USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Bir Zamanlar Bayramlarımız

Bir Zamanlar Bayramlarımız
16-03-2026

Her bayram yaklaşırken büyüklerimizin dilinden aynı cümleyi duyarız:

“Ah, o eski bayramlar…”

 

Fakat çoğu zaman bu sözün ardı pek gelmez; birkaç iç çekişin ardından sohbet başka konulara kayar. Oysa o cümlenin içinde saklı olan şey yalnızca bir nostalji değildir. İçinde bir yaşam biçimi, bir kültür, bir mahalle ruhu ve paylaşılan sayısız hatıralar vardır.

 

Ben de bu köşemde, çocukluk yıllarımda yaşadığım bayramları yeni nesillere anlatmak, yaştaşlarıma da hatırlatmak istiyorum. Çünkü o günlerin bayramları yalnızca bir takvim günü değil, günler öncesinden başlayan bir hazırlık, aileyi ve mahalleyi bir araya getiren büyük bir buluşma gibiydi.

 

Bayramdan birkaç gün önce evimizde ayrı bir telaş başlardı. Babam, yanına deste deste para alır ve doğruca bankaya giderdi. Elindeki paraları yeni basılmış, hiç kullanılmamış banknotlarla değiştirirdi. Çünkü bayram harçlığının yeni para ile verilmesi gerektiğine inanırdı. O taptaze banknotların kokusu, çocuk zihnimde bayramın ilk işaretiydi.

 

Ramazan’ın son günü geldiğinde evde başka bir hazırlık başlardı. Babam çoğu zaman son iftarda ciğer kebabı yapardı. “Çocuklar, ciğer yiyin ki ciğer ateşi görmeyin,” derdi. O gece teravih namazı da olmazdı. Erkenden yatardık; çünkü bayram sabahı erken kalkılacaktı.

 

Sabah namazından önce babam beni uyandırırdı. Abdestimizi alır, birlikte camiye giderdik. Namazdan sonra imam, bayram namazı saatine kadar vaaz verirdi. Ardından bayram namazı kılınırdı. Namaz bitince cami cemaati büyük bir halka oluşturur, tanıdık, tanımadık herkes birbirinin bayramını kutlardı. O kalabalık içinde tanıdık yüzler, sıcak tokalaşmalar ve samimi tebessümler olurdu.

 

Cami çıkışında babam arabayı evin önüne getirir ve bana, “Git, anneni çağır,” derdi. Annem arabaya biner binmez doğruca kabristana giderdik. Ahirete göçmüş büyüklerimizi ziyaret eder, dualar eder, Fatiha okurduk. Babam o sırada hep aynı cümleyi söylerdi:

 

“Bizim en büyüklerimiz burada yatıyor. Bayram ziyareti önce büyüklerden başlar.”

 

Kabristan ziyaretinden sonra eve dönerdik. Evde bizi Gaziantep’e özgü bayram sofralarının en özel yemeği beklerdi: yuvarlama. Annem günler öncesinden hazırlık yapar, çoğu zaman komşularla imece usulü çalışarak bu zahmetli yemeği hazırlarlardı.

 

Bir bayram sabahını hiç unutmam. Babam anneme:  “Kızlar zaten yuvarlama gönderecek, üç kişiyiz, bu bayram yapma,” demişti. Gerçekten de ablamlar bayramdan bir gün önce bize yuvarlama göndermişti. Fakat bizim bu bayram yuvarlama yapmadığımızı duyan komşular da yuvarlama göndermeye başlayınca evde her zamankinden daha fazla yuvarlama oldu.

 

Bu durum anneme çok ağır gelmişti. Masanın başında gözleri dolarak,

“Ben kendimi bildim bileli bu yuvarlamayı yaparım. Bana neden karışıyorsunuz?” dedi ve ağlamaya başladı. O an hepimiz çok üzüldük. Bayram sabahıydı ama annem, babam ve ben o sofradan yuvarlama yemeden kalktık. O anı hâlâ unutamam.  Bir de annem ikinci yemek olarak bayramda etli dolma da yapardı.  Evde olduğumuz sürece mutfağa girer çıkar, dolmayı soğuk bile yerdik.

 

Sonrasında herkes yeni bayramlıklarını giyerdi. Ev halkı olarak önce birbirimizin bayramını kutlar, ben de annemin ve babamın ellerini öperdim. İlk bayram harçlığımı da babam ve annemin ellerini öperek alırdım.

