Son zamanlarda ebeveynlerden en sık duyduğum cümle şu:“Hocam, söylüyorum ama dinlemiyor…”“Çok çabuk sıkılıyor…”“Bir türlü odaklanamıyor…”
Biraz sohbet ettiğimizde çoğu evde ortak bir misafir olduğunu görüyoruz: Ekran. Tablet, telefon, televizyon… Artık hayatımızın tam ortasında.
Öncelikle şunu kabul edelim: Ekranlar şeytan değil. Bazen yemek yaparken kurtarıcı oluyor, bazen dışarıda beklerken hayat kolaylaştırıyor, bazen de yorgun bir günün sonunda bize birkaç dakikalık nefes alanı açıyor. Hepimiz insanız. Ancak okul öncesi dönem söz konusu olduğunda küçük bir ayrıntı büyük bir etkiye dönüşebiliyor.
0–6 yaş arası dönem, beynin en hızlı geliştiği yıllar. Çocuk bu dönemde dili, sosyal kuralları, sıra beklemeyi, duygularını ifade etmeyi ve en önemlisi aktif dinlemeyi öğreniyor. Aktif dinleme; göz teması kurmak, mimikleri okumak, söyleneni anlamlandırmak ve karşılık verebilmek demek.
Ekran karşısında ise iletişim tek yönlüdür. Ekran konuşur, çocuk izler. Sahne hızlı değişir, renkler parlaktır, ses efektleri yoğundur. Beyin sürekli uyarılır ama çocuğun katılımı sınırlıdır. Gerçek hayatın daha yavaş akışı bir süre sonra ona “sıkıcı” gelmeye başlayabilir.
Sınıfta öğretmenini dinlerken çabuk kopan, hikâye saatinde yerinde duramayan, yönergenin sonunu beklemeden başka uyaran arayan çocuklar görebiliyoruz. Bu çoğu zaman bir davranış problemi değil; yüksek tempoya alışmış bir dikkat sisteminin doğal sonucudur.
Örneğin Dünya Sağlık Örgütü, küçük çocuklarda ekran süresinin ciddi biçimde sınırlandırılmasını ve fiziksel hareketin artırılmasını öneriyor. Çünkü bu yaş grubunun temel ihtiyacı ekran değil; oyun, hareket, temas ve karşılıklı iletişimdir.
Peki çözüm ne? Tüm ekranları hayatımızdan çıkarmak mı?
Keskin yasaklar genellikle sürdürülebilir olmaz. Önemli olan sınır koymak ve denge kurmaktır. • Günlük ekran süresini belirlemek, • İçeriği denetlemek, • Mümkünse birlikte izleyip üzerine konuşmak, • Ve en önemlisi ekran dışı alternatifler sunmak…
Unutmayalım: Çocuk “dinlemiyor” gibi göründüğünde bazen gerçekten dinleyemiyordur. Çünkü dinleme becerisi, ancak yüz yüze iletişimle gelişir. Göz göze, diz dize, oyun içinde…
Belki de asıl soru şudur:Çocuğum bugün kaç dakika ekran izledi değil…Ben bugün çocuğumla kaç dakika gerçekten bağ kurdum?
Minik gözler ekrana kolayca kilitleniyor. Ama o gözlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, bir ekran ışığı değil; anne babasının yüzündeki ifadeyi okuyabilmek.