Güncel

“İnsanlığın geleceği tehlikede”

“İnsanlığın geleceği tehlikede”
01-10-2018 11:47
Gaziantep

Gaziantep Mimarlar Odası Başkanı Özgür Girişken düzenlediği basın toplantısında, “Tüm dünyada insanlığın geleceği iklim değişikliği, çevre sorunları, savaş ve çatışma, sömürü, açlık, yoksulluk, eşitsizlik ve ayrımcılık gibi nedenlerle tehdit altındadır” dedi.

DÜNYA MİMARLAR GÜNÜ KUTLANILIYOR

“Uluslararası Mimarlar Birliği her yıl, farklı bir tema kapsamında Ekim ayının ilk pazartesi günü Dünya Mimarlık Gününü kutlamakta: çeşitli etkinlikler ile mimarlığın toplumun gündemine getirilmesini ve farkındalık oluşturulmasını amaçlamaktadır. Bu kapsamda kuruluşundan ben ülke olarak kabul ettiği 'Toplum Hizmetinde Mimarlık' çalışmalarını sürdürmekte olan Mimarlar Odası olarak, daha iyi bir dünya için kimi sorunlara ve mimarlığın sorumluluklarına vurgu yapmak istiyoruz. Tüm dünyada insanlığın geleceği iklim değişikliği, çevre sorunları, savaş ve çatışma, sömürü, açlık, yoksulluk, eşitsizlik ve ayrımcılık gibi nedenlerle tehdit altındadır” şeklinde konuşan Mimarlar Odası Başkanı Girişken sözlerini şu şekilde sürdürdü;

“Dünya genelinde sağlıksız kentleşme, çevre sorunları, afetler, savaşlar vb. nedenlerle son 10 yılda 257,7 milyon kişi göç etmek zorunda bırakılmıştır. Her yıl 5.6 milyon insan yaşam çevrelerini terk etmektedir. Sadece Suriye'deki savaş nedeniyle ülkemize 4 milyondan fazla sığınmacının yerleştiği tahmin edilmektedir.  Doğal afetlerden son on yılda tüm dünyada 1.7 milyar insan etkilenirken, 700 000 kişi hayatını kaybetmiştir. Sağlıksız kentleşmenin de kaynaklık ettiği iklim değişikliğine bağlı 3455 sel. 2689 fırtına, 470 kuraklık ve 395 aşırı sıcak dalgası olayı kaydedilmiştir. İnsan yapımı felaketlerden Çernobil'in (1986) etkileri hala gündemde olmasına karşın üçü ülkemizde olmak üzere toplam 154 yeni nükleer santralin yapımı planlanmaktadır. Ülkemizde inşaat, madencilik ve tarım gibi sektörlerde güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle 2017 yılında 2006 çalışan ve 2018 yılının ilk altı ayında 907 çalışan hayatını kaybetmiştir. Son bir yılda yaşanan 1.202.716 trafik kazasında 7.427 yurttaşımız hayatını kaybetmiştir.”

“3 ÜLKE ARASINDA YER ALIYOR”

“Gelir eşitsizliği tüm dünyada son 30 yılın en yüksek düzeyine ulaşırken: yarısı çocuk olan 1.3 milyar birey yoksullukla mücadele etmektedir. Türkiye, sağlık, eğitim ve yaşam standartları yoksunluk koşullarına göre, OECD üyesi ülkeleri arasında sosyal ve gelir eşitsizlik oranı en yüksek dördüncü ülkedir” şeklinde konuşan Girişken sözlerini şu şekilde sürdürdü;

“Ülkemiz, %28.5 yoksulluk oranı ve en yoksul ile en zengin arasında 15,2 kat fark ile gelir adaletsizliği bakımından da en kötü üç ülke arasında yer almaktadır. İmar barışı adı altında, kentlerimizin kıyıları, sit alanları, orman alanları, tarım arazileri, meraları büyük bir saldırı ile karşı karşıya bırakılmış ve kentlerimiz üzerindeki baskı ve tehditlerin artmasına geniş bir zemin hazırlanmıştır. Kaçak yapılar yasal hale getirilmekte ve devlet eli ile plansız ve uygun olmayan yapılanmalar teşvik edilmektedir. Toplumumuzda adalet anlayışını zedeleyen, toplumsal adalet kavramlarını yerle bir eden, planlama kavramının önemine inanmayan ve toplumun her alanda süregelen yasa dışılığı bu kez kent mekanında meşrulaştıran bir anlayış ile kentlerin geleceğe sağlıklı, güvenli, yasal ve nitelikli bir şekilde hazırlanması engellenmektedir. Sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkını engelleyen; yapılı çevreyi, tarihi ve doğal dokuyu tahrip eden ve kültürel değerleri yozlaştıran politikalar yakın dönem merkezi ve yerel yönetim uygulamalarının temelini oluşturmaktadır. Bu politikaların önünde engel olarak görülen nitelikli mimarlık ve planlama hizmetleri ise kısa zamanda ve çok sayıda yapı üretilmesi baskısıyla önemsizleştirilmekte, mesleki haklar kısıtlanmaktadır. Türkiye'nin inşaata dayalı ekonomik büyüme politikaları niteliği değil niceliği ön plana çıkarmış; yapı üretim sürecinin asıl gücü olan mimarlar, mühendisler ve inşaat emekçileri rant çarkının içerisinde pasifize edilmiş, ekonomik ve sosyal anlamda büyük gerileme yaşamıştır. Ülke ekonomisinin ve inşaat sektörünün içinden geçtiği bu zor dönem bilimi, tekniği, emeği dışlayan, nitelikli üretimi ve kamu faydasını amaçlamayan politikaların doğal bir sonucudur. Toplumun tüm kesimlerini etkileyen bu süreci aşmanın tek yolu sorunu ortaya çıkaran bu politikaların terk edilmesi; şeffaf, çoğulcu, katılımcı, bütünleştirici bir demokrasi tesis edilmesi, bilimi ve aklı esas alan, toplum faydasını gözeten merkezi ve yerel idare anlayışının yerleşmesidir. Mimarlar Odası'nın, TMMOB'nin, emek ve meslek örgütlerinin mücadelesinin ana ekseni budur.  Türkiye'nin önemli kültürel ve ekonomik merkezlerinden bir tanesi olan Gaziantep'te de Türkiye genelini yansıtan bir tablo hakimdir. Avantajlı konumu, tarım-sanayi-ticaret üçgeninde kurduğu kendine özgü denge ve sunduğu iş olanakları Gaziantep'i hızlı göç alan bir merkez yapmış ve yakın zamana kadar Türkiye'nin nüfusu en hızlı artan illerinden bir tanesi haline getirmiştir.”

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ÇOK OKUNAN HABERLER