USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

RAMAZAN VESİLESİYLE İSLAM ANLAYIŞI ÜZERİNE             

RAMAZAN VESİLESİYLE İSLAM ANLAYIŞI ÜZERİNE             
25-02-2026

Mübarek Ramazan ayını idrak ettiğimiz şu günlerde, İslam’ın özü ve günümüzde Müslüman bireyin nasıl olması gerektiği üzerine bazı düşüncelerimi üç başlık altında sizlerle paylaşmak istiyorum.  

1. İslam’ın Temel Değerleri ve Türk İslam Anlayışının Düşünsel Temelleri
Özellikle benim anlayışıma göre. bireyin akıl, ahlak ve topluma karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmesini esas alır. Bu anlayışın düşünsel temelleri ise 10. yüzyılda yaşayan Semerkantlı El Mansur Maturidi’nin ortaya koyduğu görüşlere dayanır. Onun düşünceleri Türk İslam anlayışının genel çizgilerini belirlemiştir. Maturidilik anlayışı, İslam dininin temel yapı taşı olan Kur’an ve sünnet ekseninden ayrılmadan, aklın ve bilimin ışığına ihtiyaç duyar. İçinde bulunduğumuz çağa uygun İslam düşüncesi de bu yaklaşımdır.

Maturidilikte cüz-i irade (insanın tercih hakkı) kuralı vardır. Bunu anlayacağımız şekilde şöyle açıklayabiliriz: Cenab-ı Allah bize birçok nimet vermiştir. Bu nimetlerle hangi yemeği yapacağımıza biz karar veririz. O yemeği pişirip meydana getiren, yani yaratma gücüne sahip olan yüce Allah’tır. Eğer yemek yanarsa, altını çok açıp yanmasına sebep olan biziz. O nimetleri meydana getirip meyve ve sebzeleri bizlere veren Cenab-ı Allah bunun sebebi değildir.

Bakara suresi 117. ayette “Kun fe yekûn” (Ol der ve olur) ifadesiyle Cenab-ı Allah’ın eşsiz gücünden bahsedilmektedir. Yanlışlık, eksiklik ve hata, beşer olan insana aittir.

Bilinen Türk İslam tarihi, Piri Türkistan olarak anılan Hoca Ahmet Yesevi ile başlar. Yesevi, İslam dinini alperenleri ve dervişleri aracılığıyla Anadolu ve Balkanlara göndererek yaymıştır.

Daha sonra Mevlana, Yunus Emre ve Hacı Bektaş-ı Veli “Yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü” diyerek insan sevgisinin önemini vurgulamış, böylelikle İslam dininin evrenselliğini ortaya koymuşlardır.

Türklerin İslamiyet’i kabulü yalnızca bir din değişikliği değil; kendi kadim kültürlerini, devlet geleneklerini ve sosyal hayatlarını İslam dini ile harmanlamalarıyla başlamıştır. Türklerin İslam yorumundaki temel özellik akıl, hoşgörü ve tasavvuf üzerine kurulmuştur.

Türk İslam anlayışında katı şekilcilik yerine ahlak, dışlayıcılık yerine hoşgörü, körü körüne teslimiyet yerine akıl ve irade vardır.

2. Mezhepler, Cemaatler ve İslam’ın Yanlış Yorumlanması

Yine benim İslam anlayışıma göre, Peygamber Efendimizin döneminden sonra mezhepler oluşmuştur. Şu anlayışı da kabul ediyorum: İslam dinine inanan bir müminin ibadet konusunda bir dayanağa ve kılavuza ihtiyacı vardır. Bu da mezheplerin oluşturduğu kurallar sayesinde ibadetlerin daha anlaşılır hale getirilmesine yardımcı olmuştur. Burada yorumu okuyucularıma bırakıyorum.

İlerleyen yıllarda cemaat ve tarikatler ortaya çıkmıştır. Bu faaliyetler zamanla şekilci anlayışı öne çıkarmıştır. Bu durum bizim Türk İslam sentezine aykırıdır. Türk toplumunda İslam, din, ahlak ve vicdan birbirine paralel ve tamamlayıcıdır. Dinde şüpheye yer yoktur.

Ayrıca bazı cemaatler ve topluluklar, İslam’a karşı kötü emeller taşıyan dış güçler tarafından kurulmuştur.

Örneğin aslı Yahudi olan Margaret Marcused’den (1934–2012) bahsedebiliriz. Bu şahsa uzun yıllar ABD’de din, siyaset ve istihbarat eğitimi verilmiştir. Margaret, İslam dinine geçtiğini beyan ederek Meryem Cemile ismini aldığını duyurmuş ve Pakistan’a ajan olarak gönderilmiştir. Burada tarikat ve cemaat liderleriyle tanışmış, yıllar içinde Arap âleminde tanınırlığını artırmıştır. Bu süreçte aralıksız kitap yazarak Arap bölgelerinde düşünceleriyle etkili olmuştur. Daha sonra bir İslam lideri olan Muhammed Yusuf Han ile evlenmiştir. Yıllar içinde İslam dinini dejenere etmek amacıyla yanlış beyanatlar vermiş ve kitaplar yazmaya devam etmiştir. Örneğin “Seccadeyi ortaya koyduğun yer vatanındır” demiştir. Bu görüş İslam dininde kabul edilemez bir görüştür. Çünkü İslam dininde namaz kılmanın belirli şartları vardır: (Namazın 12 farzı vardır.) Örneğin, namaz kılmak için yer ve seccade temiz midir? Seccade kıbleye doğru açılmış mıdır? Kişi özgür iradesiyle huşu içinde namaz kılabilecek midir? Gibi çeşitli şartlara bakılması lazımdır.

