlerin ötesine geçerek ilçenin ekonomik geleceğini şekillendirecek projelere odaklanmalı.

Her gelen belediye yönetiminin en kolay bildiği işlerden biri belediyede personel istihdam etmek ve imara yeni alanlar açmak olmamalı.

Gölbaşı’nın üç gölü var.

Peki, bu göllerin çevresinde sürdürülebilir bir turizm ekonomisi oluşturulabildi mi?

Profesyonel balıkçılık, sportif balıkçılık, su sporları, konaklama, kampçılık, karavan turizmi ve nitelikli mesire alanları yeterince geliştirilebildi mi?

Eskiden sazlıklardan kamış elde edilir, hasır işleri yapılırdı. Bugün bu üretim ne durumda, doğrusu bilmiyorum. Ancak bu tür geleneksel üretimler bile doğru bir planlamayla ekonomik değere dönüştürülebilir.

Gölbaşı’nın coğrafyası, ulaşım güzergâhı, doğal güzellikleri ve tarımsal potansiyeli var.

Eksik olan, bütün bu değerleri bir araya getirip ekonomik bir modele dönüştürecek uzun vadeli bir kalkınma vizyonu.

Almancı hemşehrilerimizin ve birkaç müteşebbisin girişimleriyle ayakta tutulmaya çalışılan sınırlı ekonomik hareketlilik, ilçenin gerçek potansiyelini karşılamaya yetmiyor.

DEPREMİN ÜZERİNDEN YILLAR GEÇTİ, PEKİ NE DEĞİŞTİ?

Depremin üçüncü günü yola çıktık. Besni, Adıyaman ve Gölbaşı’na geldik. Ne yapabiliriz, nasıl yardımcı olabiliriz diye çırpındık.

Öyle bir kaos vardı ki…

Sizler o günleri bizlerden çok daha iyi yaşadınız. Allah bir daha ülkemize böyle bir felaket yaşatmasın.

Aradan üç yılı aşkın zaman geçti. Ben yaklaşık üç ayda bir bölgeye geliyor, gözlemliyorum. Gördüklerim karşısında içim acıyor, açıkçası zoruma gidiyor.

İnsanın doğup büyüdüğü yerin bu kadar ağır yaralarla mücadele etmesi kolay değil.

Burada sormamız gereken sorular var:

Gölbaşı’nın yeniden yapılanması için hangi yatırımlar gerçekleştirildi?

Bölgenin ekonomik kalkınması için hangi projeler hayata geçirildi?

İşsizliğin ve göçün önüne geçmek için hangi kalıcı adımlar atıldı?

Adıyaman milletvekillerinin, ilgili bakanlıkların ve yerel yönetimlerin Gölbaşı’na yönelik çalışmalarının somut karşılığı nedir?

Bir de gidip İslahiye’ye, Nurdağı’na, köylerine ve Gaziantep merkezde depremden etkilenen yapılara bakın. Orada yürütülen ihya, yeniden inşa ve yenileme çalışmalarını da görün.

Elbette her ilçenin ihtiyaçları, koşulları ve yeniden yapılanma takvimi farklıdır. Ancak bu karşılaştırmaların amacı kimsenin emeğini küçümsemek değil; Gölbaşı’nın da hak ettiği hizmetleri alması gerektiğini hatırlatmaktır.

GAZİANTEP’E BAĞLANMAK BİR ÇÖZÜM OLABİLİR Mİ?

Cuma Bey’in ortaya attığı düşünceyi biraz da bu açıdan değerlendirelim.

Gölbaşı Gaziantep’e bağlı olsaydı, bugün saydığımız sorunların hiçbiri yaşanmazdı diyemeyiz. Çünkü bir ilçenin kaderini yalnızca bağlı olduğu ilin adı belirlemez.

Ancak Gaziantep’in ekonomik büyüklüğü, sanayi altyapısı, ticaret hacmi, yatırımcı ağı ve çevre ilçelerle kurduğu ekonomik ilişkiler dikkate alındığında, Gölbaşı’nın bu ekonomik ekosistemin içinde değerlendirilmesi önemli fırsatlar doğurabilir.

