Ana içeriğe geç
Fatih Gözüaçık
Fatih GözüaçıkKöşe Yazarı

YAŞLANIYORUZ!

Dünyada ilk kez yaşlı nüfus olarak adlandırılan 65 yaş üstü nüfus 0-5 yaş grubunu geride bırakarak 850 milyonu geçti.

YAŞLANIYORUZ!

Dünyada ilk kez yaşlı nüfus olarak adlandırılan 65 yaş üstü nüfus 0-5 yaş grubunu geride bırakarak 850 milyonu geçti. Peki Türkiye’de durum ne? Biz de yaşlanıyoruz. Bugünkü yazımda doğum oranlarının azalmasının ve nüfusun yaşlanmasının etkilerinden bahsedeceğim. Bir mahallenin yaşını, sokakta koşturan çocukların sesinden ya da bakkalın önündeki taburelerde oturanların ak saçından anlarsınız. Son yıllarda büyükşehirlerin ara sokaklarında yürürken, o aşina olduğumuz cıvıltının yerini yavaş yavaş derin bir sükûnete bıraktığını gözlemliyoruz. Çocuk parkları günün en hareketli saatlerinde bile eskisi kadar dolup taşmıyor; okullardaki kalabalık sınıflar azalıyor. Buna karşılık, semt pazarında tezgâh seçerken ağır adımlarla yürüyen, banklarda sessizce güneşi izleyen ya da eczane önlerinde reçete sırası bekleyen büyüklerimizin sayısı her geçen gün artıyor.

Türkiye uzun süredir kendisini genç nüfusa sahip dinamik bir ülke olarak tanımlamaya alışkındı. Siyaset kürsülerinden kalkınma planlarına kadar her şey bu demografik program üzerine kurulurdu. Ancak TÜİK’in son yıllarda peş peşe yayımladığı rakamlar, bu durumun artık geçerliliğini yitirdiğini, hatta bir süredir alarm zillerinin çoktan çaldığını gösteriyor. 2025 yılında 1,42 çocuk seviyesine gerileyerek tarihinin en düşük düzeyine indi. Nüfusun kendini yenileyebilmesi için bu hızın 2,1 olması gerekmektedir. Artık eskisi gibi 5-6 çocuklu ailelere rastlamak neredeyse imkânız hale geldi. Mesela biz 3 kardeşiz ama anne tarafı ve baba tarafı 4 üzeri kardeşlerdi. Öte yandan ortanca yaşımız tırmanıyor, ömrümüz uzuyor. Kısacası, Türkiye sessiz ve derinden yaşlanıyor. Bu dönüşüm, sadece demografik tabloların rengini değiştiren istatistiksel bir veri değil; hayatımızın, ekonomimizin, şehirlerimizin ve en önemlisi sosyal dokumuzun kökten sarsılması demek. Peki, buraya nasıl geldik? Cevap, modernleşme dinamiklerinin, ekonomik sıkışmışlıkların ve hayat pahalılığının bizzat içinde saklı. Büyükşehirlerde barınma maliyetleri tavan yapmışken, kreş masrafları bir servete denk düşerken, gençlerin iş güvencesi bu kadar pamuk ipliğine bağlıyken çocuk sahibi olmak artık cesaret sınırlarını zorlayan bir karara dönüştü. Çoğu genç çift, bugünü kurtarmanın telaşından yarını planlayamaz hale geldi. Kadınlar hem iş hayatında var olma mücadelesi verip hem de geleneksel annelik rollerinin omuzlarına yüklediği ağır yükü tek başlarına sırtlamaya çalışırken, sistem onlara destek olmak bir yana, adeta çocuk yapmayın mesajı veren bir ekonomik iklim yaratıyor.

Tıp ilerliyor, yaşam kalitesi belli kesimler için de olsa artıyor ve insanlar daha uzun yaşıyor. Bu, şüphesiz sevindirici bir durum. Ancak madalyonun diğer yüzünde, sosyal güvenlik sistemlerinin bu hıza ayak uyduramaması gerçeği duruyor. Demografik fırsat penceresi dediğimiz o altın dönemi, yeterince üretime, eğitime ve katma değere dönüştüremeden adeta kaçırdık. Şimdi elimizde hızla yaşlanan bir nüfus ve bu nüfusun sağlık, bakım ve emeklilik masraflarını karşılamakta zorlanan bir kamu maliyesi var. İşin daha da derin, sosyolojik boyutu ise yalnızlaşma. Geleneksel Türk aile yapısı o kalabalık sofraların, altlı üstlü oturan akrabaların, komşuluk ilişkilerinin oluşturduğu güvenlik ağı büyükşehir hayatının soğuk betonları arasında erimekte. Yaşlılarımız artık mahallenin neşesi olmaktan çıkıp, sitelerin ya da apartman dairelerinin duvarları ardında yalnızlığa mahkûm ediliyorlar. Bakım evlerinin sayısı artıyor belki ama bu artış, toplumsal vicdanımızdaki boşluğu doldurmaya yetmiyor. Bütün bunları alt alta koyduğumuzda karşımıza çıkan tablo şu: Türkiye, ne tam anlamıyla gelişmiş ülkelerin refah düzeyine ulaşabildi ne de eski genç nüfus avantajını koruyabildi. Orta gelir tuzağı gibi, şimdi bir de erken yaşlanma tuzağı ile karşı karşıyayız.

Bu gidişatı tersine çevirmek, sadece çocuk yapın çağrılarıyla yapılabilecek bir iş değil. Gençlerin barınma sorununu çözmeden, kadınların iş güvencesini ve kariyer kesintilerini telafi etmeden, esnek çalışma modellerini yaygınlaştırmadan, eğitime ve geleceğe dair en ufak bir güvence sunmadan doğum oranlarını artırmayı beklemek hayalciliktir. Sokaklarımızın yeniden çocuk sesleriyle neşelenmesi, yaşlılarımızın da kimseye muhtaç olmadan, onurlu ve huzurlu bir yaşlılık geçirmesi için köklü bir zihniyet değişimine ihtiyacımız var. Aksi takdirde, gelecekte ne o kalabalık sokakların sesini duyabileceğiz ne de yaşlılarımızın tecrübesine yaslanabileceğiz. 

Fatih GÖZÜAÇIK


 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın
Bugün Yazdılar

Günün Yazarları

Özhanlar Mobilya