Babam ve amcalarım, Gaziantep Mütercimasım Caddesinde ata mesleğimiz olan deri kösele ve ayakkabı malzemesi satışıyla iştigal ederlerdi. Aslında bu hikâye daha da eskiye, dedemle birlikte Eskisaray Caddesi’ndeki (Kunduracı Çarşısı) Anahtarcı Ali’nin kiracısı olduğu dükkâna kadar uzanır.
Yıllarca orada çalıştıktan sonra 1968 yılında Mütercimasım Caddesi’ne taşınmışlar. Bu taşınma, Gaziantep ayakkabı sektörüne adeta yeni bir can getirmiştir. O dönem ayakkabıcılar da Dr. Hayri Ayaz’ın iş hanına (şimdiki LC Waikiki) taşınarak faaliyet göstermeye başlamışlardı. Yıllar içinde burada güçlü bir piyasa oluştu; artık Türkiye’nin dört bir yanından müşteriler bu imalatçılardan ürün almaya gelir oldu.
Mütercimasım kunduracılara yetmez hâle gelince Arif Dai Sokakta Dailer bir ayakkabıcılar sitesi inşa etti ve esnaf burada birleşti. Sitenin etrafı kısa sürede kavaflar ve ayakkabı yan sanayi işi yapan esnaf ile doldu. Kutucular, malzemeciler, fora frezeciler… Her biri bu büyüyen sektörün bir parçasıydı.
Zamanla Mütercimasım, cadde alışveriş merkezlerine evrildi. Bir zamanlar at arabasıyla yapılan taşımacılık önce traktörle, sonra şehir içi nakliyat araçlarıyla sürdürülmüştür. Cadde trafiğe kapatılınca esnaf ürün taşıma konusunda sıkıntı yaşamaya başladı. Nihayetinde, Ayakkabıcılar Yapı Kooperatifi kuruldu ve esnaf şehrin dış çeperine taşındı.
Önceleri mahalle aralarında bir usta, bir kalfa ve bir çırakla; tamamen el emeğine dayalı imalat yapılırdı. Cumhuriyet dönemi ticari hayatının gelişmesiyle, özellikle son yüzyılda birkaç kez değişim yaşandı. Bu değişimler, kısıtlı sermaye ile dönen esnafı her defasında maddi olarak zorladı. Küçük sermayesiyle günlük kazanıp günlük geçinen esnaf, modern yerlere taşınamadı. Sermayesi yeterli olan meslektaşlar ise yeni iş yerlerine geçerek daha kurumsal bir yapıya kavuştu.
Mütercimasım Caddesinde iki elin parmaklarını geçmeyen esnaf sayısı yıllar içinde yüzlerle ifade edilir oldu. Bugün Ayakkabıcılar Odası kayıtlarına göre Gaziantep’te 1.200 ayakkabı imalatçısı, 400 terlik üreticisi ve 1.500 perakende ayakkabı satış mağazası bulunmaktadır. Gaziantep, İstanbul’dan sonra ayakkabı sektöründe ikinci büyüklüğe sahiptir.
Ancak şehir büyüdükçe toplumla esnaf arasındaki o samimiyetin ve güvenin azaldığını söylemek, umarım yanlış olmaz.
Mütercimasım Caddesi’ndeki dükkânımız yalnızca ticaret yapılan bir yer değildi. Babamın dostlarıyla istişare ettiği bir mekândı. Satıcı-müşteri ilişkisinin ötesinde, bozulmaz dostluklar vardı. Oğlan evlendiren, kız gelin eden, ev almak isteyen, işini büyütmek isteyen herkes babam Hilmi Akınal’a danışmaya gelirdi. Konular şeffafça konuşulur, ayrıntılarıyla masaya yatırılır, ortak bir akılla karar verilirdi.
Gaziantep ayakkabı sanayi, babam ve amcalarımla gelişme göstermiştir. Hilmi Akınal ve Kardeşleri olarak esnafın kalkınması için her türlü kolaylık sağlanmıştır. Uzun yıllar açık hesap çalıştılar. Üretim artınca uzun vadeli senetle alışveriş başladı. Ticari hayat ve bankacılık sistemi geliştikçe çekle vadeli alışveriş yaygınlaştı. Babam, gerektiğinde esnafın vadesini bir iki ay öteleyerek çarkın dönmesini sağlar, müşteriyi rahatlatırdı. “Bizden al, sat, paranı kazan; karşı taraftan tahsil et, zaman içinde de benim paramı öde.” anlayışı hâkimdi.
