“Birlik olma çağrısı yapıyoruz”

“Birlik olma çağrısı yapıyoruz”

DİSK – Tekstil İşçileri Sendikası Gaziantep Bölge Temsilcisi Mehmet Türkmen, Hakimiyet Gazetesinin sorularını yanıtladı. Türkmen, “Biz disk-tekstil olarak kendi sendikamız adına Gaziantep’te başta tekstil dokuma iş kollarında çalışan işçiler olmak üzere bu kölelik koşullarında bu sefalet ücretiyle, düşük ücretlerle çalışan bütün işçileri asgari ücret düzeyine, asgarinin altında bir sefalet yaşamına mahkum olmamak için sendikalı olma, birlik olma çağrısı yapıyoruz” dedi. Türkmen ile gerçekleştirdiğimiz özel röportaj sayfa 6’da.

Mehmet Türkmen kimdir, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ben işçi kökenli bir insanım.2003 yılına kadar 15-16 yıl halı dokuma işçiliği yaptım. En son Merinos’da halı dokuma operatörü olarak çalıştım.2003’te Emek Partisi’nde merkez yönetim kuruluna seçildim.Sonra işçiliği bırakıp,Emek Partisi’nde aktif siyasete başladım. Hem merkez yürütme organlarında,hem il ve bölge düzeyinde görev aldım.Hala Emek Partisi’nde merkez yürütme kurulu görevim devam ediyor.Emek Partisi’nde görev yaptığım dönemlerde aynı zamanda işçi olarak çalıştığım 2003 yılına kadar hep işçi sınıfının hak arama mücadelesinin içinde oldum.Yani Emek Partisi hem benim işçi kökenli olmamdan dolayı,hem de üyesi olduğum,yöneticisi olduğum parti bir işçi sınıfı partisi,işçi sınıfının iktidarı için mücadele eden,sosyalist bir parti.Bu partide yerel ve siyasi olarak tabi partinin de iddiası ve amaçlarına uygun bir şekilde işçi sınıfının içinde çalışmalar yürüttüm.15-16 senelik işçilik hayatımdan sonrada hep işçi mücadelelerinin içinde yer aldım.Bununla birlikte Gaziantep’in çeşitli sanayi bölgelerinde ama başta Başpınar Organize Sanayi bölgesindeki tekstil,dokuma,plastik,gıda vb. gibi iş kollarında çıkan işçi mücadeleleri,hak arama mücadeleleri ,sendikalaşma mücadelelerinin içinde yer aldım.Pek çok işçi direnişi,işçi eylem ve grevlerinin örgütlenmesinde ve yürütülmesinde görev aldım.Daha önceleri yine sendikal olarak,petrol-iş’te plastik sektörünün örgütlenmesinde,eğitim ve örgütlenme uzmanı olarak görev aldım.Yine daha önce Disk-Tekstil’de örgütlenme uzmanı olarak görev aldım.En son da geçtiğimiz yıl Ağustos ayından beridir Disk-Tekstil-İş bölge temsilcisi olarak görev yapıyorum.

2020 yılı için asgari ücret 2324 lira olarak belirlendi ve elbette yine beklentilerin altında kaldı.Sizin düşünceleriniz nelerdir?

