Ana içeriğe geç

REEL SEKTÖRÜN VE ESNAFIN NEFESİ DARALIYOR!!

Sondaki söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Sabit ücretli beyaz yakalı çalışanlarımız, emeklilerimiz, asgari ücretle geçinmeye çalışan emekçimiz alınmasın.

REEL SEKTÖRÜN VE ESNAFIN NEFESİ DARALIYOR!!

 Sondaki söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Sabit ücretli beyaz yakalı çalışanlarımız, emeklilerimiz, asgari ücretle geçinmeye çalışan emekçimiz alınmasın. Bir sonraki yazımda onların da sesini duyurmaya çalışacağım.

Şimdi gelelim hafta sonu reel sektöre destek amacıyla açıklanan Nefes Kredisi paketine.

“AŞA DÖKÜLEN YAĞ ZARAR ETMEZ” demişler atalarımız, bu açıdan baktığımızda önemli bir adım. Ancak reel sektörün ihtiyacı yalnızca daha uygun faizli kredi değil; borç yükünü yönetebileceği, üretimini sürdürebileceği ve istihdamını koruyabileceği yeni bir finansman mimarisidir.

Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönemde karşı karşıya olduğu en önemli risklerden biri, reel sektörün finansman maliyetleri altında giderek zayıflayan bilanço yapısıdır. Yaklaşık üç buçuk yıldır yüksek faiz ortamında faaliyetlerini sürdürmeye çalışan şirketler için finansman artık yalnızca bir işletme gideri değil, doğrudan kârlılığı, yatırım kapasitesini ve istihdam kararlarını belirleyen temel bir unsur hâline gelmiştir.

Bu açıdan hafta sonunda açıklanan yeni TOBB Nefes Kredisi paketi, reel sektörün finansmana erişimi bakımından önemli bir adımdır. Firma başına kredi limiti 5 milyon TL olarak belirlenmiş durumda.Önceki dönemde kredi kullanan işletmelerin toplam limitlerini 5 milyon TL'ye tamamlayabilmesi ve yeni dönemde 50 milyar TL'lik ilave kaynağın devreye alınması, işletmelerin işletme sermayesi ihtiyaçlarına katkı sağlayacaktır.

Ancak burada bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor. 24 aya kadar vadeli kredilerde yıllık faiz yüzde 36, 24 ayın üzerindeki vadelerde ise yüzde 34 olarak belirlenmiştir. Kredilerde altı ay anapara ödemesiz dönem dâhil azami 48 ay vade imkânı bulunmaktadır. Dolayısıyla açıklanan yüzde 34 oranı, bütün vadeler için geçerli değildir.

Asıl mesele ise açıklanan faiz oranının işletmenin katlanacağı toplam finansman maliyetini tek başına ifade etmemesidir.

FAİZ ORANI İLE FİNANSMANIN MALİYETİ AYNI ŞEY DEĞİL!!

Bir kredinin maliyetini değerlendirirken yalnızca ilan edilen faiz oranına bakmak, eksik bir analizdir. Bankaların tahsil edeceği komisyonlar, Kredi Garanti Fonu'nun kefalet bedelleri ve diğer işlem giderleri de toplam maliyetin bir parçasıdır.

Önceki Nefes Kredisi uygulamasında yüzde 0,5 banka komisyonu, yüzde 1,5 KGF kefalet komisyonu ve 7.500 TL başvuru ücreti gibi maliyet unsurları bulunuyordu. Yeni dönemde uygulanacak kesin ücret ve komisyon tarifelerinin ayrıca netleştirilmesi gerekiyor.

Bu noktada bankaların hizmet komisyon tarifelerinde ve KGF'nin kefalet komisyonlarında bir iyileştirmeye gidilmesi, programın firmalara sağlayacağı katkıyı artıracaktır.

Bankaların ve KGF'nin bu süreçte kendi gelir kalemlerini yeniden değerlendirmesi, reel sektör açısından anlamlı bir destek olacaktır.

Ancak Nefes Kredisi üzerinden yürütülen tartışmayı faiz ve komisyon indirimiyle sınırlamak, reel sektörün karşı karşıya olduğu yapısal sorunu gözden kaçırmak olur.

