DÜNYA MI DAHA BÜYÜK 5 Mİ?

Fatih Gözüaçık
Fatih Gözüaçık
DÜNYA MI DAHA BÜYÜK 5 Mİ?
09-10-2023

Orta Doğu’da yaşanan çatışmalar bitmek bilmiyor. Bu çatışmaların ana sebebi olan Filistin sorunu,
Osmanlı Devleti’nin bölgede gücünü kaybetmeye başlaması ve İsrail Devleti’nin kurulması için atılan
adımlarla ortaya çıktı. Tüm Yahudileri İsrail’de toplamayı hedefleyen hareket 1897’de İsviçre’nin Basel
kentinde Dünya Siyonist Örgütünün ilk kongresini yaptı. Kongrenin hedefi Yahudi halkı için bir vatan bulmak
ve kendilerine vadedildiğine inandıkları topraklarda İsrail Devleti’ni kurmaktı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra
Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla Yahudi devletinin kurulmasındaki en büyük engel ortadan kalkmış oldu.
İngiltere 1917’den 1922’ye kadar Filistin’i yönetti. Ardından Milletler Cemiyeti tarafından bölge İngiliz
mandasına bırakıldı. İngilizler Dünya Siyonist Örgütünü, özellikle onun yerel uzantısı olan Yahudi Ajansını
Filistin Yahudilerinin temsilcisi kabul etti. Bu tarihten itibaren yapılan göçlerle bölgedeki Yahudi nüfusu
devamlı olarak artış göstermiştir. Filistin’de 1917’de 50 bin Yahudi varken 1948’de bu rakam 650 bine
ulaştı. Bu gelişmeler haliyle Araplar tarafından tepkiyle karşılanmıştır. İngiltere, göçmen girişini ve toprak
satın almayı gittikçe daha sıkı kurallara bağladı. İngiltere bölgedeki manda yönetimlerine son verme kararı
alarak sorunu 2 Nisan1947’de BM’ye devretti. 22 Nisan 1947’de Mısır, Irak, Suriye, Lübnan ve Suudi
Arabistan’ın Filistin’deki mandanın sona erdirilmesi ve Filistin’in bağımsızlığına dair teklif etseler de bu
kabul görmedi.14 Mayıs 1948 yılında ise İsrail devleti kuruldu. Günümüzde Filistin topraklarının yüzde
seksen beşi İsrail tarafından işgal edilmiş durumdadır. Hafta sonu Filistin’de Hamas tarafından İsrail’e
hareket başlatıldı. İsrail buna karşılık Filistin’e savaş açtı. Olan yine her savaşta olduğu gibi masum
çocuklara yaşlılara sivillere oldu.
Peki 192 üyesi bulunan Birleşmiş Milletler bu çatışmaların çatışmalar ve savaşların bitirilmesi için ne
yapıyor? Buna geçmeden önce Birleşmiş Milletlerin kuruluşu ve amaçlarını hatırlayalım. Birleşmiş Milletler
kavramını ilk kez kullanan ise ABD Başkanı F. D. Roosevelt’tir. II. Dünya Savaşı devam ederken İngiltere ve
ABD’nin yayımladıkları Atlantik Bildirisi’ndeki kararlar 1 Ocak 1942’de Birleşmiş Milletler Bildirisi’nde aynen
kabul edilmiş böylece kurulacak olan Birleşmiş Milletler Teşkilatının temelleri atılmıştır. Ağustos-Ekim
1944’te Çin, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri delegeleri ABD’de bir araya gelerek
Birlemiş Milletler Ana Sözleşmesi’nin temel ilkelerini belirlemişlerdir.
Birleşmiş Milletler ülkeler arasındaki anlaşmazlıklara barışçıl çözümler bulmak için kurulsa da
maalesef bu amacı çoğu zaman gerçekleştirememiştir. Yalta Konferansı’nda BM Güvenlik Konseyinin daimi
üyeleri için veto ilkesi kabul edilmiştir. Türkiye’nin de dâhil olduğu 51 devlet, Birleşmiş Milletler adı verilen
uluslararası örgütü kurmuştur. Milletler Cemiyetinden daha etkili olması beklenen bu örgüt büyük amaçlar
hedeflemiştir. Birleşmiş Milletler, barışı ve uluslararası güvenliği sağlamanın ötesinde temel insan hakları,
cinsiyet eşitliği ve bütün halkların sosyal ve ekonomik refahını temin etmekle de sorumludur. Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu önemli kararların 2/3 çoğunlukla alındığı, her ülkenin tek oy kullanma hakkının
olduğu temel yapıdadır. Barışı ve uluslararası güvenliği sağlamakla yükümlü olan Güvenlik Konseyi, 5 daimi
üye (ABD, SSCB, İngiltere, Fransa, Çin) ve Genel Kurul tarafından iki sene için seçilen 6 üyeden (1966’dan
sonra 10 üye) oluşur. Daimi üyelerden her biri veto hakkına sahip olup sadece kendi vetolarıyla Güvenlik
Konseyinin aldığı bütün kararları dondurabilir. Bu çok demokratik olmayan bir durumdur.
Daimi üyelerin veto hakkını kullanması Güvenlik Konseyini maalesef etkisiz bırakmıştır. Bunun
örneklerini yakın tarihe baktığımızda Ukrayna-Rusya savaşında net bir şekilde görmekteyiz.BM Rusya2yı
kınamak için toplanmıştır Rusya’nın kendi kendini kınayamayacağı bu örgütün işlevsizliğini ortaya
koymaktadır. Aynı şekilde biraz geçmişe gidersek BM’nin Soğuk Savaş sonrası müdahalede bulunmadığı
Bosna-Hersek, Somali ve Irak olayları BM’ye yönelik olumsuz tutumların daha da artmasına neden
olmuştur. En son İsrail Filistin çatışmasında Birleşmiş Milletler itidal çağrısından başka bir şey yapmamıştır.
Zaten ABD’nin Orta Doğu’da en büyük destekçisi İsrail’ken BM’nin İsrail aleyhine karar alması da
beklenemez. Teşkilatın kendi içindeki adil olmayan yapılanması ve dünyada yaşanan olaylar karşısındaki
yetersizlikleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür.” sözüyle sembolleşmiştir.

Maalesef ki güçlü olanın haklı görüldüğü bir dünyada yaşıyoruz. Onun için çok çalışmalı kısır çekişmeleri bir
yana bırakıp Türkiye’yi eğitim, askeri, sağlık, teknoloji, ekonomi gibi her alanda güçlü bir konuma
getirmeliyiz…

ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?