Yaşam

Sevgi Hastanesi’nden alerjik hastalık uyarısı

Sevgi Hastanesi’nden alerjik hastalık uyarısı
05-10-2015 05:59
Gaziantep

"Özel Gaziantep Sevgi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Füsun Ülger, Alerjik Hastalıklar ile ilgili bilinmeyen birçok önemli konular hakkında ayrıntılı bilgiler verdi. "
Alerji’nin genetik olarak yatkın kişilerde daha çok yaygın olarak görüldüğüne dikkat çeken, Özel Gaziantep Sevgi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzm. Doç. Dr. Füsun Ülger, bu kişilerin bağışıklık sisteminin bu proteinlere cevap verebilmesi için en az bir kez o protein veya molekül yapısı çok benzer bir başka proteinle daha önceden karşılaşması gerektiğini söyledi. Alerjik reaksiyonlar gösteren kişilerin çok büyük bir kısmının esasında hijyen kurallarına çok dikkat ettiklerini gözlediklerini belirten Göğüs Hastalıkları Uzm. Doç. Dr. Füsun Ülger, “Hijyenik yaşam nedeniyle, daha önceden hiç mikroplarla karşılaşmayan kişilerde bağışıklık sistemi daha çok alerjik reaksiyonlar oluşturacak şekilde bir gelişim gösterir. Biz buna “hijyen hipotezi” diyoruz. Alerjik hastalıkların sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan (yani çocuklarını fanus gibi ortamlarda büyütmeye eğilimli) toplumlarda daha sık görülmesinin sebebi de budur” dedi.
Özel Gaziantep Sevgi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzm. Doç. Dr. Füsun Ülger, Alerjik Hastalıklar ile ilgili şu bilgileri aktardı:
ALERJİ NEDİR?
Alerji, genetik olan yatkın kişilerde diğer insanların bağışıklık sistemlerinin normalde cevap vermediği dış kaynaklı yabancı ama genel olarak zararsız proteinlere (alerjenlere) verilen aşırı cevabın sonunda ortaya çıkan reaksiyonlardır. Bu kişilerin bağışıklık sisteminin bu proteinlere cevap verebilmesi için en az bir kez o protein veya molekül yapısı çok benzer bir başka proteinle daha önceden karşılaşması ve tanıması/hazırlık yapması gereklidir. Bu hazırlık aşamasının sonucunda immünoglobülin E (IgE) dediğimiz antikorlar (savunma amaçlı maddeler) üretilir ve daha sonra bu antikorlarla reaksiyona giren yabancı proteinler (alerjenler) abartılı bir bağışıklık sistemi cevabına yol açarlar. Tüm bunlar sonucunda vücudun bir çok bölgesinde bu reaksiyonel cevabın etkileri gözlenir.
NEDEN OLUŞUR?
Daha önce de belirttiğim gibi genetik olarak yatkın kişilerde alerjenlere yoğun maruziyetin kaçınılmaz sonucu alerjidir. Alerjik reaksiyonlar gösteren kişilerin çok büyük bir kısmının esasında hijyen kurallarına çok dikkat ettiklerini gözlüyoruz. Hijyenik yaşam nedeniyle, daha önceden hiç mikroplarla karşılaşmayan kişilerde bağışıklık sistemi daha çok alerjik reaksiyonlar oluşturacak şekilde bir gelişim gösterir. Biz buna “hijyen hipotezi” diyoruz. Alerjik hastalıkların sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan (yani çocuklarını fanus gibi ortamlarda büyütmeye eğilimli !!!) toplumlarda daha sık görülmesinin sebebi de budur.
ALERJİMİZ OLDUĞUNU NASIL ANLARIZ?
