Bugün birçok ebeveyn aynı cümleyi kuruyor:
“Çocuğum çok çabuk sıkılıyor.”
“Hiçbir şeye uzun süre odaklanamıyor.”
“Sürekli ekran istiyor.”
Ama kimse şu soruyu yüksek sesle sormuyor:
Bu çocuklar böyle mi doğuyor, yoksa biz mi böyle yetiştiriyoruz?
Çocuklar bu dünyaya hazır gelmez.
Ne sabrı bilirler, ne sınırı, ne de dikkat etmeyi…
Hepsini sonradan öğrenirler. Kimden mi?
Sizden.
Bir çocuk her sıkıldığında eline telefon veriliyorsa, o çocuk sabretmeyi öğrenmez.
Her ağladığında dikkatini başka yöne çeken bir ekran açılıyorsa, duygularıyla kalmayı öğrenmez.
Her boşluk dolduruluyorsa, düşünmeyi öğrenmez.
Sonra o çocuk büyür…
Ve biz ona “dikkatsiz” deriz.
Oysa mesele dikkat değil.
Mesele alışkanlık.
Kolay olanı seçiyoruz.
Yemek yesin diye ekran açıyoruz.
Sessiz dursun diye tablet veriyoruz.
Biraz rahat edelim diye “şimdilik” diyoruz.
Ama o “şimdilikler” birikiyor.
Ve bir gün bakıyoruz ki;
Kendi kendine oynayamayan,
Sıkılmaya tahammül edemeyen,
En küçük boşlukta bile bir uyarana ihtiyaç duyan çocuklar yetişiyor.
Sonra çözümü yine dışarıda arıyoruz.
Uzmanlarda, yöntemlerde, etiketlerde…
Oysa cevap çoğu zaman çok daha yakın:
Evimizin içinde.
Çocuk yetiştirmek, sadece büyütmek değildir.
Karakter inşa etmektir.
Alışkanlık kazandırmaktır.
Sınır çizmektir.
Ve bunların hiçbiri ekranla, oyalamayla, ertelemeyle olmaz.
Evet, hayat zor.
Evet, ebeveyn olmak yorucu.
Ama bir gerçeği değiştirmez:
Çocuklar sizin söylediklerinizi değil, yaptıklarınızı büyütür.
Eğer siz sabırsızsanız, o da sabırsız olur.
Eğer siz sürekli kaçıyorsanız, o da zor olandan kaçar.
Eğer siz kolaycılığı seçiyorsanız, o da onu öğrenir.
Bu yüzden belki de artık şunu kabul etme zamanı:
Sorun çocuklarda değil.
Onlara sunduğumuz hayatta.
Unutmayın…
Bir çocuğun geleceği, ona verdiğiniz oyuncaklarda değil,
ona kazandırdığınız alışkanlıklarda saklıdır.
Ve o alışkanlıklar, bugün başlar