Ana içeriğe geç
Serhan AKINAL
Serhan AKINALKöşe Yazarı

BİZ NE ZAMAN BU HALE GELDİK?

Ülkemizde son yıllarda toplumsal değerlerimizin aşındığına dair kaygılar giderek artıyor.

BİZ NE ZAMAN BU HALE GELDİK?
Ülkemizde son yıllarda toplumsal değerlerimizin aşındığına dair kaygılar giderek artıyor. Yolsuzluk iddiaları, haksız kazanç tartışmaları ve başkasının hakkını gözetmeden kendi çıkarını öncelemek, bizi önemli bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: Biz ne zaman bu hâle geldik?
Aslında bu aşınma bir günde gerçekleşmedi. Önce küçük yanlışları görmezden geldik, sonra onları mazur göstermeye başladık. “Herkes böyle yapıyor” diyerek kendimizi rahatlattık. Zamanla yanlışlar sıradanlaştı, vicdanlarımız sessizleşti. Asıl tehlike de tam bu noktada başladı.
Hukuk suçun sınırlarını belirler, yaptırımlarını ortaya koyar. Ancak insanın kimse görmediğinde de doğru davranmasını sağlayan yalnızca kanunlar değildir. Bunun için vicdan, ahlak ve sorumluluk gerekir. Çünkü ahlakın gerçek sınavı, insanı denetleyen kimsenin olmadığı yerde başlar.
Geçmişimizde bunun güzel örnekleri vardı. Sabah dükkânını “Bismillah” diyerek açan, ilk siftahını yaptıktan sonra gelen müşteriyi henüz siftah yapmamış komşusuna gönderen esnafın davranışı, basit bir ticaret geleneğinden çok daha fazlasıydı. Bu, komşusunun kazancını da kendi kazancı kadar önemseyen bir anlayışın göstergesiydi.
Anadolu'nun köklü geleneklerinden Ahilik de ticaretle ahlakı bir arada tutuyordu. Doğruluk, güven, dürüstlük ve dayanışma bu anlayışın temeliydi. Mesele yalnızca para kazanmak değil, nasıl kazandığını da önemsemekti. Çünkü kazancın büyüklüğü kadar, hangi yoldan elde edildiği de önemlidir.
Elbette geçmişte her şey kusursuz değildi. Mesele eski günlere dönmek değil, geçmişimizden bize kalan güzel değerleri bugünün dünyasında yeniden yaşatabilmektir. Çünkü bir toplumu ayakta tutan yalnızca kanunları, kurumları ve ekonomik gücü değil; insanların birbirine duyduğu güven ve ortak vicdandır.
Peygamber Efendimizin “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” anlamındaki hadisi, toplumsal sorumluluğun önemini hatırlatır. “Bizi aldatan bizden değildir” hadisi ise dürüstlüğün yalnızca bir ticaret kuralı değil, ahlaki bir sorumluluk olduğunu ortaya koyar.
Bu ölçüyü ticarette, kamu yönetiminde, ihalelerde, iş hayatında ve bize emanet edilen her görevde uygulamalıyız. İnsan, fırsat bulduğunda başkasının hakkını gözetebiliyor, gücü olduğunda zayıfı ezmiyor ve kimse görmese bile doğru davranabiliyorsa gerçek karakterini ortaya koyuyor demektir.
Atatürk'ün akla, bilime, özgür düşünceye ve çağdaşlaşmaya verdiği önem de güçlü bir toplumun temelinde bilinçli, sorumlu ve erdemli bireylerin bulunması gerektiğini hatırlatır. Çünkü ceza almaktan korktuğu için yanlış yapmayan insanla, haksızlığı kendine yakıştıramadığı için doğru davranan insan arasında büyük fark vardır. Gerçek ahlak, cezadan korkmak değil, haksızlığı kendine yakıştıramamaktır.
Peki, biz çocuklarımıza ne öğretiyoruz?
Onların iyi okullarda okumalarını, üniversite kazanmalarını, yabancı dil öğrenmelerini, iyi bir meslek sahibi olup para kazanmalarını istiyoruz. Bunların hepsi elbette önemli. Ancak dürüstlüğü, sorumluluğu ve başkasının hakkına saygı göstermeyi ihmal edersek yetiştirdiğimiz çocukta büyük bir eksiklik bırakmış oluruz.
Aristoteles'in ahlak anlayışında erdem, doğruyu bilmek kadar doğru davranışları alışkanlık hâline getirmekle de ilgilidir. Çocuklara dürüstlüğü anlatmak yetmez; dürüstlüğü yaşayarak göstermek gerekir. Çünkü çocuklar çoğu zaman söylediklerimizden çok, yaptıklarımızı örnek alırlar.
Onlara “Başarılı ol” derken başkasının hakkını yememeyi, “Çok kazan” derken hak ederek kazanmayı, “Güçlü ol” derken gücünü adaletle kullanmayı öğretmeliyiz. “Senin değilse alma, kimsenin hakkına girme, emeğe saygı göster, verdiğin sözün arkasında dur.” Bunlar basit öğütler gibi görünse de bir toplumun ahlaki temelini oluşturan değerlerdir.
Bugün teknoloji gelişiyor, bilgiye ulaşmak kolaylaşıyor, yapay zekâ hayatımızın her alanına giriyor. Ancak bilgi ve teknoloji insanın ahlakını kendiliğinden geliştirmiyor. Teknoloji insana imkân verir; o imkânı nasıl kullanacağını ise karakter belirler. Bu nedenle çocuklarımızı yalnızca sınavlara ve mesleklere değil, hayata da hazırlamalıyız. Başarı kadar dürüstlüğü, kazanç kadar hakkaniyeti, güç kadar vicdanı önemsemeliyiz.
Günümüzdeki yolsuzluk iddialarını, usulsüzlük tartışmalarını ve haksız kazanç meselelerini yalnızca başkalarının sorunu olarak göremeyiz. Elbette her iddia hukuk çerçevesinde araştırılır, suçluluğu kesinleşmeyen hiç kimse peşinen suçlu ilan edilemez. Ancak kamu malını korumak, emanete sahip çıkmak ve haksız kazanca karşı durmak hepimizin sorumluluğudur.
Unutmayalım; ahlak, başkalarını yargılarken kullandığımız değil, önce kendimize uygulamamız gereken bir ölçüdür. Kendi davranışlarımızı sorgulamadan başkalarının yanlışlarını eleştirmek, değiştirmek istediğimiz düzenin bir parçası olmaktan bizi kurtarmaz.
Toplum olarak değişmek ve yeniden güven inşa etmek istiyorsak, başkalarından beklediğimiz ahlakı önce kendimizde yaşatmalıyız. Çünkü toplumsal değişim, insanın önce kendisini değiştirmesiyle başlar.
Serhan Akınal
Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın
Özhanlar Mobilya