 

Bayramın ilk saatlerinde mahalle çocukları kapımızı çalmaya başlardı. Çoğu benim arkadaşım olurdu. Hepsi sırayla annemin ve babamın bayramını kutlar, babam da onlara bayram harçlıklarını verirdi. Ben de arkadaşlarıma çikolata ikram ederdim.

 

Babam ailenin en büyük erkek çocuğu olduğu için bayramın ilk günü biz genellikle evden çıkmazdık. Çünkü ziyaretçiler bize gelirdi. Babamın kardeşleri, annemin akrabaları, yeğenler, uzak yakın tanıdıklar, mahalle komşuları… Kapımız gün boyunca hiç durmadan çalardı.

 

Evin içinde büyük bir kalabalık olurdu. Bazen gelenleri oturtacak yer bile bulamazdık. Ama kimse bundan şikâyet etmezdi. Çünkü o kalabalığın içinde samimiyet vardı.

 

Çaylar, kahveler içilir; kola ikram edilir, baklavalar, fıstıklı kurabiyeler dağıtılırdı. Annemin özenle hazırladığı sütlaç ve zerde en sona bırakılırdı.

 

En güzel anlardan biri de yıllardır birbirini görmeyen insanların bayram vesilesiyle karşılaşmasıydı. Muhabbet uzadıkça uzar, sohbetler bayram ziyaret saatlerinin dışına taşardı. O günlerde herkes kendini bir aile ortamının içinde hissederdi.

 

Bu ziyaretler akşamın geç saatlerine kadar devam ederdi. Evli olan ablamlar, abim. yengem ve ben yorgunluktan bitap düşerdik.  Kendimi yatağa zor atardım.

 

Bayramın ikinci günü ise biz ziyaretlere çıkardık. Kahvaltıdan sonra bayramlıklarımızı giyer, önce aile büyüklerinden başlayarak akraba ziyaretlerine giderdik. Her gittiğim yerde büyüklerimin elini öper, bayram harçlığımı alır ve büyük bir sevinçle cebime koyardım.

 

“Her evde uzun zamandır görmediğimiz tanıdıklarla karşılaşır, sohbetler uzadıkça uzardı. Ziyaret vakti öğle saatlerine denk geldiğinde ise dolaptan hemen yuvarlama çıkarılır, sofraya oturulurdu.”

 

Gün içinde birçok eve gittiğimiz için her yerde ikramlardan tatmak zorunda kalırdık. Akşam olduğunda artık nefes almakta zorlanır, Ramazan’dan yeni çıkmış tembel midelerimizin azizliğine uğrardık. Eve döndüğümüzde ayaklarımız bizi zor taşırdı.  Tabii ben o sırada topladığım bayram harçlıklarının hesabını yapmaya çoktan başlamış olurdum.

 

Bayram günleri böyle geçerdi. Hatta çoğu zaman bayram süresi yetmez, gidemediğimiz akrabalara bayramdan sonraki günlerde akşam ziyaretlerine giderdik. Bayram sonrasında da babamın iş yerine geçmiş bayramlarını kutlamaya  dostları, akrabaları ve meslektaşları gelirdi.

 

Yıllar geçti, nesiller değişti. Bayramların şekli de zamanla değişti.

İnsanlar yoğun hayat temposu ve zaman sıkıntısı nedeniyle bayramları artık bir tatil fırsatı olarak değerlendirmeye başladı. Önceleri herkes deniz kenarlarında yazlık evler aldı, bayramları oralarda geçirdi. Zamanla o yazlıklar da eski cazibesini yitirdi. Çocuklar büyüyüp kendi ailelerini kurdu, herkes kendi planını yapar oldu.  Artık o güzelim yazlıklar da yanlız kaldı. Bugün gelinen noktada ise bayramların önemli bir kısmı tatil konseptli otellerde geçiriliyor.

 

Belki hayatın temposu değişti, şehirler büyüdü, alışkanlıklarımız dönüştü. Ama insan yine de zaman zaman durup düşünüyor.

 

Çünkü bayramların en güzel tarafı tatil yapmak değil; kapıların çalındığı, sofraların paylaşıldığı, insanların birbirine sarıldığı o sıcak kalabalıktı.

Ve galiba bu yüzden her bayram birileri yine aynı cümleyi kuruyor:

“Ah, o eski bayramlar…”

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Özhanlar Mobilya