Alerji olduğumuzu bazen çok kolay anlayabiliriz. Alerjiye ait reaksiyonlar ciltte ortaya çıkarsa hemen herkes bu durumun farkına varır ve bir doktorla görüşmeye gider. Ancak bazı alerjiler vardır ki son derece sinsi seyirlidir. Bu tipte başlayan ve devam eden alerjik hastalıklarda kişi kendisinde oluşan değişimlerin farkına varmayabilir. Bu durumun hayatın normal seyri ile alakalı olduğunu zannedebilir. Örneğin, ardarda hapşırmalar, su gibi burun akıntıları, göz yaşarması veya gözlerde kaşıntı bazen hastalarımızın hiç dikkatini çekmeyebilir. Bu anormalliği bazen etraftaki insanlar fark edip, kişiye durumun normal dışı olduğunu belirtebilirler. Eğer, bahar aylarında gözlerde kaşınma, sulanma, kızarıklık; burunda kaşıntı, su gibi akıntı, hapşırma, bazen tıkanıklık gibi bulgular olursa kişiler kendilerinde saman nezlesi (bahar nezlesi = alerjik rinokonjunktivit) olabileceğini akıllarına getirmelidirler. Bazen bu bulgular önemsenmez; hastalık ilerlerse nefes darlığı, öksürük, hırıltılı, cızıltılı solunum gibi şikayetler oluşabilir ki bu durum maalesef alerjik astımın habercisidir. Bu durumda kişiler durumun anormalliğinin farkına daha kolay varabilir; ancak, biraz geç kalınmış bile olunabilir. Tüm bunların dışında, alerjik hastalık, kişilerde kurdeşen (ürtiker) dediğimiz cilt bulguları ile de ortaya çıkabilir. Bu durum 6 haftadan kısa süren bir klinik tablo olarak seyrederse “akut ürtiker”; 6 haftadan uzun seyrederse “kronik ürtiker” olarak adlandırılır. Akut ürtiker ataklarında genellikle altta yatan bir ilaç ya da gıda alerjisi vardır. Bunun dışında başkaca alerjik durumlar da akut ürtikere sebep olabilir. Kronik ürtikerde de alerjik rahatsızlıklar etken olabilirken, başkaca hastalıklar da bu atakları ortaya çıkarabilir. Romatizmal hastalıklar, tiroid hastalıkları, enfeksiyonlar, parazitler, bazen kanser gibi hastalıklar kronik ürtikere neden olabilir.
ALERJİ ÇEŞİTLERİ NELERDİR?
Alerji çeşitleri genel olarak; solunum yolunun alerjik hastalıkları, cildin alerjik hastalıkları, mide barsak sisteminin alerjik hastalıkları, ölümcül sonuçlar doğurabilen anafilaksi reaksiyonları ve arı alerjisi gibi böceklerle oluşan alerjik hastalıklar olarak sınıflandırılabilir. Göz nezlesi genellikle burun alerjisi ile birlikte gider ki biz bu duruma “alerjik rinokonjunktivit” diyoruz. Bunun dışında alerjik sinüzit, üst solunum yolu alerjileri ve alerjik astım da diğer solunum yolu alerjilerini oluşturur. Bu hastalıklar genellikle birlikte görülme eğilimindedir. Yani, alerjik rinokonjunktivit (saman nezlesi) tarzında ortaya çıkan alerjik bulgular; eğer köklü bir şekilde tedavi edilmezse hastalık, sinüzit ve astım tarzında bulgulara da sahne olan bir duruma dönebilir.
ALERJİNİN NE GİBİ SONUÇLARI VARDIR, İNSAN HAYATINI NASIL ETKİLER?
