Bir zamanlar hayat, insanı sokağın içinde yetiştirirdi. Çocuklar düşe kalka büyür, bir işini halletmek için kapı kapı dolaşır, bir problemi çözebilmek için insanlarla yüz yüze konuşmayı öğrenirdi.
Hayatın kendisi bir okuldu. İnsan; sabrı, mücadeleyi, iletişimi ve çözüm üretmeyi gerçek dünyanın içinde öğrenirdi.
Bugün ise yeni bir insan tipi ortaya çıktı. Her şeyi ekran üzerinden çözebileceğine inanan, fakat gerçek hayatın karmaşasıyla karşılaştığında ne yapacağını bilemeyen bir nesil…
Özellikle pandemi süreciyle birlikte internet, sosyal medya ve bilgisayar kullanımı hayatın merkezine yerleşti. Uzaktan eğitim, online toplantılar, dijital arkadaşlıklar ve sanal iletişim; insanları fiziksel dünyadan biraz daha uzaklaştırdı.
Teknoloji büyük kolaylıklar sağladı; ancak aynı zamanda çocukların ve gençlerin, hayatın gerçek pratiğinden kopmasına neden oldu. Bugün birçok genç, bir resmi kuruma gidip dilekçe vermekten çekiniyor.
Bir sorun yaşadığında telefon açmak yerine mesaj yazmaK tercih ediyor.
Yüz yüze konuşması gereken yerde ekranın arkasına saklanıyor. Çünkü hayatın içinde deneyim kazanarak değil, dijital dünyanın konfor alanında büyüyor.
Dünya, yapay zekanın insana ne getirip, götüreceğini tartışırken, yurdumuzdaki sistem, sonuçların tam olarak bilgisayar ve internet üzerinden çözülmesine izin vermiyor. Siz bilgisayarla internet üzerinden bir kuruma müracaat edebilirsiniz, ama internetin öbür tarafında, bu başvuru veya dilekçeyi alıp, çözüme ulaştırıp, size de sonucu bildirecek yetişmiş insan veya sisteme sahip değiliz.
Ayrıca hayat; arama motorlarının cevaplayamayacağı kadar karmaşıktır.
Bir iş başvurusu yapmak…Bir insanı ikna etmeye çalışmak…Bir problem karşısında sabırla mücadele etmek…Bir yerde saatlerce sıra beklemek…
Bir kuruma gidip hakkını aramak…Bunların hiçbiri yalnızca internet üzerinden öğrenilemez.Çünkü hayat, ekrana bakarak değil; insanın bizzat yaşayarak, yorularak, bekleyerek ve mücadele ederek öğrendiği bir yolculuktur.
Bilgiye ulaşmak artık çok kolaydır. Ancak bilgiye ulaşmak ile hayatı tanımak aynı şey değildir.
İnsan; reddedilince yeniden ayağa kalkmayı, haksızlığa uğrayınca hakkını savunmayı, sabretmeyi ve iletişim kurmayı gerçek hayatın içinde öğrenir.
Bir ekran, insana teoriyi gösterebilir; ama karakteri, direnci ve olgunluğu yalnızca yaşamın kendisi öğretir.
Çünkü hayat bilgisi, yalnızca bilgiyle değil; tecrübeyle oluşur.
Eskiden insanlar bir işi çözebilmek için otobüslere biner, kapı kapı dolaşır, saatlerce uğraşırdı. Bugün ise birçok genç, birkaç tıklamayla çözülmeyen mesele karşısında hızla pes
edebiliyor. Hatta okulumuzda verilen dönem edevlerini bir iki arkadaşla kütüphaneye gider Meydan Larus veya Britanica gibi ansiklopediler gibi kaynaklardan faydalanarak yapardık. Orada sosyalleşirdik. Tam da hayatın içindeydik.
Öte yandan dijital dünya insan zihnini “anında sonuç” fikrine alıştırdı.
Oysa hayatın en büyük gerçeklerinden biri şudur:
Emek verilmeden kazanılan şeyler, insanı güçlü yapmaz. İnsan, emek vererek elde ettiği şeyin değerini daha iyi anlar.
Ancak ilim yalnızca teorik bilgi değildir. Gerçek bilgi; hayatın içinde sınanmış, deneyimle olgunlaşmış bilgidir. Sadece ekran başında yaşayan bir insan, bilgiyi görebilir; fakat hayatı tam anlamıyla tanıyamaz.
Benjamin Franklin ise şöyle der: “Bana söylersen unuturum, öğretirsen hatırlarım, içine katarsan öğrenirim.” İşte modern çağın en büyük sorunlarından biri tam da budur:
Çocuklar hayatın içine yeterince katılamıyor. Sokağın yerini ekranlar aldı.
Mahalle kültürünün yerini dijital yalnızlık aldı. İnsan ilişkileri yüz yüze değil, profil fotoğrafları üzerinden kurulmaya başladı. Pandemi süreci bu dönüşümü daha da hızlandırdı. Aylarca eve kapanan insanlar, fiziksel dünyanın yerine dijital dünyayı koymaya başladı.
Sosyal medya yalnızca bir iletişim aracı olmaktan çıktı; insanların kimlik oluşturduğu, kendini var etmeye çalıştığı yeni bir hayat alanına dönüştü.
Ancak burada önemli bir tehlike ortaya çıktı:
Gerçek hayatın yükünü taşımadan büyüyen nesiller… İnsan karakteri, yalnızca konfor içinde değil; mücadele içinde gelişir. Sorumluluk almak, yorulmak, reddedilmek, uğraşmak ve bazen başarısız olmak; insanı olgunlaştıran şeylerdir.
Bugünün gençliği bilgiye çok hızlı ulaşıyor olabilir; fakat hayatı tanımak yalnızca bilgiyle mümkün değildir. Hayatı tanımak; insanlarla konuşarak, sorunların içine girerek, mücadele ederek ve bazen yorularak öğrenilir.
Çünkü gerçek dünya, internet bağlantısı kesildiğinde de devam eder.
Ve insan, ekran karşısında değil; hayatın tam ortasında güçlenir.