Üç gölün çevresinde turizm yatırımları yapılabilir, tarımsal üretim sanayiyle buluşturulabilir, hayvancılık ve süt ürünleri için işleme tesisleri kurulabilir, lojistik avantajı değerlendirilebilir.

Yatırımcıya güven veren bir planlama yapılırsa fabrikalar, işletmeler ve yeni istihdam alanları oluşturulabilir.

Hafta sonları Gaziantep’ten binlerce insanın ziyaret edebileceği bir turizm destinasyonu ortaya çıkarılabilir.

Ancak bunların gerçekleşmesi için yalnızca il değiştirmek yetmez; yatırım, ulaşım, altyapı, tanıtım, teşvik ve yerel yönetim anlayışının birlikte ele alınması gerekir.

Gölbaşı’nın Gaziantep’e bağlanması fikri de bu çerçevede, halkın iradesi ve hukuki süreçler dikkate alınarak tartışılabilir.

Arkadaşlar, biraz da hamasetten uzaklaşalım.

İnsanların doğup büyüdüğü yere bağlılığı, memleket sevgisi elbette kıymetlidir. Fakat memleket sevgisi, o memleketin insanlarının daha iyi hizmet almasını istemeye engel olmamalıdır.

Dünyanın ekonomik gerçekleri ortada. Ticaretin, üretimin, sermayenin ve yatırımın sınır tanımadığı bir dönemde yaşıyoruz.

İnsanların refahını, istihdamını ve geleceğini önceleyen çözümler üretmek zorundayız.

Halep buradaysa arşın da burada!

Küçük bir katkı sağladığımı düşünüyorum. Sürçülisan ettiysek affola.

Ama bu teklifi iyi düşünün sevgili Gölbaşılı dostlarım.

Tartışın, araştırın, halkın düşüncesini alın. Eğer bu fikri doğru buluyorsanız hayata geçirilmesi için müteşebbis olun.

Tarih, yaşadığı yerin kaderine kayıtsız kalmayan insanları da yazar.

MESELE GÖLBAŞI’YLA SINIRLI DEĞİL: TÜRKİYE’NİN İDARİ YAPISI YENİDEN DÜŞÜNÜLMELİ!

Tam da bu konular üzerinde beyin jimnastiği yaparken bugün, 1 Kasım 2026 tarihinde, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kamuoyuna yansıyan açıklamasıyla yeni bir tartışma gündeme geldi.

Bahçeli, MHP’nin hazırladığı projeyle 19 yeni il ve 78 yeni ilçe kurulmasını öngördüklerini, böylece Türkiye’nin 100 il ve 1000 ilçeden oluşan bir idari yapıya kavuşmasını hedeflediklerini açıkladı.

Bu değerlendirmede nüfus, gelişme potansiyeli, coğrafi konum, hizmete erişim ve stratejik önem gibi ölçütlerin dikkate alınacağını belirtti.

Önemli bir ayrıntının da altını çizelim: Henüz il yapılacak 19 ilçenin kesin isimleri açıklanmış değil. Bu bir proje ve öneri niteliğinde; hayata geçirilmesi için yasal düzenleme ve TBMM süreci gerekiyor.

Peki, bu tartışma neden önemli?

Çünkü Türkiye’nin nüfusu, şehirleşme yapısı, ekonomik merkezleri ve yerleşim ihtiyaçları son yıllarda önemli ölçüde değişti.

Türkiye artık 86 milyonun üzerinde nüfusa sahip. Bazı ilçelerimiz nüfus, ekonomik faaliyet, sanayi, ticaret ve coğrafi büyüklük bakımından pek çok ilden daha ileri bir konuma geldi.

Buna karşılık bazı illerimizde yüzölçümü, nüfusun dağılımı ve merkezle ilçeler arasındaki mesafeler kamu hizmetlerine erişimi zorlaştırabiliyor.