Biz amcaoğulları o yıllarda ilkokul çağındaydık. Okuldan sonra soluğu dükkânda alırdık. Şimdi düşünüyorum da babamlar bize hiç kızmazdı. Yukarı çıkar, boş yapıştırıcı tenekelerini ters çevirir, sopalarla davul çalardık. Sabahları aç geldiğimizde bakkaldan zeytin, peynir, ekmek alır; çaycıdan ekmek çayı ister, kendimize ziyafet çekerdik.
Hep birlikte Gaziantepspor maçlarına gider, ciğer kebabı yerdik. Ayakkabılarımızı ayna gibi parlatırdık. Bodrum kat serin olurdu; derilerin üzerinde uyuyakalırdık. Dizlerimden, kollarımdan yara eksik olmazdı. Babam bir derinin arkasını bıçakla kazır, çıkan tozu kanayan yere basardı. Kan durur, yara kısa sürede iyileşirdi.
Babam ve amcalarım, daha o yıllarda bizi ticari hayata alıştırmışlar. Ne yazık ki bugün çocukları iş yerine getirmek bir yana, evden dışarı çıkarmak bile zor. Hayatın içinde sosyalleşemiyorlar.
Dükkânda küçük yaşta pek çok işi öğrendik. “Oğlum, müşterimiz Hasan Ağa’ya bir çay söyle de gel,” derlerdi. Dükkân süpürdük, raf dizdik, daraba açıp kapadık, koli yaptık, sandık çiviledik, deri taşıdık. Zihinden pratik toplamayı orada öğrendik.
Gaziantep Lisesi’nin arkasındaki evimizden Mütercimasım’daki dükkâna çoğu zaman bisikletle gidip gelirdim. O yıllarda Gaziantep’in nüfusu azdı; herkes birbirini tanırdı. Babam çarşıda yürürken herkese selam verirdi.
Suburcu Caddesi’ndeki sinemalar, İsmail Say Sokağı’nın çıkmaz oluşu, Nakıpali Sineması önünde para karşılığı fırfır çeviren Cırcırcı Bican, tadı damağımda kalan zeytin piyazı satan seyyar satıcı, Teksas ve Tommiks okutan kitapçı, tenekeden yaptığı tekneyi bir leğende yüzdüren Tabaat sahibi Kadir Ağa… Hafızamda hâlâ capcanlıdır.
Babam o çıkmaz sokağa girmemi istemezdi. Bir gün bisikletimle Nakıpali Sineması’na yeni gelen Avarevo filminin afişlerine dalmışken dükkân komşumuz enseme bir tokat atıp, “Ne geziyorsun burada? Şimdi seni babana söylerim, çabuk dükkâna!” diyerek beni göndermişti. Bugün anlıyorum ki komşunun çocuğuna karışma hakkı vardı. Büyüklerin sahiplenme duygusu güçlüydü.
Bir başka gün tek şeritli yolda bisiklet sürerken arkamdan dolmuş gelmişti. O zamanlar dolmuşlar Amerikan Chevrolet marka büyük arabalardı. Pedallara asılmış, sağdaki sokağa dönene kadar geçmesine izin vermemiştim. Şoför babamı tanırmış; dükkâna gelip,çayını içtinten sonra “Sizin oğlan bisikleti deli kullanıyor, aman dikkatli olalım Hilmi Abi,” diye uyarmıştı.
Ben farkında olmasam da bütün çarşı beni gözetir, kollardı. Esnaf birbirinin çocuğunu kendi çocuğu gibi sahiplenirdi.
Biz yalnızca bir mesleğin içinde değil, bir şehrin ortak vicdanının içinde büyüdük. Mütercimasım yalnızca bir alışveriş caddesi değildi; emeğin, güvenin ve sözün senet sayıldığı bir hayat mektebiydi. O dükkânların kapıları ticarete açılırdı ama içeri giren herkes biraz da insanlık öğrenirdi.
Şehir büyüdü, sektör gelişti, rakamlar arttı. Fakat o günlerin samimiyeti, omuz omuza verilen mücadele ve karşılıksız güven hâlâ en kıymetli miras olarak hafızamda duruyor.
Biz orada sadece ekmek parası kazanmadık; birbirimize yaslanmayı, paylaşmayı ve bir şehrin hayat damarlarından biri olmayı öğrendik. İşte bu yüzden Mütercimasım, benim için hâlâ bir caddeden fazlasıdır.