USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000
Gündem

SAVAŞTA GEL-GİT SÜRECİ, HAKAN ARAN VE YENİ ŞAFAK GAZETESİ’NİN ÇIKIŞI: BUNDAN SONRA NELER OLACAK?

SAVAŞTA GEL-GİT SÜRECİ, HAKAN ARAN VE YENİ ŞAFAK GAZETESİ’NİN ÇIKIŞI: BUNDAN SONRA NELER OLACAK?

SAVAŞTA GEL-GİT SÜRECİ, HAKAN ARAN VE YENİ ŞAFAK GAZETESİ’NİN ÇIKIŞI: BUNDAN SONRA NELER OLACAK?
20-04-2026 19:12
ABD_İran Savaşı’nda gelgitler devam ediyor.
Cuma günü piyasalar kapanırken olumlu olan gidişat, cumartesi günü İran’ın yapmış olduğu açıklamalar neticesinde tekrar olumsuz bir gidişata bürünmüş durumda.
Değerlendirmelerime geçmeden önce, bugünden itibaren ekonomide yurtiçi süreçlerin daha yakından takip edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Birkaç gün önce İş Bankası Genel Müdürü Hakan ARAN’ın enflasyonla mücadele programına ara verilmesi gerektiği ile çıkışının ardından, bugün Yeni Şafak Gazetesi’nin manşetten “MEHMET ŞİMŞEK’İN EKONOMİ PROGRAMI ÇÖKTÜ” çıkışı, “Acaba seçim ekonomisine geçişin taşları mı döşeniyor?” sorusunu akıllara getiriyor.
Şimdi tekrar dönelim savaşa.
Savaş süreci konusunda hafızaları tekrar bir tazelemekte fayda var:
Bir defa bu savaş neden çıktı?
Bu savaşı, sadece nükleer program ya da bölgesel güvenlik başlıklarıyla açıklamak yetersiz kalır. Son yıllarda enerji jeopolitiğinde yaşanan dönüşüm, bu çatışmayı daha geniş bir stratejik rekabetin parçası haline getirdi. Özellikle Çin’in hızla artan enerji ihtiyacı ve bu ihtiyacı karşılamak için geliştirdiği alternatif tedarik kanalları, ABD’nin İran politikasını yeniden şekillendiren temel faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
İran, dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerinden birine sahip. Ancak, batı yaptırımları nedeniyle bu kaynakları küresel piyasalara tam kapasiteyle sunamıyor. Bu boşlukta devreye giren en önemli aktör ise Çin. Çin, yaptırımlara rağmen İran’dan ciddi miktarda petrol alarak hem maliyet avantajı elde ediyor, hem de enerji arz güvenliğini çeşitlendiriyor.
Bu ticaret çoğu zaman “gri alanlarda” gerçekleşiyor: indirimli fiyatlar, üçüncü ülkeler üzerinden sevkiyatlar ve dolar dışı ödeme sistemleri.
Bu durum da ABD’nin tabiri caizse işine gelmiyor. Peki neden?
Birincisi, ABD, Çin’in ucuz petrole ulaşmasına engel olmak suretiyle, uluslararası ticaretteki egemenliğini kırmak istiyor.
İkincisi, ABD ekonomisi ciddi derecede borçlu bir ekonomi. 39 trilyon USD civarında bir borcu var ve bu borcu çevirmek için Körfez ülkelerinden gelen paraya ciddi derecede ihtiyacı var. Yani sözün özü, ABD petro-dolar sisteminin devam etmesi için mücadele ediyor.
Burada yeri gelmişken, savaşın başından bu yana ABD’nin bu savaştan zarar gördüğü yorumlarına çokça katılmadığımı ifade etmeliyim. ABD bu savaşı başlatırken, İran’ın elindeki en büyük kozun HÜRMÜZ BOĞAZI olduğunu biliyordu. Ve boğazın kapanması sebebiyle, petrol fiyatlarının artacağını, İran’ın kendisine karşılık vermek için Körfez ülkelerini vuracağını, bunun da enerji ithalatçısı olan ülkelerin Körfez ülkelerinden enerjiye ulaşmalarında probleme sebep olacağını biliyordu.
