Kaybın Ardından Toplum Olabilmek

Uzm.Klinik Psikolog Kübra KOÇER
Uzm.Klinik Psikolog Kübra KOÇER

Uzman Klinik Psikolog Kübra KOÇER

Kaybın Ardından Toplum Olabilmek
23-04-2026

Son birkaç yıldır toplum olarak bizi zorlayan sabrımızı sınayan çokça zorlu olaya şahitlik ettik. Ama son yaşadığımız olayda küçük masum canları bu kadar cani bir şekilde kaybetmek hepimizi derinden etkiledi. Geçtiğimiz hafta sonu üniversiteye ders vermek için girerken yani olaydan birkaç gün sonra kapıda öğrencilerimizin hem çantalarının kontrol edildiğini hem de dedektörlerle arandığına şahitlik ettim. Bir yandan güvende hissedip içim rahatlarken bir yandan kendi öğrencilerimizden şüphe duymanın rahatsızlığını hissettim. Hepimiz aynı anda hem korku duyup hemde güvende hissediyorduk bunu fark ediyordum. Yaşadığımız şey bir olay değildi bir eşiğin geçilmesiiydi. Güven dediğimiz şey bir anda yıkılmaz, yavaş yavaş aşınır. Ama bazen tek bir damla inşa edilen tüm duvarı tuzla buz etmeye yeter. Yaşadığımız bu dönem aşınan tüm güveni görünür kılar hale getirdi. Birbirimizin yanından geçerken artık sadece ''insan'' görmüyoruz. Zihnimiz istemeden de olsa tarama yapıyor: tehlike var mı?

Bu bizim yaşantımızı devam edebilmemiz için farkında olmadığını oluşturduğumuz bir refleks. Tehdit algısı yükseldiğinde beynimiz bizi korumaya çalışır ama aynı mekanizma bizi birbirimizden de uzaklaştırır. İşte tam burada bir kırılma yaşarız:

Güvende kalmak için mesafe mi koyacağız yoksa insan kalabilmek için bir arada mı olacağız?

Travmatik olayların en ağır etkilerinden biri çocukların bu şiddetin içinde yer almasıdır. Çünkü çocukluk insanın dünyaya güvenmeyi öğrendiği ilk alandır. Bu alanın ihlal edilmesi yalnızca bireysel bir kayıp değil güven duygusunun en temel formunun zedelenmesi anlamına gelir. Bu nedenle çocuklara yönelik her türlü saldırı yalnızca bugünü değil, geleceği de yaralar. Toplumun en savunmasız üyelerine yönelen şiddet kolektif travmanın en derin biçimlerinden birini oluşturur ve sosyal dokunun en hassas yerinden kırılmasına neden olur. Acı sadece ailelere kalmaz toplumun tamamına yayılır. Belki de bu yüzden bu tür olaylar sonrasında hissettiğimiz şey sadece korku değil aynı zamanda derin bir kırılmadır.

Travma tam olarak burada başlar. Sadece yaşanan olayda değil o olaydan sonra dünyayı algılama biçimimizin değişmesine travma deriz. Travmatik deneyimler bir toplumu parçalayabilir ama aynı zamanda yeniden bir araya da getirebilir. Öğrencilerimle bu konuyu konuşurken bir öğrencim'' hocam yaşanan üst üste bir çok felaket oldu ama sanki biz buna duyarsızlaşıyoruz ve her bir olayı daha da normal kabul eder hale geldik bundan çok rahatsızım'' dedi. Bir çoğumuzun böyle düşündüğünü biliyorum. Ama unutmayalım ki tarih bize şunu gösterdi: en büyük kırılmalarını ardından en güçlü bağlar kuruldu çünkü insanlar tehdit karşısında birbirine daha da sıkı tutundu. Bu süreçte en çok zarar gören yapı sosyal güven duygumuz olsa da temel iyi niyet varsayımı üzerine kuruludur. Bir travma terapisti olarak travma literatürü yalnızca kırılmayı değil aynı zamanda yeniden yapılanmayı da vurguladığını da söyleyebilirim. Yazımı sonlandırırken kaybettiğimiz her can, hepimizin ortak acısıdır. Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyor; aziz milletimizin başı sağ olsun diyorum. 

ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Serpil 2 ay önce
Harika bir aktarım, duygularımıza tercüman olmuş
Özhanlar Mobilya