Asgari ücrete gelen zam bizi şaşırtmadı.Birincisi,aslında bu zam oranıyla birlikte,hükümetin ve sermayenin işçilerin geçimi,yaşam koşulları ve ihtiyaçları konusunda nerede durduklarını görmüş olduk.İşçilerin hayatının,işçilerin geçim sorununun ve yaşam koşullarının onlar için ne kadar önemsiz ve değersiz olduğunu gördük.Şaşırdık mı,şaşırmadık.Biz zaten sermayenin ve onun çıkarları doğrultusunda bu ülkeyi yöneten hükümetin tutumunun,çizgisinin bu olduğunu biliyorduk.Fakat yine de sonuçta bu ülkede on milyonlarca işçiyi ilgilendiren,aileleriyle birlikte neredeyse bu ülkenin nüfusunun yarısını ilgilendiren asgari ücret meselesi ve bu koşullarda,bu kadar enflasyonun,zamların,gerçek enflasyonun %30’ların çok üstünde olduğu bir dönemde insanların aldıkları ücretle,geçinememekten,çaresizlikten,intihara sürüklendiği koşullarda,her gün neredeyse 2-3 tane insanın intihar ettiği koşullarda,asgari ücretin bu düzeyde açıklanması,aslında hem hükümetin,hem sermayenin,işçilerin ve emekçilerin hayatına ve yaşamına dair ne kadar umursamaz ve değer vermez noktada olduğunu bize göstermiş oldu.Onlar için önemli olan patronların,küçük bir azınlığın,zengin bir sermaye sınıfının daha fazla kar etmesi ve işçiyide olabildiğince daha düşük ücretle çalıştırarak,daha kötü ve ağır koşullara mahkum etmek,bunun sonucunda da işçinin ve emekçinin alınteriyle ortaya çıkan bütün zenginliklerin küçücük bir azınlığın elinde toplamak.

Peki işçi ve emekçi kesiminin tepkisi ne oldu?

İşçiler hayal kırıklığına uğradı.Özellikle şu an kış ayı içerisindeyiz,şimdi yaz aylarına oranla,okul masraflarına ek artık insanlar doğalgaz,ısınma ve benzeri,elektrik faturalı bütün bunların artışıyla birlikte şu an da bu ücretlerin düşüklüğünü ve bundan kaynaklı sefaleti ve yoksulluğu iliklerine kadar hissediyorlar.O  yüzden asgari ücretin bu düzeyde olması bize şunu göstermiştir,işçiler daha iyi bir ücret almak için,insanca yaşayacak bir ücret ve insanca yaşayacak bir çalışma  koşullarına ve insanca bir yaşama sahip olmasının yolu hükümetten ve patronlardan insaf,jest ya da merhamet beklemek değil,Erdoğan’ın deyimiyle jest beklemek değil,kurtuluşun,insanca bir yaşam koşullarının elde etmenin yolunun kendi ellerinde,kendi birliğinde,kendi kollarında  olduğunu görmeleri,birlik olmaları.örgütlenmeleri gerekiyor.Sendikalar bunun için var,biz disk-tekstil olarak kendi sendikamız adına Gaziantep’te başta tekstil dokuma iş kollarında çalışan işçiler olmak üzere bu kölelik koşullarında bu sefalet ücretiyle,düşük ücretlerle çalışan bütün işçileri asgari ücret düzeyine,asgarinin altında bir sefalet yaşamına mahkum olmamak için sendikalı olma,birlik olma çağrısı yapıyoruz.

Cumhurbaşkanı ve Çalışma Bakanı’nın asgari ücretle ilgili ‘jest’ açıklamasını nasıl yorumluyorsunuz?

Evet asgari ücret zammından hemen önce Çalışma Bakanı patronlara asgari ücret için verilen 75 lirayı bile işçilere yapılan bir jest olarak açıkladı.Yani bir 75 liranın,bu ülkede yoksulluk sınırının yaklaşık 7000 lira olduğu bir ülkede,dört kişilik bir ailenin gıda,eğitim,kira,sağlık,giyim gibi en temel ve asgari ihtiyaçları hesaplanarak bulunan rakam bu.Bunu da biz değil Tüik açıklıyor.Yani dört kişilik bir ailenin yoksul sayılmaması için asgari düzeyde insanca yaşayacak koşullara sahip olabilmesi için 7000 liraya yakın bir gelir elde etmesi gerekirken,siz asgari ücreti bunun üçte birinin bile altında açıklıyorsunuz,açlık sınırı düzeyinde açıklıyorsunuz.Açlık sınırı demek sadece mutfak ihtiyaçları demek,diğer giderlerin esamesi dahi yok.Bu düzeyde açıklanması da aslında şunu gösteriyor,işçiler kira ödemez,işçilerin eğitim gibi bir derdi olamaz,işçilerin sağlıkla ilgili bir giderleri olmaz,işçiler giyim,kuşam ne bileyim eğlenmek,çocuğuna harçlık vermek,üstüne başına bir şey almak gibi bir durumları olamaz demek.İşçiler insan değil,işçiler sadece karnını doyursun yeter,karnını doyurmasına da bu para yeter demek.Bu aslında işçileri insan yerine koymadıklarının,onları insan gibi görmediklerinin bir göstergesi.75 lirayı böyle bir lütuf gibi göstermek aslında işçileri dilenci yerine koymaktır.