Örneğin Mersin’in bir ucundan diğer ucuna yaklaşık 400 kilometreyi bulan mesafelerden söz ediyoruz.

Antalya’da Gazipaşa’dan başlayıp batıya doğru uzanan geniş bir coğrafya var. Bu tür örnekler çoğaltılabilir.

Şimdi düşünelim:

Bir vatandaşın devlet hizmetine ulaşabilmesi için saatlerce yol gitmesi ne kadar doğru?

Bir belediyenin yüzölçümü ve nüfus yoğunluğu büyüdükçe hizmetin aynı hız ve kalitede sunulması ne kadar kolay?

Bir ilçenin nüfusu yüz binleri, hatta bir milyonu aşarken mevcut idari yapı yeterli mi?

İşte asıl tartışmamız gereken konu budur.

BÜYÜK İLLERDE İLÇE SAYISI VE HİZMET KAPASİTESİ

Bazı illerimizin ilçe sayıları dikkat çekici boyutlara ulaşmış durumda.

İstanbul’un 39, Konya’nın 31, İzmir’in 30, Ankara’nın 25 ilçesi bulunuyor.

Balıkesir, Erzurum ve Kastamonu’nun 20’şer ilçesi var. Adana, Giresun ve Hatay’ın ise 15’er ilçesi bulunuyor.

Bu tablo bize şunu düşündürüyor:

İlçe sayısı, nüfus ve yüzölçümü arasındaki denge yeniden ele alınmalı.

Benim şahsi önerim; özellikle 10’dan fazla ilçesi bulunan büyük illerde, mevcut ilçelerin nüfus yoğunluğu, yüzölçümü, ulaşım imkânları ve hizmet kapasitesi dikkate alınarak yeni idari birimlerin oluşturulmasının değerlendirilmesidir.

Burada amacım bütün illere aynı kalıptan bir idari yapı biçmek değil.

Her ilin kendine özgü coğrafi, ekonomik ve demografik gerçekleri var. Dolayısıyla düzenleme de bu gerçeklere göre yapılmalı.

Kanun koyucuların üzerinde çalışması gereken temel mesele, idari sınırları vatandaşın hayatını kolaylaştıracak biçimde düzenlemektir.

Çünkü idari yapılanmanın amacı makam, tabela ve bürokrasi üretmek değil; vatandaşa daha hızlı, daha erişilebilir ve daha nitelikli hizmet sunmaktır.

GAZİANTEP’E GELİNCE: İKİ DEV İLÇE, YENİ BİR PLANLAMA İHTİYACI!

Gelelim kendi şehrimize…

Malumunuz Gaziantep, 2025 yılı ADNKS verilerine göre 2 milyon 222 bin 415 kişilik nüfusuyla Türkiye’nin en kalabalık şehirleri arasında yer alıyor.

Şehrimizin iki büyük merkez ilçesi Şahinbey ve Şehitkamil.

2025 verilerine göre Şahinbey’in nüfusu 957 bin 792, Şehitkamil’in nüfusu ise 905 bin 880.

Yani iki ilçemizin de nüfusu neredeyse birer milyon!

Bu rakamlar, Gaziantep’in merkez ilçelerindeki nüfus ve hizmet yoğunluğunun ne kadar büyüdüğünü açıkça ortaya koyuyor.

Oğuzeli de büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde yer alan ilçelerimizden biri. Ancak merkez ilçelerle idari statüsünü birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Benim üzerinde durduğum konu, Gaziantep’in merkezindeki bu yoğunluğun daha dengeli bir idari yapıyla yönetilmesi.

Şehitkamil için GAZİKENT önerisi:

Mezarlık Kavşağı ve Tüfekçi Yusuf Bulvarı’nın doğusunda kalan, Gazikent yönündeki geniş yerleşim alanlarının mevcut nüfus ve yerleşim dokusu dikkate alınarak değerlendirilmesini öneriyorum.