Burada ifade edildiği gibi ABD bu durumdan zarar görmüyor. Çünkü, ABD artık petrol ihraç eden bir ülke. İran ise, en önemli gelir kaynağını kullanamadığı için ekonomik olarak net zararda. Bu ülkeler açısından gelinen durum.
Hane halkı için ise, tüm dünyada enerji maliyetlerinin artıyor oluşu, fiyatlar genel seviyesinin artışı ve yeni bir enflasyon dalgası demek.
Umut ediyorum ki, bu savaş süreci en kısa sürede sonuçlanır ve piyasalarda süreç içerisinde dengeleye gelir.
Yaşanılan bu sürecin yurt içi piyasalarda, firmalar ve hane halkında yarattığı tedirginlik süreci devam ediyor.
Bu flu tabloyu madde madde aydınlatmaya çalışalım:
1- Savaşa verilen ara verme TCMB’nin rezervlerinde tekrar bir artışa girmesine neden oldu. Rezerv artışı bu ay yapılacak PPK toplantısı için TCMB’nin elini kısmen de olsa rahatlatmış durumda. Ancak, kısa vadeli süreçte savaşın tekrar başlaması ve devam etmesi, uzunca bir süredir kuru kontrollü bir biçimde artırma yönündeki TCMB politikası için olumsuz bir durum olabilir. Çünkü, Merkez Bankası savaşın başından bu yana ciddi miktarda altın rezervi satışı gerçekleştirdi. Savaşın devam etmesi, kurun tutulmasını zorlaştırabilir. Ancak, şu anda rezervler bununla mücadele edebilecek güçte.
2- USD’nin uzunca bir süredir yavaş artması ve TL kredi maliyetlerinin de yüksek oluşu sebebiyle, firmaların YP cinsinden geliri olmamasına rağmen YP borçlanma yolunu aramasına neden oldu. (YP geliri olup da krediyi YP cinsinden kullanıp, bakiyeyi TL’ye dönmek suretiyle vadeli mevduatta değerlendiren firmaların varlığını da tespit olarak buraya bırakayım.) Bu nedenle, kurun yukarı yönlü hareketi yaklaşık 200 milyar USD açık pozisyon riski bulunan firmalar açısından ciddi risk.
3- Savaş başlayınca hacimli bir biçimde artması beklenen, o nedenle elde avuçta ne varsa altına yatıran bir yatırımcı kitlesinin mevcut olduğunu biliyoruz ne yazık ki. Ama altın o beklentileri karşılamadı. Bu konuda televizyonda uzman sıfatıyla konuşan çoğu kimseye kulak asılmamasını tavsiye ediyorum. Savaş ihtimali devam ettikçe altında geri çekilmeler
yaşanmaya devam edecektir, savaş ihtimali kalkınca altın hızlı bir biçimde yükselecektir.
4- Borsa içinde aynı durum söz konusu. Savaş bitip, faizler düşmeye başlayınca borsa da yine yukarı yönde hareket edecektir. Ek olarak ilave edeyim ki, bu gidişatta epey bir süre faiz indirimi göremeyebiliriz!!...
5- Yine savaş ihtimali devam ettikçe, petrol fiyatları yüksek kalmaya devam edecek. Bu ihtimal sonrası, süreç içerisinde petrol fiyatlarında geri çekilme yaşanacaktır.
Tabi petrol fiyatlarından kaynaklı yaşanan nihai mal ve hizmet fiyatlarında aynı hızda düşüş hayal etmeyi çok mümkün görmüyorum.
6- TL mevduat faizleri halen % 40’ın üzerinde seyrediyor. Ama, bu aralar hem getirisinin vadeli mevduattan daha fazla oluşu, hem de YP’de yaşanacak hızlı bir yukarı yönlü hareket ihtimali sebebiyle PPF’de kalmanın daha mantıklı olduğunu düşünüyorum.
Bu sıkıntılı günlerin bir an önce sona ermesi umuduyla…
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
ANKET TÜMÜ
ARŞİV ARAMA
E-GAZETE TÜMÜ
09 Haziran 2026
PUAN DURUMU TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ TÜMÜ
Karikatürler
Özhanlar Mobilya