Son açıklanan işsizlik rakamları sizce de endişe verici boyutta değil mi?

Tüik geçtiğimiz günlerde kapsamlı bir istihdam ve işsizlik raporu açıkladı ve bu rapora da baktığımızda normalde ülke nüfus artışına göre,örneğin 2019’da işgücüne altıyüzbin,beşyüzbin civarında yeni iş gücü katılması gerekirken,bu seksenbinde kalmış.Yani bunun bu noktada kalması yetmiyormuş gibi,bir de altıyüzbinden fazla yeni işsiz sayısı eklenmiş.Tüik’in işsizlik rakamlarını açıklarken sürekli işsizlik rakamlarını düşük göstermek için yöntem değişikliği yaptığını da biliyoruz.Örneğin önceden son 3 ay baz  alınırken İşkur’a yapılan başvurular,iş arama kayıtlarında,şimdi bu son 1 aya düşürüldü.Şimdi bütün bunlarıda düşündüğümüzde Tüik’in rakamları düşük göstermek için hileler yaptığı ortada.Atık bu ülkede Tüik’in açıkladığı rakamlara da güvenilmiyor.Aslında gerçek işsizlik rakamı %15 civarında.Tabi buna aertık iş aramaktan vazgeçtiği için işsiz sayılmayan,işsiz kayıtlarına dahil edilmeyen kişileri de kattığımız zaman gerçek işsiz sayısının 8.5 – 9 milyon civarında olduğunu görüyoruz.Hatta 15 ile 64 yaş arası istihdama dahil edilmeyenyani herhangi bir işte çalışmayanların oranı ülke nüfusunun yarısı düzeyinde.İşte ülkenin gerçek durumu bu.

2019 yılında Çalışma Bakanı ile Türk-İş başkanı arasında bir fısıldaşma hadisesi olmuştu, asgari ücret belirleme sürecinde özellikle pazarlık masasında sendika konfederasyonlarının temsilcilerini samimi buluyor musunuz?

Şimdi ben şunu söyleyeyim,bu ülkede sendika konfederasyonlarının,genel merkezlerinin,genel olarak bütün sendikaların işçi ve emekçilere karşı görevlerini layıkıyla yaptığını düşünmüyorum.Zaten bu işi layıkıyla yapabilselerdi bu ülkede işçiler,emekçiler bu durumda olmazdı.O yüzden çok açık söylüyorum,başta Hak-İş,Türk-iş olmak üzere konfederasyonların işçilerin sorunları ve taleplerini yerine getirmek yerine hükümetle,patronlarla uzlaşmayı tercih ettiğini görüyoruz.Asgari ücret belirleme sürecinde bizim konfederasyonumuz Disk,hem merkezi hem bütün yerellerde asgari ücretle ilgili tutumunu açık ve net bir şekilde koydu.Asgari ücretin en az 3200 lira olarak belirlenmesi için eylemler,açıklamalar,kampanyalar örgütledik ülkenin birçok yerinde.Bizde burada bir eylem ve faaliyet yürüttük.Fakat ne yazık ki diğer sendikalar hiç bir şey yapmadılar.Türk-İş’in de yaptığı sadece basına açıklama yapmak.İşte efendim şu kadar olmazsa masaya oturmayız falan filan.Açıklamayı herkes yapıyor.Sendikaların görevi tıp ki Fransa’da,Finlandiya’da olduğu gibi işçiler hakları için talepleri için,haftalarca,günlerce süren eylemler,grevler yapıyorlar ve bu şekilde de kazanım sağlıyorlar.Maalesef Türkiye’deki bürokrat sendikal anlayış sadece söylemlerde kalan tepkilerle kalıyor.