Bu bölge için GAZİKENT adıyla yeni bir merkez ilçe oluşturulması üzerinde çalışılabilir.

Böylece Şehitkamil’in hizmet yükü hafifletilebilir, vatandaşın belediye hizmetlerine erişimi kolaylaştırılabilir.

Şahinbey için KARATAŞ önerisi:

Şahinbey ilçemiz de benzer bir nüfus ve yoğunluk sorunuyla karşı karşıya.

Diş Hekimliği Fakültesi çevresinden başlayarak Karataş, Akkent, Mavikent, Onkoloji bölgesi ve Şahinbey Anıtı’nın bulunduğu yerleşim alanlarına uzanan bölgede yeni bir merkez ilçe oluşturulması değerlendirilebilir.

Bu yeni ilçenin adının KARATAŞ olması önerimdir.

Böylece Gaziantep’in merkezindeki mevcut iki büyük ilçenin hizmet yükü daha dengeli dağıtılabilir.

Elbette bu önerilerin hayata geçirilebilmesi için mahalle sınırları, nüfus dağılımı, ulaşım bağlantıları, belediye hizmet alanları, mali kaynaklar ve teknik fizibilite çalışmaları yapılmalıdır.

Benim tasavvurum şu:

Gaziantep’in merkezinde Şehitkamil ve Şahinbey’in yanında, Gazikent ve Karataş’ın da bulunduğu daha dengeli bir idari yapılanma oluşturulması.

Oğuzeli’nin mevcut idari konumu da bu planlamayla birlikte değerlendirilerek şehrin merkez ve çevre yerleşim ilişkileri yeniden ele alınabilir.

Amaç yeni belediye başkanlıkları, yeni makamlar ve yeni bürokratik kadrolar oluşturmak değil.

Amaç; daha kaliteli, daha hızlı, daha ulaşılabilir ve daha liyakatli belediye hizmetidir.

SON SÖZ: İDARİ SINIRLARIN DEĞİL, İNSANIN İHTİYAÇLARININ PEŞİNDEN GİDELİM!

Gölbaşı’nın Gaziantep’e bağlanma talebinden başlayıp Türkiye’nin 100 il, 1000 ilçe tartışmasına, oradan Gaziantep’in merkez ilçelerinin yeniden yapılandırılmasına kadar uzanan bu değerlendirmemin temelinde tek bir düşünce var:

Devletin idari yapılanması, vatandaşın hayatını kolaylaştırmak için vardır. Vatandaş, idari yapılanmanın yükünü taşımak için değil!

Bir yerin il olması, bir ilçenin başka bir ile bağlanması ya da büyük bir ilçenin bölünmesi tek başına kalkınma getirmez.

Önemli olan; doğru planlama, liyakatli yönetim, ekonomik yatırım, güçlü altyapı ve vatandaşın iradesidir.

Yeni il ve ilçeler oluşturulurken yalnızca nüfus rakamlarına bakılmamalı; üretim kapasitesi, coğrafi koşullar, ulaşım, istihdam, kamu hizmetlerine erişim ve gelecekteki gelişme potansiyeli birlikte değerlendirilmelidir.

Ve bütün bunlar yapılırken vatandaşın görüşü mutlaka alınmalıdır.

Çünkü şehirler yalnızca haritalarda çizilen sınırlarla değil; insanların ortak yaşamı, ticareti, kültürü ve geleceğe dair umutlarıyla şekillenir.

Benim derdim ne bir ilin diğerinden üstün olması ne de bir ilçenin başka bir ilçeyle yarıştırılması.

Benim derdim, doğup büyüdüğümüz yerlerin, yaşadığımız şehirlerin ve ülkemizin hak ettiği hizmete kavuşması.

Sınırlar değişebilir, idari yapılar yenilenebilir; ama değişmemesi gereken tek şey devletin vatandaşa hizmet etme sorumluluğudur.

Herkese sevgi ve saygılarımla…

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın
Özhanlar Mobilya