USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

TÜKENMİŞ BİR NESİL, MUTSUZ BİR GENÇLİK

TÜKENMİŞ BİR NESİL, MUTSUZ BİR GENÇLİK
30-03-2026
Gençler, uzun bir öğrenim yolculuktan geçerek, sistemin onayladığı üniversitelere giriyor. İster gönüllü, ister zorunlu…
Saatlerce ders çalışıyor, sınavlardan geçiyor, projelerle uğraşıyor, bitmeyen ödevleri, stajları ve yarışmaları ardı ardına tamamlıyor. Okurken de hocalar ve öğretim elemanları birer birer öğrenciyi etkiliyor: “Siz Türkiye’nin en seçkin okulunda, en iyi bölümünde okuyorsunuz. Bu ayrıcalık sizin ellerinizde” diyorlar. Bu sözler gençlerde bir tür “ben oldum artık” hissi yaratıyor; mezuniyet, bitirilmiş bir yolculuk, hak edilmiş bir zafer gibi algılanıyor.
Ancak iş hayatına adım attıklarında gerçeklik, okuldaki o övülen seçkinliğin bir hayalden ibaret olduğunu acı bir şekilde gösteriyor.
Mezuniyet töreninin ardından kapıyı açıp dışarı adım attıklarında, karşılarında yıllardır hazır bekleyen bir iş dünyası değil, boşluk ve belirsizlik var. Hayallerin büyük kısmı suya düşüyor; Gençler bilgi ve diplomaların ağırlığıyla ağır bir hayal kırıklığı yaşıyorlar.
İş dünyası çoğu zaman merhametsiz: Gençler, en iyi okullardan mezun olmalarına rağmen çoğu zaman basit, düşük maaşlı işlerde başlamak zorunda kalıyor. Asgari ücretli bir çalışan olarak hayata adım atmak ve uzun yıllar mucadele ettikten sonra mertebe atlamak zorunda kalıyor.
yıllarca çalışıp mücadele ettikleri başarı algısıyla karşılaştırıldığında yıkıcı bir fark yaratıyor. Hayaller, birer birer söndürülmüş mum gibi eriyor.
Buna rağmen sistem, gençlerin gözlerindeki umutları görmezden geliyor. “İyisiyle kötüsüyle böyle bir dünya” diyerek onları yalnız bırakıyor. Ve her geçen gün, tükenmiş bir nesil ortaya çıkıyor; motivasyon kaybolmuş, yaratıcılığı bastırılmış, umutları kırılmış gençler…
İçlerinden bazıları direnmeye çalışıyor, bazıları vazgeçiyor, bazıları ise sessizce yok oluyor. İşte burada bir kısım genç yıllarca emek verdiği diplomalarından vazgeçerek, hipermarketlerde çalışan olmayı seçiyor.
Tarih bize defalarca öğretti: “İnsanı boğan, düş kırıklıklarıdır.” Gençler, yıllarca süren emeğin ardından hayallerinin iş hayatında eriyip gitmesine tanıklık ediyor. Okulda verilen övgüler, iş dünyasında karşılığı olmayan bir ağırlık haline geliyor. Ve en acı olanı, bu durumun yalnızca ekonomik değil, psikolojik bir çöküş yaratması… Gençler, sadece maddi olarak değil, ruhen de tükeniyor.
Ve işte trajedi burada: Bu nesil, sadece hayallerinin değil, enerjisinin ve umutlarının da karşılıksız bırakıldığı bir dönemin ortasında. Tükenmiş bir nesil… Yalnızca diploma ve bilgiyle değil; deneyim, rehberlik ve destekle beslenmesi gereken bir nesil. Ama sistem çoğu zaman onları yalnız bırakıyor, onları sınırların dışına itiyor.
Çocuklarımız, gençlerimiz bizim geleceğimizdir. Ama bu gençler, daha okuldan mezun olur olmaz ağır bir yükün altında boğuşuyor; hayat akıp gidiyor, ama onlar ilk basamağı
aşamadan hayal kırıklıklarıyla karşılaşıyor. Bu gençler ileride askere gidecek, bir ev tutacak, bir araba alacak, yuva kuracak ve çocuk sahibi olarak kendi hayatlarını inşa edecekler. Ancak sistem, onları daha yolun başında yıpratıyor; umutları kırılıyor, hayalleri eriyip gidiyor.
Son söz olarak şunu söylemek mümkün: “Bir toplumun gücü, gençlerinin umutlarını yeşertmekle ölçülür.” Eğer gençler hayallerinden vazgeçmek zorunda kalıyorsa, sistemin çarkları dönse de insanlığın ruhu kaybolur.
“Gençlerin hayallerini kıran bir sistem, sadece iş gücü değil, geleceği de öldürür.”
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Özhanlar Mobilya