BANA BİRŞEY OLMAZ!

Merve Tanrıöver
Merve Tanrıöver
BANA BİRŞEY OLMAZ!
21-02-2016

Tatil döneminde tanıştığım Suriye’li doktor adaşım Merva ile yaptığım röportajın en dikkat çeken bölümü” savaş öncesi bizde kırsallarda küçük çaplı çatışmalar,isyanlar oluyordu.Bizler bunları önemsiz görüyorduk.Sonrasında başlayan canlı bomba eylemleri bile bizleri uyandırmadı.Bize bir şey olmaz, diyerek hayatlarımıza devam ettik.Bir sabah uyandığımızda tepemize bombalar yağıyordu.Şimdi dilini bilmediğimiz bir ülke de yaşam mücadelesi veriyoruz ve her şeyimizi kaybettik ”olmuştu.

Birkaç aydır,şehitler veriyoruz.Başkentimizin göbeğinde bombalar patlıyor.Topraklarımız ajan ,hain kaynıyor.Avrupa kendine göre haritalarımız çiziyor.Sersem vekilin teki utanmadan “Hatay’ı kaybedebiliriz” diyebiliyor.Tehlike davul çala çala geliyor.Biz nemi yapıyoruz?başımızla birlikte gövdemizi de kuma gömerek,moralimiz bozulmasın diye haber yerine eğlenceleri izleyerek kendimize göre öteleme yapıyoruz.İyi hoşta nereye kadar bu kaçış?

Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü İçinde hangi yiyecek var acaba ?" diye düşünürken gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı .
"Evde bir fare kapanı var!,diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı. Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı:
"Zavallı farecik, bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın" dedi.
Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla koyunun yanına koştu ve,
"Evde bir fare kapanı var!, diye ağlıyordu.  Koyun anlayışla karşıladı ama,
"Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok.Dualarımda olacağından emin ol"  dedi.
Minik fare çaresizlik içinde ineğe giderek ondan yardım istedi.İnek ; Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor." dedi.
Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı.

Bir gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu.
Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için mutfağa koştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti. Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı.
Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü.Zehir temizlenmişti ama yine de karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu.Taze tavuk suyunun iyi geleceğini düşünerek tavuğu kesip çorba pişirdi.Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler. Onlara ikram etmek için çiftçi koyununu kesti.
Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü. Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı.
Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi.
Birisi, sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile karşı karşıya ise tehlike bir gün hepimiz içindir.

 

GÜNÜN SÖZÜ

BÜYÜK TEHLİKE, YARI APTALLARLA YARI AKILLILARIN ARASINDA YATAR.

GEOTHE

 

TEBESSÜM

Kayınpederi, düğünden hemen sonra Temeli karşısına alıp sert bir şekilde konuşmuş:

-"Bak seni takip ettirdim, geçmişte çok çapkınlıklar, çok  aptallıklar yaptın.Önceden bilseydim kızımı sana vermezdim. Ayağını denk al.Bundan sonra öyle şeyler istemem!"

-"Merak etme papaçiğum.İnanın pu son aptalliğumdur..." 



ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?