Yaklaşık üç buçuk yıldır yüksek finansman maliyetleriyle borçlanan şirketlerin bilançolarında önemli bir birikim oluştu. Finansman giderleri önce şirketlerin kâr marjlarını daralttı. Ardından faaliyet kârının önemli bir bölümünü tüketmeye başladı. Bugün ise bazı işletmeler açısından finansman giderleri, şirketin faaliyetlerinden elde ettiği ekonomik değerin sürdürülebilirliğini dahi sorgulatacak boyutlara ulaşmış durumda.

Burada gözden kaçırılmaması gereken temel ayrım şudur: Bir şirketin üretim yapabiliyor olması, finansal açıdan sağlıklı olduğu anlamına gelmez.

Sipariş alan, ihracat yapan, çalışanlarına ücret ödeyen ve üretim kapasitesini koruyan bir işletme; yüksek faiz giderleri, kısa vadeli borçlanma ve bozulan nakit akışı nedeniyle ödeme güçlüğü yaşayabilir. Bu durum yalnızca şirket ortaklarını veya bankaları ilgilendiren bir bilanço sorunu değildir. Tedarik zincirinden istihdama, ihracattan vergi gelirlerine kadar ekonominin tamamını etkileyen bir risk alanıdır.

Üstelik şirketlerin finansman giderleri nedeniyle öz kaynaklarını tüketmesi, gelecekte krediye erişimlerini de zorlaştıracaktır. Böylece finansman maliyetleri yalnızca bugünkü kârı azaltmakla kalmayacak, yarının yatırım ve üretim kapasitesini de sınırlayacaktır.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde reel sektör için yalnızca kısa vadeli ve yüksek geri ödeme baskısı oluşturan kredi paketleri değil, şirketlerin nakit akışını esas alan orta ve uzun vadeli bir finansman modeli geliştirilmelidir.

Bu modelin birkaç temel ayağı olabilir.

  1.  Ödemesiz dönemli işletme sermayesi kredileri:

Özellikle finansman yükü altında faaliyetlerini sürdürmeye çalışan, üretim ve istihdam kapasitesini koruyan işletmelere yönelik, bir veya iki yıl anapara ödemesiz dönem içeren finansman imkânları oluşturulmalıdır. Şirketin nakit akışını toparlamasına, işletme sermayesini güçlendirmesine ve faaliyetlerinden yeniden kaynak yaratmasına zaman tanınmalıdır.

  1.  Faiz desteğinin doğrudan finansman maliyetine yansıtılması:

Şirketlerin bu süreçte faiz ödemeye devam etmesi öngörülse bile, faizin belirli bir bölümünün kamu tarafından sübvanse edildiği modeller geliştirilebilir. Böylece hem kamu desteğinin hedefi daha net belirlenir, hem de işletmelerin finansman yükü hafifletilir.

  1. İstihdamı koruyan ve yeni istihdam yaratan sermaye benzeri krediler:

Önümüzdeki dönemde ekonomik yavaşlamanın istihdam üzerindeki muhtemel etkileri de dikkate alınmalıdır. İstihdamını koruyan veya yeni çalışan istihdam eden işletmelere, orta ve uzun vadeli, geri ödeme koşulları faaliyet performansıyla uyumlu finansman imkânları sunulmalıdır.

Bu noktada sermaye benzeri kredi mekanizmaları ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle öz kaynak yapısı zayıflayan ancak faaliyetlerini sürdürebilecek kapasiteye sahip şirketlerin bilanço dayanıklılığını artıracak araçlara ihtiyaç vardır.

  1. Kamu bankalarının öncü rol üstlenmesi:

Bu tür programların yalnızca piyasa koşullarında faaliyet gösteren bankaların inisiyatifine bırakılmaması gerekir. Kamu bankaları, Hazine ve ilgili kamu kurumlarıyla koordinasyon içinde, üretim kapasitesini ve istihdamı korumayı hedefleyen finansman modellerinin geliştirilmesinde öncü olmalıdır.

Ticaret ve Sanayi Odalarına da burada önemli bir sorumluluk düşüyor. Reel sektörün yaşadığı sorunlar yalnızca krediye erişim başlığı altında ele alınmamalı; şirketlerin borç servis kapasitesi, finansman giderleri, işletme sermayesi ihtiyacı ve istihdam üzerindeki etkiler somut verilerle ortaya konulmalıdır. Odalar, firmaların sesini karar alıcılara taşıyan ve çözüm önerilerini kurumsal bir zeminde geliştiren yapılar olmalıdır.