Anafilaksi ve alerjik astım maalesef öldürücü olabilir; ancak diğer alerjik hastalıklar ise daha çok yaşam kalitesini dibe vurdurarak bezdirici bir hastalık olarak devam eder. Yani, tabiri caiz ise bu tür alerjik hastalıklar “öldürmez ama süründürür !!!”. Hastalığın bulgularının yarattığı olumsuzluklar yanında maalesef bu hastalığın ilaçla tedavisi esnasında ortaya çıkan yan etkiler de kişileri zora sokmaktadır. Bilindiği üzere neredeyse tüm alerji ilaçlarının (anti-histaminik tarzı) uyku hali, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon bozukluğu, iştah açma gibi yan etkileri vardır. Az ya da çok hemen her hastamızda bu tür yan etkileri görüyoruz. Yan etkilerle baş etmenin ne kadar zor olduğunu da hasta ve hekim bilmektedir. Ancak doğru bilgilendirme ile bu süreç aşılabilir. Daha önce de dile getirdiğim gibi alerjik rinokonjunktiviti olan hastalarımızın köklü bir şekilde tedavi edilmezlerse hayatlarının ilerleyen döneminde alerjik astım oluşturma olasılıkları oldukça yüksektir. Bunun dışında bu tür hastalarda da akut ya da kronik ürtiker atakları oluşabilmektedir.
ALERJİ BU KADAR BASİT GÖRÜLMELİ Mİ?
Buraya kadar anlattıklarım bu sorunun cevabını veriyor sanıyorum. Alerji asla basite alınmaması gereken bir hastalıktır. Basite alamayacağınız bu hastalığın tedavisini de lütfen bu hastalığın profesyonelleri olan hekimlere teslim ediniz. 
ALERJİ HER İNSANDA GÖRÜLEBİLİR Mİ?
Alerjik hastalıklar genel olarak genetik yatkınlığı olan kişilerde görülse de bazen ailesinde ve geçmişinde alerjik rahatsızlık olduğu bilinmeyen bireylerde de ortaya çıkabilmektedir.
ALERJİLER DOĞUŞTAN MI OLUYOR?
Alerjik hastalıklar için eski Rum alimleri “kimde ne zaman, nasıl oraya çıkacağı belli olmayan hastalıklar” derlermiş. Şu anda da durum böyledir. Alerjik rahatsızlıklar yaşamın erken çağlarında ortaya çıkabileceği gibi çok geç yaşlarda da alerjik hastalık bulgularının ortaya çıktığı olabiliyor. Ancak genellikle ilk 1-20 yıllık yaşam sürecinde hastalık bulguları kendini göstermiş oluyor.
ALERJİLER TAMAMEN GEÇİYOR MU, YOKSA HAYAT BOYU OLUYOR MU?
Alerjik hastalığın en azından tüm bulgularının yok edildiği ve sağlıklı bir hayatı sürmek olasıdır. Bunun dışında alerjik hastalıkların doğasına yönelik aşı tedavisi gibi uygulamalarla hastalığın kökünü kazımak mümkündür. Alerjik hastalığı tamamen çözebilmek adına ileride genetik ve immünoloji bilim dallarının ortaklaşa çalışması sonuç verecektir.
TEDAVİSİ MÜMKÜN MÜ YAHUT NASIL BİR TEDAVİ ŞEKLİ UYGULANIYOR?
Hastalığın bulgularının bastırılması çoğu zaman mümkündür. Ancak, ilaç tedavisi gibi uygulamaların kesildiğinde hastalığın bulgularının tekrar ortaya çıkacağı da aşikardır. Bu yüzden köklü tedavi yöntemleri (aşı=immünoterapi gibi) açısından mutlaka immünoloji ve alerji uzmanları ile görüşülmelidir. Tedavi açısından hekim ve hasta ciddi bir ortaklığa girmelidir. Her şeyin başında hekim hastalığı ile ilgili olarak hastayı çok iyi bilgilendirmelidir. Mutlaka sakınması gerekenleri teker teker anlatmalıdır. Kullanacağı tedavi yöntemlerini ve bunların yaratabileceği yan etkileri hastaya net bir şekilde açıklamalıdır. Tüm bunların dışında eğer hasta ve hastalık tipi ve kriterleri uygunsa aşı tedavisi yapılmalıdır. 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ÇOK OKUNAN HABERLER