Modern Çağın En Tehlikeli Duygusu: Haset

Uzm.Klinik Psikolog Kübra KOÇER
Uzm.Klinik Psikolog Kübra KOÇER

Uzman Klinik Psikolog Kübra KOÇER

Modern Çağın En Tehlikeli Duygusu: Haset
17-05-2026

İnsanlık tarihi teknolojiyle, savaşlarla, keşiflerle değişti belki ama insanın içindeki bazı duygular binlerce yıldır hiç değişmedi. Haset bunlardan biri.

Bugün modern dünyanın parlak ekranlarında gördüğümüz şey aslında çok eski bir hikâyenin yeni dekorlarla tekrar edilmesinden ibaret. Çünkü insan, yüzyıllardır başkasının sahip olduğu şeye sadece özenmiyor; bazen onun o şeye sahip olmasına da tahammül edemiyor.

İlk kardeş kavgası bile bunun üzerine kuruluydu.

Habil ile Kabil anlatısı yalnızca dini bir hikâye değildir; insan psikolojisinin en eski aynalarından biridir. Orada mesele sadece reddedilmek değildi. Mesele, bir başkasının kabul edilmiş olmasına katlanamamaktı. Hasetin en karanlık tarafı da budur zaten: İnsan bazen kendi eksikliğinden çok, başkasının fazlalığıyla yaralanır.

Çünkü haset, çoğu zaman ben de istiyorum” duygusuyla başlamaz. Neden onda var?” sorusuyla başlar.

Arzu başka bir şeydir. Arzu insanı geliştirir. İnsan arzu ettiği şey için emek verir, dönüşür, öğrenir. Arzunun içinde hareket vardır. Hayat vardır. Hırs bile sağlıklı sınırlarda olduğunda insanı üretken kılabilir. Bir bilim insanını yıllarca laboratuvarda tutan şey de arzudur. Bir sanatçıyı gece boyunca çalıştıran şey de.

Ama hırs, insanın değer duygusunun yerine geçtiğinde tehlikeli hale gelir.

Çünkü bazı insanlar bir yere ulaşmak istemez; sadece herkesten yukarıda olmak ister. İşte o noktada başarı, gelişim olmaktan çıkar ve psikolojik bir üstünlük savaşına dönüşür. Bu yüzden tarihte en büyük yıkımların bir kısmı yalnızca güç isteyen insanlardan değil, üstün görünmeye bağımlı insanlardan çıktı.

Romadan Osmanlı saraylarına kadar iktidar mücadelelerinin büyük kısmında yalnızca taht kavgası yoktu; görünmez bir haset savaşı vardı. Kimin daha çok sevildiği, kimin daha değerli görüldüğü, kimin daha “üstte” olduğu meselesi… Çünkü insan ruhu bazen açlığa değil, değersizlik hissine dayanamaz.

Psikolojik olarak hasetin temelinde çoğu zaman karşılaştırmalı yetersizlik hissi vardır. İnsan kendi kimliğini sağlam kuramadığında, başkasının başarılarını kendi başarısızlığının kanıtı gibi algılamaya başlar. Bu yüzden olgun insan ilham alırken, kırılgan ego saldırır.

Bugün sosyal medyada gördüğümüz o bitmek bilmeyen küçümseme kültürü de tam olarak buradan besleniyor. İnsanlar artık başkasının mutluluğunu görmekte zorlanıyor. Güzel bir ev, iyi bir ilişki, başarı, huzur… Bunlar bazı insanlarda ilham yerine öfke yaratıyor. Çünkü haset yalnızca istemek” değildir; aynı zamanda karşı tarafın sahip olduklarını değersizleştirme ihtiyacıdır.

Bu yüzden hasetli insan çoğu zaman takdir edemez. Her başarıda bir açık arar. Her mutluluğun altını kazımaya çalışır. Çünkü karşısındaki insanı küçültürse kendi eksikliğiyle yüzleşmek zorunda kalmayacağını düşünür.

Oysa insan ruhunun en tehlikeli tarafı bazen nefret değil, doyumsuzluktur.

Hırs kontrol edilmediğinde insanın içindeki boşluğu büyütür. Daha fazla başarı, daha fazla görünürlük, daha fazla onay ihtiyacı derken kişi bir noktadan sonra hiçbir şeyden tatmin olamamaya başlar. Modern insanın en büyük trajedilerinden biri de budur zaten: Her şeye sahip olup yine de içsel olarak yoksul hissetmek.

Bu yazıyı okurken aklınızda beliren isimler olduğunu biliyorum. Ya da sizde bu duyguları tetikleyen insanlar ve durumlar olduğunu.. peki nasıl başa çıkabilirim bu insanlarla ya da kendi içimdeki bu duyguyla? Aslında çözüm çok basit uzaklaşarak. Kendimizde tetikleniyorsa eğer hangi anlarda tetikleniyoruz bunu farkedelim. Eğer ki ilişkilerinize, duygudurumunuza özetle yaşantınıza etki etmeye başlıyorsa destek almayı lütfen unutmayalım.

Sevgiyle kalın

ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Özhanlar Mobilya