Kısacası Meryem Cemile, verdiği demeçler ve yazdığı yazılarla İslam’ın içini boşaltmaya ve dini kullanarak bölge Arap halkını etkilemeye çalışmıştır. Dolayısıyla dini kendi siyasetine alet etmiş, adına çalıştığı güçlerin istediği şekilde halkı yönlendirmiştir.  

Günümüzde bile özellikle toplumumuzda gençleri etkileyerek DEİZİM akımını yaymaya çalışan  (dinin içini boşaltıp, yanlış düşüncelerini sevk eden, peygamberimizi ve onun hadislerini boşa çıkartan anlayış vardır.)

İslam tarihinde bunun örnekleri çoğaltılabilir.

Örneğin Prof. Dr. Erhan Afyoncu hocanın anlatımını göre;  Günümüzde Suudi Arabistan’ın resmî mezhebi Vahabiliktir. Vahabilik 18. yüzyılda, yine dış güçlerin etkisiyle Abdullah oğlu Muhammed tarafından ortaya çıkarılmıştır. Kur’an ve din, farklı yorumlarla maruz kalmış, islam dini düz mantıkla uygulanmaya çalışılmış ve akıl ikinci plana itilmiştir. Buradaki amaç, halkı dinî bir lider etrafında birleştirerek dönemin kralı Suud Dal’la iş birliği yapmak ve Osmanlı yönetimini etkisiz hale getirmekti. (İster katılırsınız ister katılmazsınız, yorumu okuyucularıma bırakıyorum.)

Türk İslam anlayışı körü körüne ibadet ve uygulamayı değil, akla dayalı bir ibadeti benimsemiştir.

3. İlim, Osmanlı Tecrübesi ve Günümüz Müslümanının Sorumluluğu

Kutsal kitabımızın ilk emri “İKRA”, yani “OKU” emridir. Kur’an’da ilk emrin “OKU” olması bize önemli bir işaret verir. Bir Müslüman olarak bilgiye ulaşmak için okumalı, araştırmalı ve çabalamalıyız.

 Çeşitli kaynaklardan araştırmalar yapmalı, Cenab-ı Allah’ın bize verdiği akıl süzgecinden geçirerek doğruya ulaşmalıyız. Hayatımız. kolaycılığa kaçarak, araştırmadan birilerinin söylediklerine veya yazdıklarına inanarak geçmemelidir. Oysa yaşadığımız çağda bilgiye ulaşmak oldukça da kolaydır. 

İslam dininde insana hayatın her alanında gerekli olan sağlık, hukuk, ahlak gibi insani gereksinimlerin tümü anlatılmıştır. Ben bir Müslüman birey olarak kutsal kitabımızda ve Peygamberimizin (SAV) anlatımlarında bunların hepsinin yer aldığına inanıyorum.

Müslüman Türklerin dinî yaşantısı, Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Hicaz’ı Memlüklerden aldıktan sonra değişmeye başlamıştır. Mısır seferi kapsamında bölgede yaklaşık iki yıl kalan Yavuz Sultan Selim, daha sonra payitahta, yani İstanbul’a dönmüştür.

Bu dönemde Osmanlı, mübarek topraklarda yaşayan halka yabancı bir yönetim olarak görülmemesi için Osmanlı idari yapısının dışında, bölge halkına uygun bir yönetim modeli geliştirmiştir. Mekke ve Medine’deki Şeriflik düzenine karışmamıştır. Buradaki ana düşünce, bölge halkının dışarıdan ve Arap olmayan birinin kendilerine kanun dayattığı düşüncesinin önüne geçmekti.

Ancak padişahın bu ince düşüncesine rağmen, o dönemde bile Arap halkının ileri gelen liderleri çeşitli söylentiler çıkarmış, toplumda “din elden gidiyor” nidaları yükselmiştir.

Sultan, ilerleyen yıllarda Arap ve Müslüman halka daha ılımlı görünmek ve İslam dininin kurallarını sosyal hayata adapte etmek için Hicaz’dan ulema ve alanında uzman kişileri İstanbul’a davet etmiştir. Hatta, yıllar sonra Sultan Selim’in oğlu Kanuni Sultan Süleyman, bu bölgeden gelen Ebussuud Efendi’ye kanun yazma yetkisi vermiştir. Ebussuud Efendi, Osmanlı hukuk ve din tarihine damga vurmuş, en güçlü -ve en uzun süre (29 yıl) şeyhülislamlık makamında kalarak bu alanda önemli bir iz bırakmış- büyük devlet adamıdır.

Kanuni Sultan Süleyman’la birlikte imparatorluk himayesindeki halk zaman içinde Türk İslam anlayışından uzaklaşmış; giyim kuşamdan sosyal yaşantıya kadar Arap düşünce anlayışının etkisi altına girmiştir.

Günümüz insanı, Kur’an ve sünnetten ayrılmadan dinî vecibelerini yerine getirmeli, akıl ve bilimin ışığında Cenab-ı Allah’ın bize verdiği imkânlardan faydalanmalı, bir Müslüman olarak okumalı ve araştırmalıdır.

Peygamber Efendimiz de (SAV) “İlim Çin’de bile olsa gidip alınız” diyerek bilinçli Müslüman bireyin zor şartlarda bile olsa, ilim ve bilimden uzak kalmaması gerektiğini ifade etmiştir.

Bu vesileyle tüm okuyuculara mübarek Ramazan ayını  kutlar, sağlık ve mutluluklar dilerim.

Serhan Akınal

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Özhanlar Mobilya