Ana içeriğe geç

ANTEP, SEN NE ZAMAN GARGAMEL OLDUN?

YOORUUUMMM DİYE DİYE GALİBA YORUMUN ANLAMINI KAYBETTİK.

ANTEP, SEN NE ZAMAN GARGAMEL OLDUN?
1 / 2

YOORUUUMMM DİYE DİYE GALİBA YORUMUN ANLAMINI KAYBETTİK.

Şehir mi değişti, biz mi?

Antep büyüdü. Para büyüdü. Arabalar büyüdü. Evler büyüdü. Sofralar büyüdü. Cüzdan büyürken şehir kültürünü aynı hızda büyütemedik.

Para görgünün yerine geçmeye başladı. Pahalı araba nezaket belgesi oldu. Büyük ev kültür göstergesi. Mekânlar çoğaldı.

Biz birbirimize ne ara bu kadar kötü davranmaya başladık?

Malum geçim derdi. Et pahalı, meyve pahalı, süt pahalı. Biz de çözümü bulduk: Kötülük protein, fesatlık vitamin.

Bilim dünyası bazı hâllerimize isim bile koymuş. Incivility. Gündelik nezaketsizlik. Küçük kabalıklar, saygısızlıklar, karşındakini önemsememe hâli. Üstelik araştırmalar incivility’nin bir insandan diğerine taşınabildiğini gösteriyor. Biri sana kötü davranıyor. Sen öbürüne. O bir başkasına. Kötülükte bayilik sistemi kurmuşuz, haberimiz yok.

Bir de anomi var. Toplumdaki o eski “böyle yapılmaz”, “karşındaki de insan” frenlerinin zayıflaması.

Bilim dünyasının biz Anteplileri ayrıca incelemesi gereken acayip bir yeteneği var: Bilmediğimiz konu bizi susturmuyor. Tam tersine yaratıcı tarafımızı ortaya çıkarıyor. Bilginin yüzde 40'ı varsa kalan yüzde 60'ı imece usulü tamamlıyoruz.

  • “Bence araları biraz bozuk.”
  • Bir masa sonra: “Galiba ayrılıyorlarmış.”
  • İki masa sonra: “Ayrılıyorlar.”
  • Akşam: “Zaten uzun zamandır ayrı yaşıyorlarmış.”

Bir dakika. İlk masada elimizde sadece bir “bence” vardı. Son masada neredeyse boşanma protokolü var.

Bilim bu masaya da oturmuş: Pragmatik çıkarım. İnsan bazen kendisinin çıkardığı sonucu, sonradan kendisine gerçekten söylenmiş bilgiyle karıştırabiliyor.

Madam Kulisçesi: “Ben böyle düşündüm” → “Bana böyle söylendi.” Sonra zincirleme aktarım devreye giriyor. Bilgi bir kişiden diğerine geçerken bazı ayrıntılar kayboluyor, bazıları değişiyor, bazıları ekleniyor. Yani; “Bilgiyi imece usulü tamamlıyoruz.” cümlesinin laboratuvarını kurmuşuz.

Bitmedi.

Bir de yanılsamalı doğruluk etkisi var. Bir ifadeyi tekrar tekrar duymak, bazı koşullarda onu daha doğruymuş gibi hissettirebiliyor. Demek ki bir şeyin şehirde çok konuşulması, doğru olduğunun değil; çok konuşulduğunun kanıtı.

Ama bizde üç kişinin aynı şeyi söylemesi bazen kaynakça sayılıyor.

  • “Kim söyledi?”
  • “Çok sağlam yerden duydum.”
  • “Kim?”
  • “Şimdi isim vermeyeyim.”

Hah. Şimdi oldu…

Zaten “yorum” kelimesini de biraz hırpaladık.

Birbirimize “Yooruuummm…” diye sesleniriz. Yooruuummm diye diye galiba yorumun anlamını kaybettik. Yooruuummm ile yorumu bilgiye, bilgiyi rivayete, rivayeti de kesin bilgiye çevirmişiz. Biz bazen bilmediğimiz şey hakkında düşündüğümüzü, bildiğimiz şeymiş gibi anlatıyoruz.

İşte kötülüğün en sessiz hâllerinden biri de bu: Hakkında hiçbir şey bilmediğin bir insanın hayatına, elinde olmayan bilgiyle hüküm vermek.

Bu arada “Antepli” derken nüfus kütüğünüzü açmıyorum. Antep'te yaşıyorsanız buyurun, hepimiz aynı masadayız. Ve özellikle söyleyeyim: Ben de Antepliyim. Bu şehri dışarıdan seyredip ahkâm kesmiyorum. Dolayısıyla bu yazıda bilirkişi değil, sanıklardan biriyim.

Antep büyüdü. Merkezde yaklaşık 1 milyon 864 bin insan yaşıyor. Mesele şehri kimin bozduğu değil. Şehirde yaşayan bizlerin neye dönüştüğü.

Şehrime soruyorum: Antep, sen ne zaman Gargamel oldun?

Belki de yanlış soruyorum. Belki kötülük her zaman Gargamel gibi görünmüyor.

Bazen gayet masum bir cümleyle başlıyor: “Ben tam bilmiyorum ama…” Gerisini hepimiz biliyoruz. Daha doğrusu, bildiğimizi sanıyoruz.

Madam Kulis

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın
Daha fazla yükle
Özhanlar Mobilya