  1. Reel sektörün de kendi bilançosuyla yüzleşmesi gerekiyor:

Bütün bu öneriler, şirketlerin kendi sorumluluklarını ikinci plana atması anlamına gelmemelidir.

Yüksek finansman maliyetlerinin bir süre daha ekonomik hayatın önemli bir parçası olacağı ihtimalini dikkate alan işletmelerin, bugünden kendi finansal yapılarını gözden geçirmesi gerekiyor.

Öncelikle stok yönetimi yeniden ele alınmalıdır. Satış kabiliyeti düşük, devir hızı yavaş ve işletme sermayesini gereksiz yere bağlayan stoklardan mümkün olduğunca hızlı şekilde çıkılmalıdır. Her stok kaleminin şirket için yarattığı ekonomik değer ile taşıdığı finansman maliyeti birlikte değerlendirilmelidir.

İkinci olarak, tahsilat ve ödeme vadeleri arasındaki makas daraltılmalıdır. Şirketlerin müşterilerine tanıdığı vadeler ile tedarikçilerine ödeme yaptıkları vadeler arasındaki fark, mümkün olduğunca azaltılmalı; bu farkın satıcı lehine genişlemesine izin verilmemelidir. Tahsilat disiplininin güçlendirilmesi ve alacakların daha etkin yönetilmesi artık bir tercih değil, finansal sürdürülebilirliğin gereğidir.

Üçüncü olarak, (yapılabiliyorsa) ortakların ve şirket yönetimlerinin öz kaynak katkısı konusu yeniden değerlendirilmelidir. İşletmelerin bütün finansman ihtiyacını bankacılık sisteminden karşılamaya çalışması, yüksek faiz ortamında sürdürülebilir değildir. Ortakların sermaye katkısı, kârın işletmede bırakılması ve öz kaynakların güçlendirilmesi şirketlerin finansal dayanıklılığı açısından önem kazanmıştır.

Bunun yanında üretim süreçlerinden enerji kullanımına, satın almadan lojistiğe, personel verimliliğinden genel yönetim giderlerine kadar bütün maliyet kalemleri yeniden analiz edilmelidir. Şirketler yalnızca daha fazla satış yapmayı değil, mevcut satışlarından daha fazla nakit ve faaliyet kârı yaratmayı hedeflemelidir.

Çünkü yüksek faiz ortamında ciro büyümesi tek başına başarı göstergesi değildir. Asıl önemli olan, yaratılan cironun ne kadarının nakde dönüştüğü ve bu nakdin finansman yükünü karşılamaya ne ölçüde yettiğidir.

Türkiye ekonomisinin üretim kapasitesini koruması, ihracat pazarlarındaki konumunu sürdürmesi ve istihdamını artırabilmesi için reel sektörün finansal dayanıklılığını güçlendirmesi gerekiyor.

Nefes Kredisi bu yönde atılmış önemli bir adımdır. Ancak birkaç milyar liralık veya birkaç on milyar liralık kredi paketlerinin, şirketlerin yıllar içinde biriken finansman yükünü tek başına çözmesini beklemek gerçekçi değildir.

İhtiyacımız olan şey, kısa vadeli kredi desteklerini aşan, kamu bankalarının, özel bankaların, KGF'nin, Hazine'nin ve iş dünyasının birlikte sorumluluk üstlendiği kapsamlı bir finansman yaklaşımıdır.

Ekonomide finansal istikrar yalnızca fiyat istikrarından ibaret değildir. Üreten işletmelerin bilanço istikrarı, nakit akışı ve borç ödeme kapasitesi de ekonomik istikrarın ayrılmaz bir parçasıdır.

Unutulmamalıdır ki bir işletmenin kapanması yalnızca bir şirketin faaliyetinin sona ermesi değildir. Kaybedilen üretim kapasitesi, tedarik zincirindeki kırılma, ödenemeyen alacaklar ve işini kaybeden çalışanlar, ekonominin tamamına yayılan bir maliyet yaratır.

Bu nedenle bugün reel sektöre sağlanacak finansman desteğini yalnızca bir kredi politikası olarak değil, üretim kapasitesini ve istihdamı korumaya yönelik bir ekonomik dayanıklılık politikası olarak değerlendirmeliyiz.

Şirketlerin nefes alması için krediye, ayakta kalması için ise sürdürülebilir bir finansman yapısına ihtiyacı var.

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın
Daha fazla yükle
Özhanlar Mobilya