Ana içeriğe geç
Serhan AKINAL
Serhan AKINALKöşe Yazarı

JAPONYA’DA ÇOCUK OLMAK

Bir çocuğu okula göndermek kolaydır.

JAPONYA’DA ÇOCUK OLMAK
Bir çocuğu okula göndermek kolaydır. Asıl mesele, onu hayata hazırlamak ve iyi bir insan olarak yetiştirmektir. Çünkü bir toplumun geleceğini yalnızca ekonomisi, teknolojisi veya eğitimdeki başarısı değil, çocuklarına kazandırdığı değerler de belirler.
Japonya’ya yaptığım ziyaret sırasında çocukların yetiştirilmesine ilişkin gözlemlerim, bu konu üzerinde yeniden düşünmeme neden oldu. Gördüklerim bana bir kez daha şunu düşündürdü: Bir ülkenin gerçek gücü, yalnızca ürettiği teknolojiyle değil, o teknolojiyi üreten insanın karakteriyle de ölçülür.
Japon toplumunda dikkatimi çeken özelliklerden biri, eğitimin yalnızca akademik başarıdan ibaret değil… Çocuklara küçük yaşlardan itibaren sorumluluk, disiplin, dürüstlük, sabır, çalışkanlık ve başkalarının haklarına saygı bilinci kazandırılmaya çalışılıyor.
Okullarda öğrencilerin sınıflarını ve ortak kullanım alanlarını kendilerinin temizlemesi, bu anlayışın somut örneklerinden biri. Amaç yalnızca temiz bir okul yaratmak değil, çocuğa yaşadığı ortamın sorumluluğunun kendisine de ait olduğunu öğretmek. Çünkü hayat yalnızca hak istemekten ibaret değildir; sorumluluk taşımayı da gerektirir.
Japonya’da beni etkileyen bir başka gözlemim, eğitimin sınıf duvarlarının dışına taşınmasıydı. Turist olarak gittiğimiz birçok yerde ilkokul öğrencilerini öğretmenleriyle birlikte tarihî mekânları gezerken gördük.
Öğretmenler, yaşanmış olayları bulundukları yerlerde anlatıyor, geçmişi belgeler ve görsel materyallerle çocuklara aktarıyordu. Öğrenciler ikili sıra hâlinde, düzenlerini koruyarak öğretmenlerini takip ediyorlardı.
Bu görüntüler, eğitimin yalnızca kitaplardan bilgi edinmek olmadığını gösteriyordu. Çünkü çocuk gördüğünü, duyduğunu ve yaşadığı çevreyle ilişkilendirdiğini daha kolay anlamlandırıyor.
Japon eğitim anlayışında sabır, süreklilik ve yapılan işi özenle tamamlama da önemseniyor. Çocuklara yanlış davranışların sonuçlarını anlamaları, hatalarını kabul etmeleri ve verdikleri zararı mümkün olduğunda telafi etmeleri öğretiliyor. Amaç yalnızca kurallara uyan değil, neden uyması gerektiğini de bilen bireyler yetiştirmek. Çünkü korktuğu için yanlış yapmayan çocukla, yaptığı davranışın başkasına zarar verdiğini anladığı için kendini düzelten çocuk aynı değildir.
Bu eğitimin ilk durağı ise ailedir. Çocuğa dürüstlüğü, saygıyı ve sorumluluğu yalnızca sözle öğretmek yetmez. Çocuk bunları anne babasının davranışlarında da görmelidir. Kendi hakkını savunurken başkasının hakkını çiğneyen bir yetişkinin çocuğuna verdiği mesajın etkisi sınırlı kalır.
Japon kültüründe aile, gelenekler ve toplumsal değerler önemli bir yere sahiptir. Şintoizm ve Budizm gibi inanç gelenekleri de doğaya, atalara ve toplumsal yaşama ilişkin bazı değerlerin şekillenmesine katkıda bulunmuştur. Ancak Japon toplumunu yalnızca dinle veya
geleneklerle açıklamak mümkün değildir; eğitim, tarih ve toplumsal alışkanlıklar da bu yapının oluşumunda etkilidir.
Japonya’nın imparatorluk geleneği, bu tarihsel devamlılığın önemli unsurlarından biridir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 1947 Anayasası ile imparator devletin ve halkın birliğinin sembolü olarak tanımlanmış, egemenliğin halka ait olduğu anayasal düzen kurulmuştur.
Burada dikkat çekici olan, Japonya’nın kültürel mirasını korurken devlet düzenini anayasa ve hukuk temelinde yeniden şekillendirebilmesidir. Gelenek ile çağdaşlık birbirinin karşıtı olmak zorunda değildir. Bir toplum geçmişini korurken geleceğini akıl, eğitim ve hukukla kurabilir.Çocuk yetiştirme meselesiyle bağlantı da tam burada ortaya çıkıyor. Geçmişten gelen değerleri yeni kuşaklara aktarmak önemlidir; ancak çocukları yalnızca geçmişe bağlı bireyler olarak değil, düşünen, sorgulayan ve geleceği kuracak insanlar olarak yetiştirmek de gerekir.
Elbette Japonya’yı kusursuz bir model olarak görmek doğru olmaz. Toplumsal uyum adına duyguların bastırılması veya çocukların düşüncelerini ifade etmekten çekinmesi sorun yaratabilir. Disiplin, çocuğun sesini kısmak; saygı, sorgulamaktan vazgeçmesi değildir. İyi bir eğitim, hem başkalarını düşünmeyi hem de kendi düşüncelerini özgürce ve sorumlulukla ifade etmeyi gerektirir.
Unutmayalım: Çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı da öğrenir. Onlara bırakabileceğimiz en değerli miras yalnızca ev, servet veya diploma değil; dürüstlük, vicdan, sorumluluk ve topluma faydalı olma bilincidir.
Bir ülkenin geleceği, çocuklarının yalnızca ne kadar başarılı olduğuyla değil, başarıya ulaşırken nasıl insanlar olduklarıyla belirlenir.
Serhan Akınal
Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın
Özhanlar Mobilya