Peki bir de ‘mobbing’ gibi büyük bir toplumsal sorunumuz var,bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

Birkaç gün önce müzede arkeolog olarak çalışan bir kadın arkadaşımız intihar etti.Onun da sebebinin aslında ortaya çıkan ayrıntılardan da görüyoruz ki,direk belki yoksullukla ilgili değil  ama mesele sadece yoksulluk değil,mesele aynı zamanda çalışan hiç kimse sadece ücret,çalışma koşulları değil,aynı zamanda ciddi bir baskı var,iş güvencesi yok.Yani o işyerinin,o şirketin,o kurumun,o fabrikanın yöneticileri tarafından horlanıyor,baskı altına alınıyor,tehdit ediliyor,baskıya maruz kalıyor,mobbinge maruz kalıyor ve sürekli işini kaybetme korkusuyla yaşıyor.En son müzede çalışan arkadaşımızın arkasından bıraktığı mektupta bunu gösteriyor.Yani orada kayıp olan 150-200 tane olmayan eserin sırf üzerine zimmetine geçirme basısı yaoılıyor ve o da çaresiz kalarak en son intihar etmeyi seçiyor.Türkiye’de hergün insanlar ya borcunu ödeyemediği için,ya da böyle sebeplerden intihara sürükleniyor.Türkiye’de büyük bir kesim bu durumdayken,ülkede işsizlik,yoksulluk almış başını gitmişken,hepimizin emekleri,hepimizden toplanan vergiler,bu ülkenin kaynakalrı,zenginlikleri bir avuç azınlığa aktarılıyor.

Gaziantep 2019 yılında tüm yıllara göre rekor düzeyde bir ihracat gerçekleştirdi,bunun işçi ve emekçiye pozitif bir yansıması oldu mu?

Gaziantep’te Türkiye’nin en büyük organize sanayilerinden birisi var,şimdi 5.si faaliyete geçti.150 binden fazla kişinin çalıştığı bir organize sanayi bölgesine sahibiz.Diğer irili,ufaklı sanayi bölgeleriyle 400 bine yakın bir işçinin çalıştığı kent.Hatta kayıt dışı çalışanları,Suriye’li ucuz iş gücü olarak kullanılan mültecileri de düşündüğümüzde bu kentin nüfusunun yarısının işçi olduğunu söylemek lazım.Yani Gaziantep büyük bir sanayi,büyük bir ticari kenti ise,Gaziantep Türkiye’de en fazla ihracat yapan  beş,altı ilden bir tanesi ise,Gaziantep bu yıl da yine Türkiye ortalamalarının üzerine 150 – 200 ülkeye ihracat yapıyorsa bunun asıl pay sahibi işçiler,emekçilerdir.Çünkü bu malları patronlar üretmiyor,patronlar dokumuyor.Ben eski bir halı dokuma işçisiyim.Ticaret Odası,Sanayi Odası açıklama yapıyor,2019’u rekorla kapattık diye.Bu şu demek,Gaziantep’te patronlar,sanayiciler 2019’u büyüyerek,rekorlar kırarak,daha çok para kazanarak kapattılar.Fakat  bu para kazanmalarında asıl pay sahibi olan halıyı üreten,ipi üreten,poşeti üreten işçinin,emekçinin durumu ne diye sorarsanız,onlar hiç büyümedi.Onların borçları büyüdü,onların dertleri büyüdü,yani onların geleceğe olan umutsuzlukları ve güvensizlikleri büyüdü.İşte gerçek bu bir tarafta patronlar zenginliğine zenginlik katarken,işçilerin borçları ve umutsuzluğu büyüyor.Bu ülkede büyüme diyen şey eşit şekilde meydana gelmiyor.
FATİH ÇELİKTÜRK-MURAT DAİ

GÜNDEM
Haber Merkezi
12.02.2020

Yorum yap

Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Gaziantep Hakimiyet Gazetesi ve hakimiyetgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Diğer Haberler
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin